Aileden hanedanlık ideolojisine AKP’nin kadın politikaları

- Sebahat Tuncel
252 görüntüleme

AKP-TEPKI-KADINLARKapitalist modernist sistem yapısal bir kriz yaşamaktadır. Bütün dünya yaşanan bu yapısal krizden derin etkilenmekte ve krizden çıkış için çözüm arayışlarını sürdürmektedir. Kapitalist modernitenin yapısal krizinin temel nedenlerinden biri kadınların bu sistem içerisinde yok sayılması, kadın-erkek arasındaki eşitlik dengesinin ortadan kaldırılmasıdır. Dünyanın her yerinde bugün kadınların özgürlük sorunu temel bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. İlk dengenin bozulması, kadın-erkek arasındaki eşitlik ilkesinin kadın aleyhine bozulması ile yaşanmıştır. İlk iktidar ilişkisi, emeğin sömürüsü, özel mülkiyet, hiyerarşinin ortaya çıkması kadın-erkek arasındaki eşitlik dengesinin bozulması ile olmuştur. Kadınlar açısından ilk cinsel kırılma dönemi bu süreçte yaşanmış, tüm toplumsal yasalar bu eşitsizliği garanti altına alan ve süreklileştirecek şekilde yazılmıştır. Bugün yaşadığımız tüm sorunların kaynağında bu yatmaktadır. Kadınların toplumsal, siyasal ekonomik ve kültürel yaşamın dışına itilmesi, kadın ve şiddet kavramının hep yan yana kullanılması yaşamın kaynağı olan kadınların, sorunun kaynağı haline getirilmesi bütün bunlardan bağımsız ele alınamaz. Kadınlar açısından sürekli bir kriz hali yaşanmaktadır. Savaş, çatışma ve kriz dönemlerinde kadınların yaşadığı bu eşitsizlik durumu daha da derinleşmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum da bundan farksız değildir. Kendi kimlik sorunlarını çözemeyen Türkiye’de kriz daha da derinlikli yaşanmaktadır. Katı merkeziyetçi, tekçi, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci ve militarist bir ideolojik-politik bir zihniyetle yönetilen Türkiye sürekli kriz ve kaos yaşamaktadır. Bu kaos ve kriz toplumun tamamını etkilese de kadınlar bu durumundan misliyle etkilenmektedir. Türkiye’nin krizden çıkışının yolu, kadınların eşitlik ve özgürlük sorunu başta olmak üzere halkların ve inançların eşitlik ve özgürlük sorunlarını çözecek demokratik ve özgürlükçü bir sisteme geçmesi ile mümkün olacaktır. Ancak mevcut durum bundan çok uzaktır. Mevcut iktidarın bu krizden Türkiye’yi çıkarması mümkün değildir. Ancak özgürlük ve barış mücadelesi veren sistem karşıtı haraketler örgütlenip güçlü bir alternatif oluşturabilirse krizden çıkış sağlanabilir. Ancak bu yazının konusu bu değil.

Bu yazının konusu AKP iktidarı döneminde uygulanan kadın politikalarının toplumsal yaşamdaki etkilerini irdelemektir.

Erkeğin küçük devleti: Aile

der-tecavuz-taciz-eylemİktidarda olduğu 14 yıl boyunca uyguladığı politikalarla -yukarıda da ifade edildiği gibi- erkek egemen sistemin güçlü bir temsilciliği yapılmıştır. Kadınlar açısından sürekli bir kriz hali AKP eliyle daha da derinleştirilmiştir. AKP kendi ideolojik, politik ve ahlaki yaklaşımlarına göre kadınları daha fazla toplumsal yaşamın dışına iterek, erkeğe ve devlete hizmet eden konumunu güçlendirmek için çalışmıştır. AKP’nin 14 yıllık yönetimi boyunca en çok kadın özgürlüğü hedef alınmıştır. Kadınları eve kapatıp köleleştirerek, aile kurumunu kutsayan bir politika izleyerek, kadınlar iktidarın hizmetine sunulmuştur. Her fırsatta AKP’lilerin dile getirdikleri “insanı yaşat ki devlet yaşasın” söylemi ile AKP, “kadını yaşat ki aile yaşasın, aileyi yaşat ki devlet yaşasın” politikasını kadının aile içerisindeki kölelik durumunu kalıcılaştırmak için bir ilke olarak benimsemiştir. Kanun hükmünde kararname ile kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadının köleliğini kurumsallaştırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. “Kadın erkek eşitliği fıtratımızda yok” diyen dönemin başbakanı ve şimdinin cumhurbaşkanı, AKP’nin kadın politikasının baş temsilcisidir. AKP’li tüm yöneticilerin, milletvekillerin bakanların cinsiyetçi söylemleri, AKP zihniyetinin dışa vurmuş halidir. Tabiî ki burada aile kurumuna karşı olmak değil niyetimiz, AKP eliyle nasıl bir aile gerçekliği ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektir. Bu konuda Kürt Halk Önderi A. Öcalan “Özgürlüğün Sosyolojisi” kitabında aile kurumunu “ideolojik bir merkez” olarak tanımlamaktadır. “Aile erkeğin küçük devleti olarak inşa edilmiştir… Hanedanlık ideolojisinin işlevselleştiği kurumdur. Her erkek ailede bir hanlığın sahibi olarak kendini algılar. Ailenin çok önemli bir gerçeklik olarak algılanmasının altında bu hanedenlık ideoljisi çok etkilidir” demektedir. Yine Ailenin erkek egemen sistem ve iktidarlar için neden önemli olduğunu şöyle ifade etmektedir: “Birincisi, aile erkek etrafında iktidarlaştırılarak devlet kurumunun hücresi kılınmaktadır. İkincisi, kadının sınırsız ve karşılıksız çalışması güvenceye alınmaktadır. Üçüncüsü, çocuk yetiştirip nüfus ihtiyacını karşılamaktadır. Dördüncüsü, rol modeli olarak tüm topluma kölelik yaymaktadır. Aile bu içeriği ile aslında bir ideolojidir. Hanedanlık ideolojisinin işlevselleştiği kurumdur.”

Kürt Halk Önderi’nin bu tanımı aslında AKP iktidarının neden sürekli aile politikalarını esas aldığına da açıklık getirmektedir. “Başkanlık sistemi” olarak adlandırdıkları hanedanlık ideolojisinin yaşam bulması, ailecilik ideolojisinin kurumsallaşmasına bağlıdır. Bu bağlamda aileyi ideolojik bir kurum olarak tanımlıyorsak, AKP nin aile politikalarına karşı alternatif politikalar geliştirerek, aile kurumunu demokratikleştirmeliyiz.

Cinsiyetçilikten beslenen iktidar

Yeniden AKP’nin kadın politikalarına dönecek olursak; burada toplum tasavvuru sadece kadınların biat ettirilmesine dönük değildir. Asıl amaç, tüm toplumu köleleştiren tekçi bir sistem inşasıdır. Bugün Türkiye’nin içine girdiği krizin aşılmamasında bu durumun büyük bir etkisi vardır. AKP’nin arkasında dincilik ve milliyetçilikle beslenen %50’lik bir güç vardır. Bu aynı zamanda cinsiyetçi bir toplumsal taban demektir. AKP’nin üsten inşa ettiği militarist, milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi politikalar, medya eliyle her gün topluma empoze edilmektedir. Kadınların yaşadığı toplumsal sorunların temel nedeni de AKP’nin bu politikalarıdır. Sadece kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet karnesine bakıldığında bile bu durumu çok net görürüz.

AKP döneminde kadınlara yönelik şiddetin % 1400 artması en somut veridir.  Her gün kadınların şiddete maruz kalması ve cinsel şiddettin gün geçtikçe artması, AKP’nin kadın politikalarının sonucudur. Bir yandan her gün kadınlara yönelik cinsiyetçi söylemler üretiliyor, kadını eve kapatan, kaç çocuk doğurması gerektiğinden tutalım da nasıl giyinip giyinmeyeceği, sokağa nasıl çıkacağına, nasıl yürüyeceğinden nasıl güleceğine, nasıl konuşacağına dair kadına ayar verilmeye çalışılıyor. Diğer yandan bu politikalara karşı direnen kadınlar, erkek ve devlet şiddeti ile terbiye edilmek isteniyor.

AKP iktidarı, kadınlar lehine yapılmak istenen yasalara da büyük engeller çıkarmıştır. Bir yandan İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke olmakla övünürken, diğer yandan bu sözleşmenin en temel ilkesi bizzat AKP’nin en üst izm-tecavuze-karsi-yuruyus3düzeyde temsilcileri tarafından yok sayılmaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair bütün partilerin ortaklaştığı yasalar çıkmış olsa da, pratik uygulayıcıları yukarda ifade ettiğimiz zihniyetin temsilcileri olunca, yasal düzenlemelerin toplumsal karşılığı ortadan kalkmaktadır. “Son dönemlerde kadına ve çocuklara yönelik şiddet arttı mı, yoksa şimdi daha mı görünür oldu” sorusu bilinçli olarak ortaya atılmaktadır. İlk başta ifade ettiğimiz gibi erkek egemen sistemin kendisi eşitsizlik ve zor politikalarının kendisidir. Tarihin her döneminde kadınlar şiddet politikaları ile karşı karşıya gelmiştir. Ancak Türkiye’de yaşanan durum sadece bununla ifade edilemez. Özel olarak üretilen politikalar, kadına yönelik şiddeti daha da katlanılmaz bir duruma getirmektedir.

Ensar Vakfı ve tecavüzcülerin korunması

 Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları çokça gündeme gelen bir konu. Bu konu gündeme geldiğinde iktidar tarafından üstü kapatılmakta, sorumlular yargılanmak yerine adeta ödüllendirilmektedir. En son Ensar Vakfı ile gündeme gelen çocuk istismarına yönelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Semra Ramazanoğlu’nun “bir defadan bir şey olmaz” söylemi iktidar zihniyetinin dışa vurumudur. Kaldı ki daha sonra cumhurbaşkanından başbakanına, bakan ve milletvekillerine kadar herkes Ensar Vakfı’na sahip çıkarak, aslında tecavüzcüleri devlet koruması altına almışlardır. Bu vakıf bünyesinde yaşanan cinsel istismar jet hızıyla sonuçlandırılmış, 500 yıldan fazla ceza verilerek gerçek sorumluların yargılanması engellenmiştir. Biz bu uygulamalara yabancı değiliz, hatırlayın; devlet denetiminde olan yatılı bölge okulları YİBO’larda çocuklara cinsel istismar uygulandığına dair bilgi ve belgeler ortaya çıkmıştı. 2010 yılında Siirt/Pervari’de patlak veren olay daha sonra birçok YİBO’da çocukların benzer istismarlarla karşı karşıya kaldıklarını ortaya çıkardı. Ve Meclis bünyesinde bir komisyon kurularak Siirt’te incelemelerde bulunuldu, rapor hazırlandı, ancak gerçek sorumlular yine yargılanmadı. Ve o zaman bu durumu ortaya çıkaran rehber öğretmen, okul müdürü tarafından sürgün edildi. Yine 2011 yılında Bingöl’de aralarında uzman çavuşların da bulunduğu askerlerin 16 yaşındaki bir erkek çocuğa cinsel istismarı ortaya çıktı. Ancak insan hakları ve çocuk hakları için mücadele edenlerin çabasına rağmen sonuçsuz kaldı. Yine 2012 yılında “taş atan çocuklar”ın Pozantı cezaevinde cinsel işkence gördükleri ortaya çıktı. Yine Meclis bünyesinde komisyon kuruldu, araştırma yapıldı ama sonuç alınamadı. Çocuklar başka cezaevlerine sevk edildi ve gerçek sorumlular gizlendi.

Ters yüz edilen kadın hakikati

Tüm bu örneklere baktığımızda gerçeği perdeleyen, taciz ve tecavüze zemin sunan bir tablo ile karşılaşırız. Bu alanlar devlet denetiminde olan yerler. Buralarda böylesi istismarların yaşanıyor olması AKP politikalarından bağımsız ele alınamaz. Türkiye’de kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet sistematik bir işkence halini almış durumdadır. İktidarın mevcut politikaları da bu sistematik işkenceyi süreklileştirmektedir.

KADIN - AKP - PROTESTOBu yaşananlar kadınların kaderi değil ve tabiî ki kadınlar bu politikalara karşı direniyor. Özellikle Kürt Kadın Hareketi’nin ortaya çıkardığı başarı ve kazanımlar, yine feminist ve sosyalist kadın hareketlerinin kadın adına yarattıkları, tam da yukarıda ifade ettiğimiz çürümüş sisteme karşı alternatif oluşturuyor.

Kadın hakikati bu sistem içerisinde tamamen ters yüz edilmiştir. Bu hakikati gören ve buna karşı mücadele eden kadınlar tarihin her döneminde olmuş, her dönemde de erkek egemen sistemin kapsamlı saldırı ve komploları ile yüz yüze gelmiştir. İnsanlık tarihi bu mücadele örnekleri ile doludur.Kadın özgürlük mücadelesi veren kadınlar binlerce yıldır bu sisteme direnerek kadının emeğini çabasını ve mücadelesini günümüze kadar taşımıştır.

Yalan ve talan düzenini teşhir etmek

Kapitalist modernite ile içinden çıkılmaz hale gelen yalan ve talan düzenine karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürütmek insanlık açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılması gereken bu yalan ve talan düzenini teşhir etmek; eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarını toplumsal yaşamın bir parçası haline gerekmektedir. Burada tarihsel bir giriş yapmaktaki amaç sorunun kaynağının çok köklü ve derin olduğunu anlatmak ve sıradan, günü birlik politikalarla yaşanan durumu değiştirmenin mümkün olmadığının altını çizmek içindir. Karşımızda muazzam örgütlü, en az beş bin yıllık bir geçmişi olan erkek egemen sistem durmaktadır. Sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik vb. hayatımız etkileyen tüm alanlar bu sistemin yasaları ile şekillendirilmiş ve bu sistemin savunucusu ve temsilcileri tarafından belirlenmektedir. Bunu değiştirmek ve hakikate ulaşmak isteyenler bu gerçeklikten hareket ederek yeni bir sistem mücadelesini yürütmek durumundadır. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sistem ancak mevcut kapitalist modernist sisteme alternatif olabilir.