Aile ideolojisine meydan okuyan Önder: ÖCALAN

- Sara AKTAŞ
168 görüntüleme

Şunu peşinen ifade etmek gerekiyor; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü sorununu stratejik olarak ele almış olması kadar, yine bizzat kendisinin geliştirdiği ideolojik, felsefi ve paradigmasal yaklaşım bugün Kürt halkı kadar Kürt kadınları açısından da devrimsel gelişmelere yol açmış, temel ve belirleyici olmuştur. Kuşkusuz bu yaklaşımın iyi anlaşılması için öncelikle Öcalan’ın Kürt varlığının dönüştürüldüğü gerçeklikle nasıl mücadele ettiğinin ve hangi öncelikler üzerinden hareket ettiğinin anlaşılması gerekiyor. Daha da somutlaştırmak gerekirse Öcalan, sadece sömürgeci güçlere değil aynı zamanda Kürt halkının getirildiği kölelik konumuna karşı da savaş açmış; bu sayede Kürt halkının ve kadınlarının yeniden kendini inşa etmesini temel öncelik olarak belirlemiştir.

Bu temelde Öcalan, kadın özgürlük mücadelesinin felsefi ve pratik temellendirmesini yaparken çocukluğuna kadar uzanan bir arayıştan sık sık bahs eder. Öcalan çocukluğundan itibaren kadınların içinde bulunduğu kölelik koşullarına duygusal ve sezgisel düzeyde de olsa tepkilidir. Mesela çok sevdiği ablasının birkaç eşya karşılığında bir erkeğe verilmesi, veyahut küçük kızların kendilerinden kat kat büyük erkeklerle evlendirilmesi kendisinde derin bir iz bırakmış ve özgürlüğü önce onların nezdinde hayal etmiştir. Öcalan’ın çocukluğundan beri gerek aile içinde gerek toplumsal normlarla yaşadığı çelişki ve çatışmalar kişiliğinin şekillenmesinde etkili olmuş, bu sebeple kadınların özgürlüğü ve halkın özgürlüğü sorunsallına bir arada yaklaşmıştır.

Sistem kendisini bireyde gerçekleştirir

Öcalan kadınların özgürlük meselesine yoğunlaşırken öncelikle aile kavramını gündemine almıştır. Ona göre modern aile devletin, kapitalizmin ve ataerkil sistemin temelini oluşturur. Kadının ürettiği değerlere el koyar ve bunları görünmez kılar. Aile baba ve koca figüründe devlet iktidarının senaryosunu üretir ve yeniden üretir. Aile erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurduğu bir miko-devlettir. Aile, kadınların kimi zaman şiddet kimi zamansa aşk, sevgi ya da çocuk üzerinden sessiz kalmasını sağlayarak köleleştirilmesini doğallaştırır, kadın emeğinin sömürüldüğü yerdir. Aile içinde kapatılan kadın cinsel sömürü aracılığı ile erkeklerin sonu gelmeyen isteklerinin nesnesi haline getirilir. Annelik emeği, evde sarfedilen emekle birleşerek kölelik üretmektedir. Özcesi aile köleleştirilmiş bireyler üretir ve ezme ezilme ilişkilerini doğallaştırılır. Bu temel görüşlere varırken kendi yaşam öyküsü ve gözlemleri, kendi kardeşleri ve annesi Üveyş ile olan ilişkilerini ve bunlardan çıkardığı sonuçları ustalıkla değerlendirir, çıkarımlarda bulunur.

Bir diğer deyişle, Öcalan’a göre aile; sömürgeci sistemin ve devlet mantığına dayalı hiyerarşik yapılanmanın sürdürülebilirliğinin ve güç kılınmasının aracıdır. Esas olarak bu durum aile içi ilişkilerde kurumlaştırılır. Sistemin hiyerarşik zihniyet ve mantık yapılanması, aile içi ilişkilerle kişiye özümsetilir. Kişi küçük yaştan itibaren sistemin düşünce kalıplarıyla büyür, davranışları şekillenir ve sistem kendisini bireyde gerçekleştirir. Öcalan, Engels’e benzer biçimde, ailenin sınıflı uygarlıkların ve onun hiyerarşik toplum yapılanmasının ahlaki temellerinin atıldığı dönemlerde geliştiğini düşünür. Ailenin, devletçi ve mülkiyetçi zihniyetin sosyal, siyasal ve ekonomik yayılmacılığını yeniden üreten ve böylelikle garanti altında tutan başat kurum olduğuna inanmıştır. Son kertede cinsiyet sömürüsü üzerinden şekillenmiş olan kapitalist ve devletçi eğilim, kadın eksenli yaşama vurduğu darbeyi kalıcılaştırmanın ve güçlendirmenin yolunu, erkeğin iktidarına dayalı ilişki gerçekliğini aile ilişkilerinde kurumsallaştırarak gerçekleştirmiştir. Öcalan’a göre Kürt ailesi ise modern ailenin tüm sorunlarını kapsamasının yanı sıra ürettiği muazzam kölelikle Kürt toplumunun köleleştirilmesinde de rol oynar. Bu bakımdan özgürlük hareketine katılan bireyler, sadece devlet merkezli sömürüye karşı değil aile ideolojisinin ürettiği köleliğe karşı da direnmek zorundadır.

Egemenlik özgürlükçü ilişkiye bir darbedir

Öcalan bu bağlamda erkeği ve erkekliği, kadın eksenli yaşamla çatışan ve hatta açıkça savaşan bir egemenlik ve sömürü biçimi olarak ele alır. Öcalan Mezopotamya’da neolitik çağda ortaya çıkan kadın eksenli eşitlikçi yaşama vurulan darbeyi erkek egemen ideoloji ekseninde düşünür ve bu darbenin meşrulaştırılmasının izini mitolojilerde ve anlatılarda sürer. Erkek, egemenliğini bin bir hile, kurnazlık, yalan ve aldatmacayla kurmuştur. Erkek egemenliği aynı zamanda insanlığın doğayla ve birbiri ile paylaşımına, özgürlükçü ilişki anlayışına, eşitleyen ve çoğaltan sevgi biçimlerine, karşılıksız emek ile üretilen değerlere vurulan bir darbe olmuştur. Kadın toplumsal yapı içerisindeki konumu itibariyle düşürüldükçe, toplumsal olanı ürettiği gerçekliği gittikçe yok sayılmıştır. Özellikle kapitalizmle birlikte, değer üretimi evin dışında gerçekleştirilen bir şey olarak kabul edildikçe ve kadın bu süreçten kopartıldıkça, erkek egemen sistemin en değersiz aracı haline getirilmiştir. Erkek ailenin reisi, kadının kocası ve toplumun atası konumuna gelmiştir. Bütün toplumsal ölçüler erkeğin çıkarına dönük şekillenmeye başlamıştır. Soy belirlemesinin erkek çocuk üzerinden geliştirilmesi ve bunun aile-devlet işbirliğiyle güvenceye alınması, sınıflı toplum ve buna dayalı özel mülkiyet anlayışını da biçimlendirmiştir. Kadın, erkeğin soyunu sürdürme ve onun mülkiyeti olma konumuna getirilmiştir. Bu temel bakış açısı ve tespitlerden yola çıkan Öcalan, Kürt toplumunun ve tüm modern toplumların kutsal olarak adlandırdığı aile kurumunun bu hakikatine karşı savaş açmıştır.

Ahlaki toplumun temel taşı özgür eş yaşamlardır

Öcalan aile ve aile içindeki cinsiyet ilişkilerinin sistemin temelini oluşturduğunu saptadıktan sonra, ikinci olarak cinsiyet sömürüsünün başatlığına vurgu yapar. Ona göre cinsiyet sömürüsü, sınıfsal sömürüden de, ulusal sömürüden de daha köklü ve daha uzun bir süreci kapsayan ve toplumun her zerresine sinen bir sömürü biçimidir. Bu bağlamda Öcalan kadının köleleştirilmesini ve baskı altına alınmasını ilk karşı devrim olarak nitelendirir. Kadın toplumsallaşmanın, erkek ise devletleşmenin temel öznesi olur. Öcalan; cinsiyet özgürlüğü sorununun temel bir sorun olarak halen insanlığın gündeminde olmasını erkek egemen sistemin köklü kurumlaşmasına bağlar. Ayrıca, erkek egemen sistem yerinden edilmedikçe ve topyekün dönüştürülmedikçe, liberal anlamda kimi hakların kazanımıyla özgürlüğün mümkün olmadığına vurgu yapar. Öcalan’ın önerisi alternatif bir yaşam modelidir. Ona göre kadının baskı altına alınması, ideolojik kültürel bir yönelimdir: Kadın tarihi iktidarlaşmanın tüm kodlarını açığa çıkartacak, kadının özgürleşmesi ise egemen olmayan bir sistemin temel değerlerini oluşturacaktır. Bu bakımdan Öcalan, kadın özgürlüğünü ve özgür eş yaşamı siyasi ve ahlaki toplumun temel taşları olarak görmektedir.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ataerkillik, kapitalizm ve devletle birlikte aileyi, kadınlar öncelikli olmak üzere tüm topluma dayatılan baskı ve zulmün kökeninde yatan temel faktörler olarak görür ve şöyle der: “Tüm iktidar ve devlet ideolojileri, cinsiyetçi tavırlardan ve davranışlardan beslenirler… kadınların köleliği olmadan diğer hiçbir kölelik bırakın varolmayı, gelişemez dahi. Kapitalizm ve ulus devlet, erkek egemenliğinin en kurumsal halini temsil eder. Daha cesurca ve açıkça konuşmak gerekirse; kapitalizm ve ulus-devlet despotik ve sömürücü erkeğin tekelleşmesidir.”

Sonuç olarak karşımıza erk ve erkeklik ideolojilerine meydan okuyan, öte yandan aile ideolojisine meydan okurken, ataerkilliğe ve ürettiği tüm sömürü biçimlerine de meydan okuyan bir önder çıkmaktadır.