Ağıtlar ile inleyen topraklar

- Zara KOÇGİRİ
16 görüntüleme

Anaların yüzündeki her çizgi, yitirilmiş bütün canların yüzümüze kazılmış derin izleri..

Acı ve zulüm bu topraklarda yüzyıllardır Kürtler üzerinde uygulanıyor. Analar kaybettikleri evlatlarını toprağa dahi veremiyor. Yüzyıl boyunca Kürtler, tarihin hiçbir yerinde görülmemiş acılar, katliamlar, sürgünler, soykırımlar  yaşadı.. Zulmü ve acıları görürken gülmeyi, inanmayı, umut etmeyi unutmadı ve hep isyankardı..

Bu topraklar, tarihte devlet tarafından uygulanan savaş politikaları sonucu anlatılması zor acılar yaşamak zorunda kaldı. Zamanında Kürtler’in istemleri kabul edilmiş olsaydı, bu kadar anne çocuklarının, bu kadar kadın eşlerinin, kardeşinin ardından gözyaşı dökmeyecekti.

Bu topraklar yıllardır süren savaşların yarattığı ağıtlarla inliyor. Çatışmalı dönemin acılarını en derinden yaşayanlar elbette ki analar. Anaların en değerli varlıkları evlatları, canlarının en değerli parçası…  Anaların acıları bakışlarla yüreklere dokunur, gözyaşları ise vicdana değer. Savaşın ne demek olduğunu en iyi onlar bilir.. Barışın da daha nice canın yitirilmemesi için ne kadar gerekli ve önemli olduğunu da yine onlar bilir…

Daha fazla can yitmesin diye…

Savaşın en fazla kızıştığı, her gün ölüm haberlerinin geldiği, bir taraftan sıra sıra dizilen cenaze manzaralarının görüldüğü, bir taraftan da kendi çocuklarının cesetlerine bile ulaşamayan binlerce ananın feryatlarını yaşadığımız bir dönemde,

Barış Anneleri savaşın son bulması, Kürt ve Türk halkı arasında güçlü bağların kurulması için 1996’da harekete geçerek barış yürüyüşüne başladı.

Yüzyıllara dayanan acılara daha fazla acı eklenmesin diye, başka anaların yüreği   yanmasın diye, her gün korkuyla yatıp, endişeyle uyanan, “Evladımın ölüm haberini bugün de duymadım” diyerek ölümü ertelemeye çalışan anne-babalar olmamak için, karşılıklı sergilenecek çok az bir çabayla barışın gerçekleşebileceğini göstermek için,  en güzel şeyin barış olduğunu ortaya koymak için ve barışa inançla yola çıktı barış  anneleri..

Bir ana için en zor olanı evladını yitirmesi. Yine doğurduğu çocuğunu kendi anadiliyle ve kültürüyle yetiştirememesi. Oysa kardeş olan kardeşinin diline yasak koyamazdı, kelepçe vuramazdı. Bunu hiçbir din, vicdan ve ahlak kabul etmez. Kürtler’in meşru demokratik talepleri inkâr edilip bastırılmamış olsaydı, isyan ve çatışma da olmazdı. Yaşanan tüm bu acılara yol açan tekçi devlet zihniyeti bu sorunu görmezden gelmeye her dönemde devam etti..

Savaş son bulsun diye…

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle gerginleşen ve Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmeyi amaçlayan Uluslararası Komplo’nun gerçekleştiği dönemde, barış annelerinin çabaları daha da arttı..

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış için 1 Eylül 1998’de ilan ettiği ateşkesin devam ettiğini açıklaması ve toplumsal barışın sağlanması için yaptığı çağrılar, sergilediği çabalar, barışa oldukça güçlü şans vermesi umudu büyütmüş, barışın kalıcı hale gelmesi çabalarını daha da hızlandırmıştı.

Bu eşikten itibaren, bu acıları en derinden yaşayan Barış Anneleri devletin savaş politikalarına karşı ses çıkarıp dur demek için, Kürdistan’dan başlattıkları barış yürüyüşlerini güçlendirdi. Çatışmaların, ölümlerin durması, savaşın son bulması ve sınır ötesi savaş ve yok etme politikalarının son bulması için her alanda kalkan oldular.

Darp edildiler, yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar, tutuklandılar, işkence gördüler..  Haklarında soruşturmalar açıldı, halen devam eden soruşturmalar var..

Geçtiğimiz yıl Türkiye ve Kürt tarihinde önemli bir dönemeç yaşandı. Yıllardır sürdürülen tecrit politikasına karşı şimdiye kadar yapılan en yaygın, en uzun erimli, en kitlesel ve kesintisiz bir eyleme tanıklık ettik… DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in Sayın Öcalan üzerindeki ağır tecrit kaldırılana kadar başlattığı açlık grevi direnişi 7 aydan fazla sürdü.  Eylem bir süre sonra cezaevleri, Avrupa ve dünyaya yayılarak kitlesel bir hal aldı.

22 yıllık dürülen direniş

Dışarıda harekete geçen toplumsal muhalefet ve demokratik güçler, “Ses olalım Leylalar yaşasın” sloganıyla eylemler yaptı. Eylem ve etkinlikler yasaklandı, sokaktaki her harekete sert müdahale edildi… İşte tam bu dönemde yine analar harekete geçerek ölüm ve saldırılara kalkan oldu. Birçok cezaevleri önünde nöbet eylemlerine başladılar…

Eylemciler ile beraber anaların direnişi sonucunda Özel İmralı Cezaevi’nde uygulanan tecrit delindi, iktidar geri adım atmak zorunda kaldı…

Herkesin malumudur ki Türkiye’de barış istemenin ağır bedelleri var.. Ve anneler bu ağır bedeli öncelikli ödeyenlerden. Onlar için en güzel ve anlamlı zamanlar bu topralara barışın geleceği günler olacak.

Analar, 22 yıldır dürdükleri direniş ve mücadelenin güzele dair bir kavşağa evrileceğine inançlı. Onlar, kendilerinden sonra da barış ve özgürlük mücadelesini yürütecek insanların çoğalacağına inanıyorlar.. Çünkü bu mücadelenin mayasını çalan kendileri. Ama yaşarken barışı görmek en çok da Onların hakkı.