Amed/Sur ve göç

- Fatma ESMER
305 görüntüleme

AMED - ZORLA GOCZorunlu göç ya da zorla yerinden edilmeler, insanlık tarihi boyunca insanları köklerinden kopararak sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik yönlerden yıkıma uğratıp benliğini yok etmeye yönelik soykırım politikaları olarak süre gelmiştir.

BAAS rejimi, Rojava Kürdistanın’da demografik yapıyı değiştirmek amacıyla 1973 ile 1974 yılları arasında ‘Türkiye sınırları’ paralelindeki bazı bölgelerde Arap köyleri oluşturdu. Amaç bölgeyi Araplaştırmak ve Kürt nüfusunu eritmekti. Bu politika çerçevesinde köy ve belde adları Araplaştırıldı. Kürtçe dili, isimleri ve yayınları yasaklandı. Arapça bilmeyen Kürtlerin oy kullanması engellendi, Kürtlerin başka bölgelere mecburi iskan edilmesi, Kürt köylerinin boşaltılması ve Bakur’dan gelen Kürtlerin geri gönderilmesi hedeflendi. BAAS rejiminin, Kürtlerin demografik yapısını bozmayı ve yok etmeyi amaçlayan bu planı, tıpkı 1925’te Türk devletinin uyguladığı Şark Islahat Planı’nın aynısıydı.

Arap kemeri planı, Türkiye-Suriye sınırı boyunca 300 km uzunluğunda, 15 km genişliğinde bir alanda uygulanmıştır. Bu sınır doğrultusunda  140 bin Kürt zorla yerinden göçertilmiş, topraklarından koparılmış, bu köylere Araplar yerleştirilmiş ve köylerin isimleri değiştirilerek Arapça isimler konulmuştur. Ermeni ve Asuri/Süryaniler de bu planın hazırlandığı 1963 yılı ardından Avrupa, Amerika, Ermenistan, Halep ve Beyrut gibi kentlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Arap kemeri politikasının bir sonucu olarak Ermeni, Süryani ve Kürt nüfusu azalmış, Arap nüfusu hızla artış göstermiştir.

Bugün Rojava Kürdistan’ında halkın “yeniden doğuş ve gerçekleşen bir hayal” olarak ifade ettiği Demokratik Özerklik sistem ile, Suriye halklarına ayrılığı ve düşmanlığı dayatanlara karşı demokratik, eşit ve özgür bir yaşam inşa edilerek yanıt verilmiştir. Yürütülen tüm bu soykırım politikalarına rağmen Rojava Devrimi ile halklar kendi komünlerini, tarım merkezlerini, sağlık birimlerini, eğitim vb yaşam alanlarını ilmek ilmek örerek meclislerini oluşturmuş ve kendi kültürlerini hayata geçirerek var olma mücadelesini kanıtlamışlardır.

sur-goc“Özel güvenlik” mi yaşama müdahale mi?

Öte yandan Cumhuriyetin ilk yıllarında Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin ulusal hak istemli mücadelesini engellemenin bir yöntemi olarak uygulamaya konulan İskan Politikaları ile on binlerce Kürt ailenin sürgün edilmesi, 1988 Halepçe katliamından sonra yüz binlerce Kürt’ün İran ve Türkiye’deki Kürt bölgelerine zorunlu göçü, Kürtlerin bu yüz yıllık trajedisinin göstergesidir. 90’lı yıllarda Türk devletinin Kürdistan coğrafyasında uyguladığı zorunlu göç ettirme politikası ile binlerce köy boşaltılmış ve milyonlarca insan Kürdistan ve Batı metropollerine göç etmek zorunda bırakılmıştır. Bu süreçte uygulanan işkenceler, toplu katliamlar, kayıplar, tecavüzler, koruculuk dayatmaları ve gıda ambargoları sosyal, psikolojik, kültürel, ekonomik çok yönlü bir yıkımın yaşanmasına yol açmıştır. Kürt halkına uygulanan bu yıkım politikasından başta Kürtler olmak üzere, Kürdistan coğrafyasında yaşayan Süryaniler, Êzîdîler gibi azınlıklar da ciddi biçimde etkilenmiştir.

Kürt Halk Önderi A. Öcalan tarafından başlatılan barış süreci ile birlikte 90’ lı yıllarda zorla yerinden edilenler, kendi köylerini yeniden inşa etmeye başlamışlardır. Özgün kültürel değerleri doğrultusunda kadim topraklarda yeniden üretim yapmak, yeni bir yaşam kurmak, demokratik, ekolojik ve kültürel soykırıma karşı yeni bir yaşamı kurmaya çalışmışlardır. Ne var ki bu dönüş süreci, AKP hükümetinin 7 Haziran  seçimlerini kaybetmesi ile durmuş, geri dönüş yolları kapanmıştır. Çatışmalı sürecin yeniden başlamasıyla birlikte birçok bölge “özel güvenlik alanı” olarak ilan edilmiş ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte Kürdistan’da yaşayan halkların doğrudan yaşam alanlarına müdahale edilmiştir. Sözde “güvenlik” adı altında gerçekleştirilen müdahaleler, yaşam hakkı ihlalleri başta olmak üzere barınmadan sağlığa kadar birçok hak ihlalini de beraberinde getirmiştir. Bu süre zarfında yüz binlerce insan yasaklar nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalmış, zorunlu olarak göç etmiştir. Buna rağmen çoğu insan göç ettikleri yerlere kalıcı olarak yerleşmemiş, yasakların kalkmasıyla beraber yaşam alanlarına geri dönmüştür/geri dönüş koşullarını zorlamaktadır.

Bu neyin acelesi?

Geri dönen insanlar temel insani ihtiyaçları olan; barınma, sağlık, eğitim ve gıda gibi gereksinimlerini karşılayamamakla beraber birçok sorunla da baş etmek zorunda bırakılmıştır. Fakat yaşanan tüm bu sıkıntılara rağmen, 90’lı yılların aksine dayanışma ve birliktelik duyguları büyümüş ve halk kendi yaşam alanlarını terk etmeme konusunda ısrarcı olmuştur.

Amed/Sur’da  yaşayan halk kendi yaşam alanlarına dönmeyi beklerken, Bakanlar Kurulu’nun 21 Mart 2016 tarihinde aldığı karar ile 55 bin nüfusun yaşam sürdüğü Sur ilçesinde acele kamulaştırma kararı alınmıştır. Koruma kurulunca onaylanmış bulunan ve 7 bin yıllık geçmişi olan tarihi Sur’ların koruma amaçlı imar planları bulunmasına rağmen, acele kamulaştırma kapsamında planda tescilli olarak belirlenen cami, kilise, müze ve anıtsal yapılar gibi kamuya ait yapıların MANSETda kamulaştırmaya dâhil edildiğinin görülmesi, apaçık bir toplumsal hafızayı en ivedi şekilde yok etme çabasıdır. “Yüksek kamu yararı” bahane edilerek yapılan kamulaştırmalar söz konusu alanlardaki halkın ihtiyaçlarını yok saymakta, taleplerini göz ardı etmekte, bu insanları göçe zorlamakta ve kültürel alanlarından uzaklaştırmaktadır. “Riskli alan” ilanları, kamulaştırma süreçleri ve beraberindeki kentsel dönüşüm politikalarının “kentleri soylulaştırma“ hamleleri olduğunu, bu projelerin söz konusu alanlarda yaşayan Kürtleri kültürel alanlarından kopararak yoksullukla baş başa bıraktığı ve ucuz iş gücü olarak kendine mahkum etmeye çalıştığı benzer politikalar üzerinden de bilinmektedir.

Sur halkı kabul etmeyecektir

Sur’da, çoğunlukla 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göç dalgasıyla yerlerinden edilen aileler yaşamaktadır. Daha önce de rant amaçlı yapılan kamulaştırma ile çok sayıda aile göç etmek zorunda kalmıştır. Gittikleri yerlerde ekonomik sıkıntılar ve sosyal uyum problemleriyle karşı karşıya kalarak birçoğu eski yaşam alanlarına benzer ekonomik ve kültürel özellikler taşıyan alanlara yerleşmişlerdir. Bakanlar Kurulu’nca alınan son kamulaştırma kararıyla birlikte Sur halkı üçüncü bir zorunlu göç tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. “Kamulaştırma” adı altında yürütülen tüm bu politikalar, aslında bu bölgede işlenen insanlık suçlarının izlerini silmenin, tarihi yok etmenin ve bu alanları ranta çevirmenin politikalarıdır. Bu yıkım ile birlikte yeni bir göç dalgasının hedeflendiği aşikardır.

Kürdistan’ın diğer illerinde olduğu gibi; Acele Kamulaştırma-Mülksüzleştirme adı altında Sur’da yaşayan halkın tarihi ve toplumsal değerleriyle hiç alakası olmayan TOKİ planlarını Sur halkı kabul etmeyecektir. İnsan-mekan bağlamında ve tarihsel kökenleri üzerinden var olma sebebiyle yaşam alanlarına, kültürlerine, tarihlerine yapılan bu işgale karşı Sur halkı direnecek, bu yeni bir göç dayatmasına karşı duracak ve mücadele edecektir.

*Amed GÖÇ DER Başkanı