Agitleşen erkek gerçekliği 

- Zerya GÜL
307 görüntüleme

Agit15 Ağustos Atılımı ve Agitleşen erkek gerçekliği, Kürdistan’da önemli bir toplumsal dönüşüme yol açtı. Erkekliğin temelini oluşturan devlet ve iktidar alanlarını, yaşama nüfuz eden ilişki biçimlerini, kadınlığı, erkekliği sorgulattı. Sömürgeciliğe, erkek egemen sisteme karşı mücadelenin en zor yönünün klasik erkekliği aşmak olduğunu gösterdi. Kurnaz, komplocu, cinsiyetçi, aileci olarak daha da çoğaltabileceğimiz mülkiyetçiliğe dayanan iktidar erkeğinin özelliklerinden arınmadıkça, demokrasi ve özgürlüğe yakınlaşan toplumsal erkeğin açığa çıkamayacağının tarihsel deneyimini açığa çıkardı.

Ordular kuran, devletler yıkıp kuran, güç ve kahramanlık öykülerinin sahibi, korku salan, ‘tarih yazan’ zalim-zulüm-zilam temsili erkeklik, kadını kimliksizleştirerek varlığının temeline dinamit koydu. Uygarlıklar kurdu, ancak tarihsel, toplumsal sorunları derinleştirerek öz kimliğine yabancılaşan, yabancılaştıkça yıkım ve kıyımla özdeş ‘aslan erkek’ yaratıldı ve toplumsal varlık üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanıp durdu. Bu temsilin karşısına, yükselen ahlaki ve politik toplumsallığın tarihsel derinliği, demokratik kültürün yapıcılığı, mütevaziliği, emekçiliği, özsavunma bilinci ve örgütlülüğüyle varlık-özgürlük bilincinin yaratıcılığına sahip yiğit, camerd, kadın dostu erkeği çıkarmak, Agitvari bir mücadeleyle gelişti.

Şehit Helin Murad yoldaş şahadetinden kısa süre önce, jineolojiye yazdığı ve düşüncelerini paylaştığı son mektubunda, Agit gerçekliğinin, egemen erkekliğe ve ‘zilam’ çizgisine karşı geliştirilmiş ‘camerd’ erkeği temsil ettiğini dile getirmişti. Doğal toplumda erkeğin ‘zilam’ olarak adlandırılmadığını, hatta kendi bölgesi Dersim de dahil, bazı bölgelerde hala erkeğe ‘camerd’ dendiğini ve ana toplumuna, anaya bağlı erkeğin ‘camerd’ olarak tanımlandığını dile getirmişti. Anaya, kadın toplumsallığına bağlı erkek gerçeğinin açığa çıkarılması, incelenmesi ve zalim erkekliğe karşı, özgür ve kadın dostu erkeğin tanımlanmasının, özgürlük mücadelemizde bu çizginin temsilcilerinin incelenmesini bir görev olarak önümüze koymuştu.

Egemen erkek zihniyeti, kimliği ve erkekte yarattığı yanılgılı kişiliği sorguladıkça özgürlüğe, toplumsallığa ve kadın gerçeğine yakınlaşmak, kendini bulmak isteyen erkek; bu iki çizgi, iki uygarlık çatışmasını kişiliğinde kıyasıya yaşamak zorunda. Bu mücadele egemenlikçi, cinsiyetçi özelliklere karşı geliştikçe toplumsal kültüre, gerçeğe yakın özelliklerin açığa çıkmasına yol açmaktadır. Kürdistan özgürlük mücadelesinde bu çatışmanın amansız mücadeleciliği önderliksel bir özellik olarak gelişmiş, Agit gibi, Zeynel, Şiyar, Fikri, Erdal, İlam gibi toplumsallaşan bir karakter kazanmıştır.

“Erkeği öldürmek”  Önder Apo tarafından bir sistem çatışması, tercihi, iktidar ve devletin kaynağına yönelmeyi esas alan tarihi bir tespit ve mücadele perspektifi olarak geliştirilmiş, Agit kişiliğine, mütevazı devrimciliğine, özgürlük aşkı ve inancına cevap niteliği taşımıştır. 1996 yılında yaptığı “erkeği öldürmek” tespitini, 1998 yılı 8 Mart’ında ‘Kadın Eksenli Kurtuluş İdeolojisi’ ile tamamlamıştır. Erkekliğin bilinen bütün özellikleri, mücadele yöntemleri, toplum ve kadın karşıtlığına karşı, kadın etrafında geliştirilecek toplumsallığın, özgür kadın ve erkek gerçekliğini açığa çıkaracağı tarihsel bilincini güncelleştirmiştir. Bu tarihsel ve toplumsal bilinç ve mücadele yönteminin yaşamla özdeş kadına, ana kültürüne bağlı, kadına dost erkeğe varlık kazandıracağını kanıtlamıştır.

Demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma ve özgür eş yaşam formülasyonu ile derinlik kazandırılan bu ideolojik perspektif, kölelik ve egemenlik dünyalarını yaratan toplumsal cinsiyetçi kimliklerle mücadeleye dayanır, radikal demokrasi mücadelesinin temeli sayılır. Demokratik komünal toplum gerçeği böylesi radikal bir değişim-dönüşüm mücadelesini gerekli kıldığı gibi, yeni bir varlıklaşma, bilinç ve form kazanmayı ifade eder. Jin-jiyan-azadi formülasyonu kadar, camerd-Agit yiğit erkek gerçekleşmesi tamamlayıcılığı, toplumsal bütünlüğü ve özgür eş yaşam diyalektiğinin temel mücadele alanını oluşturur.

Özgürlük mücadelemiz, bu mücadelenin varlık ve kimlik kazanmanın sayısız örnekleri ve gerçekleşmeleriyle irdelenmeyi, sonuç çıkarmayı gerektiren ve toplumsal inşanın özgür temellerini atan örnekleriyle bir deryadır. Sara, Zekiye, Zilan, Beritan, Sema, Avesta, Mazlum, Ferhat, Kemal, Agit ve Zinar gibi niceleri mücadeleciliği, bu gerçekleşmenin zorluğu kadar, kutsallığını, bereketini ve vazgeçilmezliğini gösterir. Özgür yaşam umudu ve özleminin canlılığını, en zor koşullarda yaratıcılığını, yol göstericiliğini, öncülüğün tarihsel dönüşümlere cesaretini, mücadeleci kimliğini gösterir.

İlk kurşun erkek egemen zihniyete sıkılmış, yeni bir zihniyet dünyasını, kölelik-egemenlik ikileminden kurtararak yaratmanın amansız bir mücadeleyi gerektirdiğini açığa çıkarmıştır. Bu mücadele, özünde taşıdığı evrensel karakterini, bütün düşmanlarını görünür kılarak tarihsel düşmanlığı, komploculuğu, kurnaz-kirli siyasetçiliği teşhir etmiştir. Özgür iradesini tecrit ve yok etmeye yönelmiş saldırganlığa, yeni bir dünya, paylaşım savaşına karşı varlık ve özgürlük mücadelesini, ana toplumunun özgür evlatları olma temelinde derinleştirmektedir.

Duygu ve düşünce dünyalarında derinlik kazanan, toplumsallaşan özgürlük bilinci, tarihsel ve toplumsal kahramanlığın mütevazı öncüleri “kendisi yalın, düşleri zengin insan”lara yön vermektedir. Rojava devrimiyle toplumsal bir kahramanlık ölçüsüne, kendini tanımlamanın, aşmanın ve yeniden yaratmanın özgürlük ölçüsüne dönüşmüştür. Zorluğu kadar büyüleyiciliği, çekiciliği ve yaşam gücü kazandıran özü, tüm insanlığı kucaklamaktadır.