Analık onuruna sahip çıkmak!

- Zerya GÜL
121 görüntüleme

Analık, tarihsel toplumsal bir olgu olarak, zayıf olanın, ezilenin yanında olmayı, yaşamsal, kültürel bir gerçeklik olarak korumaya devam etmektedir. Halkların hafızasında yer edinen Arjantinli Plaza de Mayo Anneleri ile onlarla aynı amaçla yola çıkan Cumartesi Anneleri, ülkelerinde uygulanan faşizme karşı direniş içinde kimlik kazanırlar. Barış Anneleri, Beyaz Tülbentli Anneler vs. gibi değişik isimlerde, özü aynı mücadelenin bir parçası olarak çıkarlar karşımıza. Son günlerde bir de gerillaya katılan çocuklarını geri getirmek için HDP Amed İl Binası önünde oturan analar çıktı ortaya. AKP-MHP faşist iktidarının oyunlarıyla kandırılan, satın alınan ya da bu politikaların aleti olan bir analık yaratılmak istenmektedir.

Arjantin’den Türkiye’ye/Kürdistan’a kayıp anaları, faşizmin karanlık ve kirli yüzünü deşifre eden tarihin en uzun eylemlerinden birini gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam etmektedir. Devletçi sistem kininin korkunçluğunu ortaya koyan faili meçhullerin, nasıl bir akıbete uğradığı faşizmin yokediciliğini bilenlerce meçhul olmasa da bir gün bir yerden çıkıp geleceklerine dair umut hep korunur. İşkenceci sistem tarafından kaçırılıp katledildikleri uzun mücadelelerle açığa çıkarılanlar dışında, büyük bir çoğunluğunun başına nerede ne geldiğini bilmemek anaların ve halkların yüreğini kemiren bir yara olarak hep tazedir.

Analar savaş karşıtıdırlar

Bu yürek yarası; anaları birbirine yakınlaştıran, ortaklaştıran bir rol oynar. Çektikleri ortak acılar etrafında yılların özlemi ve umudunu örgütlü bir duruşa ve güce dönüştürmenin bir sözleşmesine dönüşür. Onları yanyana getiren, savaşla saldırganlıkla kan ve gözyaşıyla beslenen devletli sistemdir. Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun, bu saldırı sistemi en çok anaları, anaların doğurduğu kadınları incitir, etkiler, ele geçirmek ister. Analık kadar doğal bir örgütlülüktür bu yanyana geliş. Savaşa, sömürüye, ölme ve öldürmeye karşı direngen duyguları geliştirir bu ortak yürüyüş.

Savaşlarda kaçırılan, katledilen, kaybedilenlerin, zindanlara atılanların, gerillaya katılanların anası aynı zulüm düzeniyle karşı karşıyadır. Devletin doğurduğu çocuğuna el koyarak, devlet çocuğuna-malına dönüştürme hakkını kendinde görüp her türlü saldırganlık için eğitip örgütlediği, açık ve gizli cephelere sürerek öldürdüğü çocukların anaları da acı içindedir. İlkinde onurunu, toprağını, kültürünü ve özbenliğini korumak isteyenlerin; ikincisinde devletli sistemin ölüm makinesine dönüştürdüğü çocuklarına ve bu politikaları durduramamaya duyulan yürek acısıdır.

Savaş ve ölüm-öldürme sistemine dönüşmüş devlet faşizmine karşı, analar değişik direniş ve örgütlenmeler geliştirir. Dağlarda savaşan ve her gün ölümle burun buruna olan veya şehit olan çocuklarının özgür ve barışçıl bir ülke özlemlerine gönül veren ve bu ülkeye dönüşlerinin özlemiyle yanyana gelen Barış Anneleri, başka bir gerçekliğe işaret eder. Savaş karşıtıdırlar, ölüm, yıkım, göç ve acı getiren bütün savaşların son bulmasından yana biriktirirler güçlerini. Her fırsatta barıştan yana tavır koyar, umudu büyütmek, gerçekleştirmek isterler.

Onursal bir dönüşümün sembolleri

Tecrit ve işgali Kürdistan’ın dört parçasına yayma ve Kürtleri yok etme peşindeki uluslar arası planları gören ve boşa çıkarmak isteyen Beyaz Tülbentli Anneler de aynı anneler… Zindanlardaki çocuklarının girdiği açlık grevi ve ölüm orucu eyleminde çocuklarının ardına düşen ve sonuç almak isteyen, öldürücü devlet sistemine karşı çıkan analar. Bütün meydanların, yürüyüş alanlarının beyaza kesilmesini sağlayan ve dünyaya barış, kardeşlik gelmesini isteyen yürekli analar… Bir canlıya zarar vermek yerine, beslemek, büyütmek ve yaşatmanın her türlü zorluğuna göğüs germenin duygularıyla şekillenmiş analık… Çocuklarının gününü ve geleceğini örmenin emek sembolleri… Kültürünü ve kimliğini korumanın fedakar analığına doğru onursal bir dönüşümün sembolleri…

En son belediyelere atanan kayyumlarla yine kendini ortaya atan ve faşizme karşı “Ev çi dinya ye. Kurdistana min destê dijmina ye…” diyen analık gerçeği. Toplumsallığa, özgürlüğe ve demokratik gelişime hizmet eden emeği kutsal gören, sahiplenen ve kendi emeği gören analık ve analar… Hisleri, duygu ve düşünceleriyle her türlü kötülüğün önünü almaya kilitlenen analar…

Bu analar ve analık gerçeği karşısına çıkarılmak istenen, para ve güç politikalarıyla kandırılmış anaları ve analığı nasıl yorumlayacağız? Devletin öldürme, yok etme, işgal ve tecrit politikalarına karşı direnen, özgür Kürt-Türk kimliği ile demokratik bir ülkede yaşamak isteyen anaların karşısına; AKP-MHP faşizmi asimile edilmiş, özüne ters düşürülmek istenen bir analığı çıkarmak istemektedir.

Analık yaşam kaynağıdır

Bu toprakların kadim geleneğinde “Anaya el kaldırılmaz” özdeyişi, köklü analık kültürünü ve bu kültüre, emeğe saygıyı ifade eden, yaşayan ve yaşatan bir gerçekliktir. AKP, analara karşı geliştirdiği saldırılarla bu geleneği ayaklar altına almış, iktidar hırsıyla gözü dönmüş bir faşizmin temsilcisidir. Cumartesi Anneleri başta olmak üzere, Barış Anneleri’ne ve Beyaz Tülbentli Anneler’e ve tüm analara saldırıları sürmektedir.

“Cennet anaların ayağı altındadır” diyen bir inanç geleneği ile yüceltilen analık kültürü, AKP dinciliği, faşizmiyle kan uyuşmazlığı içindedir. Faşizmin en son el atabileceği ve kendine alet edebileceği analar, özellikle de gerilla analarıdır. Çünkü analar çocuklarını öldüren mekanizmalardan, sistemlerden yana olamaz. Ölme ve öldürmeden yana olamaz. Yaşam olanakları olsaydı, o çocuklar, o dağlara gitmezdi.

Analık yaşam kaynağıdır, yaşamı doğuran ve koruyandır; yaşamla bağı güçlü olan ve canlı doğa ile en güçlü bağ içinde olan bir öze sahiptir. Ölme ve öldürme siyasetine karşı, yaşama ve yaşatma siyasetine yatkın bir karaktere sahiptir. Çocuklarına, analık emeğine ve onuruna sahip çıkmak, faşizmin analık onurunu ayaklar altına alan politik oyunlarını boşa çıkarmaktan geçer.

“Anayız, barıştan yanayız” sloganı tüm soylu anaların ortak özlemidir.