‘AKP, toplumu kötürümleştiriyor’

- Newaya Jin
220 görüntüleme

215 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar; ulus devletlerin eril, dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi karakterini görmemiz açısından oldukça önemli veriler sundu. İktidar savaşının yol açtığı korkunç görüntülere, söylemlere ve yönelimlere tanık olduk. Bu güç savaşının toplum açısından oluşturduğu tehlikeler nelerdir? Biat kültürünün toplumsallaşması nasıl yaşanıyor? Demokratik dinamikleri bağrında taşıyan kesimler nasıl bir tehdit altında? Neler yapmak ve nasıl örgütlenmek gerekiyor? Bu soruları ve bir bütün darbe gerçeğinin ardında yatan zihniyeti ve darbe mekaniğinin nasıl devreye girdiğini KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’a sorduk…

15 Temmuz darbe girişimini ve devlet-erkek-cinsiyetçilik bağlamında Türkiye gerçeğini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Türk ulus devlet sistemi son derece gerici, milliyetçi, cinsiyetçi ve faşist bir sistemdir. Bu sistem 93 yıldır Kürtler başta olmak üzere Türkiye halklarına ve kadınlara kan kusturuyor. 93 yıllık cumhuriyet tarihi katliamlar, soykırımlar ve kadın kırımlarıyla doludur. Türk ulus devlet sistemi, demokrasi ve özgürlükler düşmanı tamamen ataerkil, faşizan karakterin hakim olduğu katı erkek egemenlikli bir devlet gerçeğine sahiptir. Bu karakterde olan bir sistemde doğal olarak darbe mekaniği sürekli işler. Bu açıdan dikkat ederseniz Türk ulus devlet tarihi bir nevi darbeler tarihi de oluyor.

Darbe, faşizan erkek egemen zihniyetin kaçınılmaz eylemidir. Darbeye yol açan faşist zihniyetin dayandığı zemin cinsiyetçiliktir. Irkçılık ve faşizm incelendiğinde görülecektir ki temelinde derin bir cinsiyetçilik vardır. İktidarlar, kölelikler ve faşizm cinsiyetçilik zemini üzerinden ortaya çıkarlar. Cinsiyetçilik sürekli ırkçılık ve faşizm üretir. Darbeler ve komplolar, cinsiyetçi ideolojinin erkek siyaset alanındaki yıkıcı etkisi çok yüksek saldırı biçimleridir. O yüzden erkek egemen sistem darbe ve komplo yöntemleri ile kendisini ayakta tutmayı temel kural haline getirmiştir. Her darbeci pratik de sonrasında yeni bir darbenin zeminini döşemiştir. Darbe, cinsiyetçi erkek zihniyetinin iktidar savaşında ulaştığı en korkunç ve en uç düzeyi ifade etmektedir. Öyle bir savaş ki bu, savaş bir darbe ile bitip sonuçlanmıyor. Aksine iktidar savaşını daha da kızıştırıp derinleştiriyor. Erkek egemenlikli zihniyetin en dehşet yüzü bir de yapılan darbelerde ortaya çıkıyor.

‘Darbelerden biri kravatlı biri de üniformalı’

Türkiye’nin bir darbeler ülkesi olmasının temel nedeni erkek egemenliğinin faşizm düzeyinde yaşanmasından kaynaklıdır. Zaten faşizm erkek egemenliğinin-iktidarının en yoğunlaşmış ve derinleşmiş halidir. Faşizmin olduğu yerde demokrasi olmaz. Özgürlüklerin esamesi dahi okunmaz. Faşizmin olduğu yerde farklılıkları inkar ve imha anlayışı olur. Burada kadın düşmanlığı bir ideolojiye dönüşür. Tekçilik hakim ideoloji haline gelir. Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek mezhep, tek cins, tek adam adeta tanrı tarafından yeryüzüne indirilen yeni kutsal kitabın ayetleri gibi toplum üzerine sürekli boca edilir.

7 Haziran 2015 darbesi de 15 Temmuz 2016 darbesi de aynı karakterde ve zihniyettedir. Sadece aralarında biçim farkı vardır. Biri kravatlı biri de üniformalıdır. İkisi de kanlıdır, ikisi de korkunçtur, ikisi de Kürtlerin, Alevilerin, kadınların ve insanlığın düşmanıdır. 15 Temmuz darbesi devletin, Erdoğan’ın, AKP’nin faşist zihniyetinin doğurduğu bir darbedir.

‘Kürtlerin tasfiyesi üzerinden iktidar kavgası var’

3Tüm bu yaşananlar Türkiye açısından şu gerçeği çok daha çarpıcı ortaya koyuyor; Türkiye’de demokrasi ve özgürlük olmadan darbeci zihniyet ortadan kalkmaz. Darbeci zihniyeti doğuran esas etken faşizan erkek egemen zihniyettir ve bu zihniyetin çözümsüz bıraktığı Kürt sorunudur. Tüm darbeciler Kürtlerin tasfiyesi üzerinden kıyasıya bir iktidar kavgasına girmişlerdir. Kürtleri tasfiye etmek için tarihte eşi benzeri olmayan en kanlı ve en korkunç yöntemlere başvurmuşlardır. Bu darbelerin en kanlısı hatta bana göre 15 Temmuz’dan daha kanlı olanı 7 Haziran-1 Kasım 2015 Erdoğan-AKP sivil darbesidir. Bu sivil darbeyle birlikte Kürdistan kentleri tankla, topla, uçakla, kimyasal silahlarla yerle bir edildi. Yüzlerce insan dünyanın gözü önünde cayır cayır yakıldı. Onlarca insan kurşuna dizildi. Onbinlerce insan tutuklandı, işkencelerden geçirildi. Kürdistan coğrafyası cayır cayır yakıldı. Mezarlıkları, ibadet yerleri yerle yeksan edildi. Suruç’ta, Ankara’da, İstanbul’da büyük halk katliamları yapıldı. Şimdi AKP sivil darbesini anlatmaya kalksak sayfalar yetmez. O açıdan gerçekten 15 Temmuz darbesi, 7 Haziran ve 1 Kasım darbesinin yanında küçük bir nokta  gibi kalıyor. Fakat ortaya çıkardığı sonuçlar son derece sarsıcı ve önemlidir. Sarsıcılığı ve önemi bir darbeci gücün kendisini doğuran diğer darbeci güce karşı darbeye girişmiş olmasıdır. Bu darbe orduda ciddi bir irade ve itibar kaybına yol açmıştır. Orduyu tasfiye sürecine koymuştur. Sadece orduyu değil, bir bütünen devleti dağıtmıştır.

‘Demokratik siyasette zaaflar yaşandı’

Şimdi AKP bu darbe girişimini kendi faşizmini meşrulaştırmak ve on dört yıl boyunca işlediği tüm suçlardan kendisini aklamak için kullanmak istiyor. Bunu fırsat bilerek hegemonyasını CHP’yi de yanına alarak karşısında tek düşman olarak Kürtleri, Alevileri ve demokrasi güçlerini göstererek kurumsallaştırmak istiyor. AKP’nin bu özel savaş politikalarına karşı güçlü bir mücadele vermek gerekiyor. 7 Haziran sonrası demokratik siyasette çok ciddi zaaflar yaşandı. Neo faşist AKP’ye karşı etkili mücadele verilmedi. Alan AKP’ye bırakıldı. Şimdi artık hızla bu yetersizliği aşarak  faşist devlet ve AKP karşıtı tüm devrimci-sosyalist, demokratik, özgürlükçü güçlerin gücünü birleştirerek harekete geçme zamanıdır. Hatta bu konuda geç kalınmıştır bile. Bu topyekün mücadele ve direnişin motor gücü kadınlar olabilmelidir.

15 temmuz darbesi girişimi ile ortaya çıkan görüntüleri göz önüne getirirsek; erkek devlet özgür toplum açısından nasıl bir tehdit oluşturuyor?

Bu soruyu çeşitli açılardan
değerlendirmek mümkündür. Birincisi; toplumun darbe karşıtlığı anlaşılırdır. Çünkü Türkiye bir darbeler ülkesi olduğu için Türkiye  toplumu darbelerden çok çekmiştir. Türkiye toplumundaki bu hassasiyeti AKP kendisini kurtarmak için kullanmıştır. Ağırlıkta da darbenin yaşandığı ilk gece kendi yandaşlarını ve paramiliter güçleri sokaklara dökerek darbeyi engellemiştir. Bu tablodan da şöyle bir durum ortaya çıkıyor; AKP kendi paradigmasına göre yeni bir toplum inşa ediyor. AKP’ye çok yakın duran bir toplumsal kesim var ve bu kesim AKP’nin kendisine sunduğu maddi imkanlardan sonuna kadar yararlanıyor, zenginleşiyor. Bu üst toplumsal kesim içinde pragmatik, çıkarcı, demokrasiye duyarsız ve rantçı bir kültürleşme gelişiyor. AKP’nin varlığını kendi varlığı olarak görüyor. Bu kesimin, rantını korumak için yapmayacağı şey yoktur. Bir diğer kesim yoksul kesimdir. AKP bu kesimi zaman zaman sunduğu maddi imkanlarla yanında tutmaya çalışıyor. Fakat ağırlıkta da bu toplumun dini hassasiyetlerini istismar ederek biat eden, itaatkar, köle-kul olan bir toplumsal kültürleşme yaratıyor. Dincilik, mezhepçilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik üzerinden oluşturduğu psikolojik savaş bombardımanıyla bu kesimi konsolide ediyor. İktidar çıkarları temelinde yeni bir islam ideolojisi geliştiriyor, siyasi islamını devletleştiriyor. Siyasi bir islam devletinin toplumunu yaratmaya çalışıyor. Hegemon zihniyet biat dışında başka bir şey düşünmüyor ve bu zihniyet AKP’de ve faşist diktatör Erdoğan’da vücut buluyor, yayılıyor.

‘Özgür toplum kadın ekseninde oluşur’

AKP’nin bu politikası kuşkusuz özgür toplum için büyük bir tehdit ve tehlikedir. Bu politika özgür toplumun gelişme zeminini kurutuyor. Toplumu çürütüyor ve kötürümleştiriyor. Bu noktada yapılacak şey mücadeledir. Toplumsal direniştir. Toplumun özgür ve demokratik kültürle toplumsal sistemini ivedilikle inşa etmesidir. Bu inşada kadının mücadelesi ve rengi esastır. Demokratik özgür toplum kültürünü ve sistem inşasını ancak özgür kadın sağlayabilir. Çünkü özgür toplum kadın ekseninde oluşan toplumdur. Köle toplum ise egemen erkek-devlet ekseninde oluşan toplumdur. Türkiye’de şu anda bu iki toplumsal paradigmanın kıyasıya bir savaşı sözkonusudur. Hegemonik egemen erkek paradigmasıyla, eşitlikçi-özgürlükçü kadın paradigması büyük bir mücadele içerisindedir. Özgür toplumun başını Kürdistanlılar, Kürdistanlı kadınlar ve devrimci demokratik güçler, köle toplumun başını da AKP ve müttefikleri çekiyor.

Kadın özgürlük paradigmasının başarısı verilecek mücadeleye ve geliştirilecek direnişe bağlıdır. Bunun esası da yaşamın her alanında örgütlenmekten, öz örgütlülüğü ve öz savunmayı geliştirmekten, toplumsal direnişi yükseltmekten geçiyor.

Darbe gecesi ve sonrası kümelenen erkek grupları devlet gücünü ardına alarak toplumun bütün kesimlerine tehditler savurdu. Linç girişimlerinde bulundu. Toplumun bütün kesimleri ve özellikle de Aleviler açısından nasıl bir tehlike var?

4AKP, toplum karşıtı bir güruhu topluma hakim kılmaya çalışıyor ve toplumu vareden insani değerleri ortadan kaldırıyor. AKP “bana biat etmeyene yaşam hakkı yoktur” diyor. Kürtler biat etmiyor; kentlerini yerle bir ediyor, diri diri yakıyor. Devrimci demokratik güçler biat etmiyor diye aynı ideolojik kaynaktan beslenen işbirlikçisi IŞİD ile birlikte yüzlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan bombalar patlatıyor. Kadınlar biat etmiyor diye kadınları katlediyor; tecavüz ediyor, kırım uyguluyor. Biat etmeyen emekçileri maden ocaklarında boğuyor. Biat etmeyen çevrecilerin üzerine dozerleri sürüyor. AKP, yediden yetmişe herkesi biat etmeye zorluyor ve bu saldırılar karşısında boyun eğip diz çökmeyenleri ise vahşi katliam ve özel savaş uygulamalarıyla tasfiye etmeye çalışıyor. Alevilerin yaşadığı da aynı durumdur ve hatta daha da beteridir.

‘Alevilik siyasal islam içinde eritilmek isteniyor’

AKP, Alevilere soykırım uyguluyor. Alevi coğrafyasında IŞİD kampları kuruyor, demografyasını değiştiriyor. Alevileri topraklarından sürmeye çalışıyor, tehcir uyguluyor.

AKP, IŞİD’i ve IŞİD zihniyetli AKP güruhunu, paramiliter hizbikontra güçlerini Alevilerin üzerine sürerek katliam provası yapıyor. Alevi sünni çatışması yaratmaya çalışıyor.

En tehlikeli uygulamalardan biri de inanç kırım politikasıdır. Tunceli Üniversitesi gibi yerlerde Alevi-Bektaşi inancını araştırma inceleme kürsüleri kurarak bir inancı nasıl kırıma uğratacağının teorisini ve projelerini geliştiriyor. Özellikle Tunceli Üniversitesi bu konuda çok kötü bir rol oynuyor ve bu konuda özel misyonlandırıldığı açıktır. Devlet bu tür çalışmalarla Aleviliği iktidar islamı içine çekerek özünden saptırmaya ve siyasal islam içinde eritmeye çalışıyor. Alevi toplumunu bir bütünen Alevilerin deyimiyle düşkün, kendi kendinin haini bir toplum haline getirmeye, kendisine biat ettirmeye çalışıyor. Bu tarzda devlet direnişçi Aleviliği yok edeceğini düşünüyor.

Osmanlı’dan günümüze, sürekli üretilen nefret söylemleriyle ötekileştirilen Aleviler, TC tarihi boyunca sürekli saldırılara ve katliamlara maruz kaldı. Yaşamlarını sistematik olarak katliam ve baskılarla geçiren Aleviler, devlet karşısında nasıl konumlanmalı? Devlet dışı örgütlemelerini nasıl sağlamalı? 

Osmanlı’nın altı yüzyıllık tarihinde Aleviler sistematik soykırım-inançkırım politikalarına tabi tutuldu. Sayısızca Alevi katliamları yapıldı, asimilasyon amaçlı kurumlar açıldı. Sahte pirler, dedeler ve ocaklar üretildi. Aynı politika cumhuriyet tarihi boyunca da devam etti. Kanlı kızıl katliamların yanısıra bu defa çakma laiklik ideolojisiyle Aleviler ve farklı inanç kimliklerine sahip toplumsal kesimler asimile edilmek, devlete bağlanmak ve devlet içine çekilerek kontrolde tutulmak istendi. Böylelikle Aleviler erime sürecine alındı. Tarih boyunca devlet dışı bir toplumsal gerçekliğe sahip olan Aleviler bu tarzda devlete bağlanarak hakikatinden uzaklaştırıldı. Egemenlere, egemenliğin cisimleştiği devlet sistemine karşı tarih boyunca sürekli mücadele eden ve direnen Aleviler devlete bağlanarak direniş geleneğinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. Türk ulus devlet sistemi bunu önemli oranda başardı da aslında. Bu konuda CHP etkili bir rol oynadı. Devletin kurucu partisi olan CHP laiklik demogojisiyle büyük bir Alevi kesimini devletin kontrolüne ve hizmetine koydu. CHP inanç ve kültür kırım politikasını bu şekilde sistematik bir biçimde başarıyla geliştirdi.

‘İktidar ile uzlaşan Alevilik bitmiş bir Aleviliktir’

5Gerçek olan şu ki; devlet-hegemonik iktidar sistemiyle buluşmuş ve uzlaşmış bir Alevilik bitmiş bir Aleviliktir. Alevi toplumu; devlet dışı, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve komünal yaşama dayanan bir toplumdur. Aleviler, devlet öncesi doğal toplum gerçeğinin, toplumsal kültür ve inanç geleneğinin günümüze taşınmış toplum halidir. Aleviler, hakikati ve özü gereği devlet ve iktidar karşıtıdır. Çünkü devlet, toplum karşıtıdır, bir baskı ve zor aygıtıdır. Baskı, zulüm, şiddet ve sömürü üreten toplum karşıtı bir mekanizmadır devlet. Alevilerin yaşattığı gelenek bu sömürü aygıtına karşı hep direnmiştir, isyan etmiştir. Bu aygıtın zulmünden, kirinden ve vahşetinden  uzak durmak için dağların ve çöllerin en kuytu yerlerini kendine mesken edinmiştir Aleviler.

‘Aleviler tehlike altındadır, öz savunmasını almalıdır’

Şimdi ise Aleviler son derece planlı ve sistematik bir politika ile tamamen tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bir taraftan AKP diğer taraftan CHP ve birçok tarikat-cemaat çok özenle bu işi yürütüyor. Kızıl ve beyaz katliamı içiçe uyguluyorlar. Son üç yıldır da IŞİD denilen yeni kontra yapılarla bu tasfiye süreci tamamlanmak isteniyor. Bu konuda Alevilerin çok örgütlü olması gerekiyor. Aleviler açısından temel savunma mekanizması örgütlülükleridir. Aleviler bulundukları her alanda mutlaka örgütlenmelidir, kendilerini yalnız bırakmamalıdır. Özellikle Kürtlerle, Kürdistan Özgürlük Hareketi’yle biraraya gelmeli, mücadelelerini birleştirmelidirler. Ortak bir mücadele cephesi kurulursa hiçbir egemen ve despotik güç ayakta kalamaz. Bu açıdan Aleviler ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin buluşması ve birlikte zalime-zulme karşı mücadele etmesi, direnmesi çok ama çok önemlidir. Bu birliktelik ekmek ve sudan daha öncelikle ve zaruridir. Bunun yol açacağı sonuçlar ise çok muhteşemdir.

Bir de Aleviler öz savunmalarını geliştirmelidir. Gerçekten Aleviler çok büyük bir tehlike altındadır. Özellikle AKP ve IŞİD ile bu tehlike çok daha fazla artmıştır. Bu durum öz savunmayı daha fazla zorunlu hale getirmiştir. Ancak bu yönlü geliştirecekleri örgütlenmeleri de Kürdistan Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleriyle ortaklaşarak yapmalıdırlar. Bu güçlerden güç almalı ve güç vermelidirler. Bu anlamda da gücünü ve örgütlülüğünü ortaklaştırmalı ve birleştirmelidirler. Alevileri koruyacak ve yaşatacak olan bu yaklaşım olacaktır.