Almanya’nın Kürtlerle imtihanı

- Fatoş GÖKSUNGUR
241 görüntüleme

ALMANYA DA KURT EYLEME POLİS MUDAHALESI-5Tarihin sadece son yüzyıllık kesitine baktığımızda, Almanya ve Türkiye’nin birbirlerine rol modeli olduğunu görürüz. Her iki devlet arasındaki ittifak taktiksel değil, stratejiktir. Avrupa ekonomisine ve politikalarına yön veren “en güçlü’’ ülke olma özelliğini taşısa da, rol modelinin Türk devletinin karakteristik ırkçı/tekçi faşist yapısı olduğunu görürüz. İnsanlık tarihinde, en korkunç soykırım ve yıkım yapan Hitler faşizminin rol modelinin de bizatihi TC’nin kurucusu Mustafa Kemal olduğunu Hitler kendi ağzından tarihe not düşmüştür.

Her iki ülkenin birinci ve ikinci paylaşım savaşlarındaki ittifakları günümüze kadar kesintisiz bir biçimde devam etmiştir. 25 yıllık PKK yasağı ve Almanya’nın yasakçı Kürt politikasının temelleri de tarihsel bu ikili ittifaka dayanmaktadır.

Türk-Alman ittifakı

ALMANYA DA KURT EYLEME POLİS MUDAHALESI-112 Eylül darbesinden sonra, binlerce Kürt ülkeyi terk edip başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesine geldi. ’90’lı yıllardan itibaren Türk devletinin Kürdistan’da yürütttüğü kirli savaşın tırmandırılması, gerçekleştirilen katliamlar, köylerin yakılıp boşaltılması sonrası Kürdistanlıların Almanya’ya göçü katbekat artmıştır.

Bu süreç aynı zamanda Almanya’daki Kürdistanlıların Türk devletinin gerçekleştirdiği katliamlara karşı eylemselliklerin de yoğunlaştığı bir dönemdir. Çünkü Kürdistanlılar o dönemde Türkiye’ye en çok silah desteğini sağlayanın Alman devleti olduğunun bilincindeydi. Almanya’nın bu silah desteğini kesmesi için tepkilerini demokratik kriterler temelinde gösteren Kürdistanlıların eylemleri, dönemin başbakanı tarafından “Almanya’nın iç güvenliğini tehdit” olarak tanımlandı. Bu “İç güvenlik tehditi” tamamen Türk devletinin politikası güdümünde alınmış bir karardı. Oysaki Kürdistanlıların tek niyeti ülkelerindeki savaşa ve katliamlara uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmekti.

Alman devletinin Kürtlere dönük yasakçı politikaları, onlarca Kürt siyasetçinin yargılandığı ve tutuklandığı ’88’deki Düsseldorf davası ile fiilen başlatılmıştı.

Reel sosyalizmin çöküşü ile birlikte; Berlin duvarı yıkılmış, Doğu ve Batı Almanya birleşmişti. Doğu Almanya’nın elindeki tüm silahlar ise Türkiye’ ye hibe edildi. Başta Alman panzerleri olmak üzere, hibe edilen bu silahlarla Çiller-Güreş hükümeti Kürdistan’da ağır katliamlar gerçekleştirdi. Türk askerlerinin gerilla bedenlerine yaptıkları vahşet, Alman panzerleri üzerinden sergiledikleri görüntüler hala hafızalarımızda canlı olarak durmakta. Kürdistanlılar eylemleri ile tam da Alman silahları ile gerçekleştirilen bu insanlık dışı suçları protesto ediyordu. Savaş suçlarına destek vermekten yargılanması gereken Almanya, kirli ittifaka yaptığı desteğin üstünü örtmek için, Kürdistanlıların bu protesto eylemlerini gerekçe göstererek 26 Kasım 1993’te PKK’yi “Yasaklı örgüt” ilan etti.

Yasaktan bir ay önce dönemin Başbakanı Tansu Çiller, mevkidaşı Helmuth Kohl ile görüşmüştü. Bu görüşmeden sonra açıklama yapan Çiller; “Başbakan Kohl bize söz verdi, ‘bölücü örgüt’e karşı gereğini yapacaklar” türünde beyanlarda bulunmuştu. Yasak ile birlikte Almanya’da bulunan tüm Kürt kurumları kapatıldı. Bu yasak, ülkelerindeki savaş suçlarına karşı meydanlarda olan Kürdistanlılarca büyük bir öfke ve tepki ile karşılandı.

Yasaklara karşı direniş

ALMANYA DA KURT EYLEME POLİS MUDAHALESI-4Karar ile beraber Almanya hukuku ve adaletine karşı büyük güven zedelenmesi yaşayan Kürtler, karara boyun eğmeyerek yasaklanmış ve mühürlenmiş kurumlarına girip sahip çıktı. Kurumlarına girerek günlerce çıkmayan Kürtler, sivil itaatsizlik eylemi ile Almanya’nın hukuksuz kararını protesto etti.

Yasağa karşı en büyük tepki ve ses Kürt kadınlarından geldi. İki kadın devrimci Berivan ve Ronahi Mannheim kentinde bedenlerini ateşe vererek yasağa karşı en radikal protesto eylemini gerçekleştirdiler. Bu haklı tepkinin muhasebesini yapması gereken Almanya ise, yasakların yanı sıra ’90’ların Türkiyesi’nde olduğu gibi Kürtlere dönük linç kampanyası başlattı.

Kürtler, Almanya’da topyekün potansiyel suçlu gibi lanse edildi. Bunun sonucunda ’94’te Hannover’de 16 yaşındaki Kürt genci Halim Dener Alman polisi tarafından sokak ortasında arkadan vurularak öldürüldü. Bunu protesto etmek için açlık grevi eylemleri başlatan Kürdistanlılara polisler yine saldırdı. Bu saldırıların birinde (27 Haziran 1995) Gülnaz Bağıstan adlı kadın Berlin’de Alman polisi tarafından dövülerek komalık edildi ve yaşamını yitirdi. Sayısız ev baskınları, keyfi uygulamalar, iltica hakkının iptal edilmesi, basın kuruluşlarına baskın/kapatma, yurtseverlere ve Kürt siyasetçilerine yönelik gözaltı ve tutuklama gibi hukuk dışı uygulamalar ’93’ten bugüne sistematik olarak devam eden politikalardır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile -ki bu komplonun bir parçası da Almanya’dır- Türkiye’ye teslim edilmesi ile birlikte, Almanya Kürtlere dönük politikasını daha da sertleştirmiştir. Her dönem Kürtler konusunda Türkiye ile olan işbirliği ve siyaseti daha da pekişmiştir.

Merkel diktatörde ısrarcı

ALMANYA DA KURT EYLEME POLİS MUDAHALESI-7Rojava’da DAIŞ’e karşı ve insanlık adına Kürtlerin yürüttüğü savaş konusunda bile Türkiye’den ayrıksı düşmemiş olan Almanya, DAIŞ’ın örgütleyicisi Tayip Erdoğan’a sahip çıkmıştır.

Bütün dünyanın sempatisini kazanan YPG/YPJ savaşçılarının DAIŞ’e karşı yürüttüğü savaş ne yazık ki Alman devletinin gündemine oturmamıştır. ’93 “PKK yasağı”nın yanı sıra YPG ve YPJ’yi de yasaklar listesine eklemiştir. DAIŞ zihniyetini taşıyan Erdoğan’ı desteklemek Merkel hükümetine daha çok cazip ve kazançlı gelmiştir. Alman devletinin Türk aklı siyaseti desteğine rağmen, Alman toplumu ise Kürt Özgürlük Hareketine yoğun sempati besledi. Kendi hükümetlerinin yanlış politikalarını eleştiren Alman toplumu, Kürtlere dönük geliştirilen yasakları anlamsız buldu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlükçü paradigması, ‘başka bir dünyanın mümkünlüğüne dair halkların umudunu büyütmüştür. Alman anti-faşist, anti-kapitalist, devrimci, sosyalist cephesi tarafından büyük ilgiyle karşılanan bu paradigma ilgiyle takip edilmeye ve benimsenmeye başlandı. 25 yıllık yasağa rağmen kesintisiz süren ve bu cepheyi de bir araya getiren Kürtlerin mücadelesi, belli ki Alman hükümetini rahatsız etti.  Türk malı diktatöre verilen prim ve sonsuz destek de bu rahatsızlığın en büyük kanıtı olsa gerek.

Kürtler nezdinde Almanya, bölgede değişen dengeler ve oluşan yeni düzende Türkiye’nin yanında yer almakta. Kamuoyunda 2 Mart 2017 genelgesi olarak bilinen Almanya’daki yeni yasaklar AKP’nin KHK ve OHAL genelgelerini aratmamıştır. 2 Mart genelgesi ile YPG/YPJ, PYD ve Kürt Halk Önderi Öcalan’ın posterleri tümden yasaklanmıştır. ’93’teki “iç güvenlik” gerekçesi 2 Mart genelgesinde “kamu güvenliği” tehditine dönüşmüştür.

Başkent parlamentosunda hükümet ortağı CDU’lu bir parlementer dahi YPG/YPJ’nin insanlık adına DAIŞ çetelerine karşı savaştığını hatırlatarak bu yasaklara karşı çıkmıştır. Bu genelge de tıpkı ’93’deki gibi yine iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin ve kirli pazarlıkların yapıldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

Hitler ruhu yeniden hortladı

ALMANYA DA KURT EYLEME POLİS MUDAHALESI-6Almanya’nın bütün eyaletlerine gönderilen bu genelgenin akabinde Alman polisi Türk polis şiddetini aratmayan bir şekilde Kürtlere saldırmaya başladı. Kürtlerin en büyük demokratik çatı örgütü olan NAV-DEM’i kriminalize ederek kamuoyunun gözünde tehlikeli bir yapılanmaymış gibi lanse etmeye çalıştı. NAV-DEM’in birçok eylem ve etkinlik başvurusu yasaklanırken, hakkında sayısız davalar açıldı. Bu davaların neredeyse tümü demokratik ve meşru zeminde yapılmış, ama Alman polisinin provakasyonları ile kriminalize edilmiş davalardır. Eylemlere saldıran polis, YPG/YPJ ve Öcalan posteri avına çıkmıştır. Yöneticiler ve yurtseverlerin yanı sıra birçok kentte Alman dostların da evleri basılarak haklarında “yasaklı” posterleri taşımaktan dava açıldı.

Almanya’daki Kürdistanlıların örgütlendikleri DKTM’ler; 24 Haziran seçim sürecinde Berlin başta olmak üzere, Hannover, Bielefeld ve Heilbronn’da gece yarıları basılarak binalar tahrip edilmiş, yöneticiler gözaltına alınarak haklarında davalar açılmıştır. Türkiye’de nasıl ki HDP binaları basılıp terörize edildiyse, benzer süreç Almanya’da da Kürt kurumlarına karşı geliştirildi.

Almanya’nın diğer faşizan bir uygulaması ise Hitler faşizmi dönemini aratmayacak türdendi. Kürtlerin yazım ve edebiyat dünyasına hizmet eden, evrensel düşünceyi yayan Mezopotamya Yayınevi ve Kürt müziğinin yayılmasına hizmet eden Mir Müzik prodüksiyonu Mart ayında baskın düzenleyerek onbinlerce kitap, CD, yazılı ve görsel arşivlere el konuldu. Bu baskın da Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun aynı hafta içersinde Berlin’e yaptığı ziyaretin öncesine denk gelmişti.

Tüm bu uygulamalar ve ötesi, Almanya’nın da tıpkı Türkiye gibi polis devleti olma yolunda ilerlediğinin göstergesi.

Son üç yıldır Kürtlerin ulusal bayramı olan Newroz ve geleneksel hale gelmiş Kürt Kültür Festivalinin organize edilmemesi için her türlü keyfi prosedürü uygulamakta. Kürdistanlılar sağduyulu yaklaşımları ve demokratik eylemdeki ısrarları ile her türlü baskı ve keyfi sindirme politikalarını boşa çıkartmıştır.

Üçgendeki Kürtler’in statüsü

Almanya’nınALMANYADA KURT EYLEMLERI Kürtlere ve kurumlarına yönelik Türk devleti ile birebir örtüşen bu kirli siyaseti elbetteki tesadüfi değildir. Ortadoğu, Türkiye ve Almanya üçgenindeki Kürtlerin statüsü ile birebir bağlantılı olduğunu anlamak zor değil.

Yıldırma ve caydırma siyaseti ile Kürtlerin en demokratik talepleri ve eylem tarzında geri adım attırılamamıştır.

Ekonomik ve siyasal çıkarları gereği aynı zemini ve dili kullanan Almanya ve Türkiye, Kürdün gelişen özgürlük mücadelesi karşısında hangi baskıcı, yasakçı, katliamcı politikayı uygularsa uygulasın rüzgar özgürlükten yana esmektedir. Almanya’da yaşayan Kürdistanlılar onurlu ve dik duruşları ile özgürlüğe ve Önderliklerine olan inançları ile bu politikaları boşa çıkartmıştır. Mekanı neresi olursa olsun faşizme karşı boyun eğmediklerinin en güzel göstergesi ise, Kobanê direnişinden bu yana kesintisiz sokakları terk etmeyerek onurlarına sahip çıkışlarıdır.

Son söz yerine, ünlü Alman yazar Thomas Mann’ın Hitler faşizmine atıfta bulunduğu gibi; “Faşizm bir ideoloji değil, kötülüktür.”