Anı biriktirdim yokluğunda

- Lîlyan ÇIYA
34 görüntüleme
Bana hüznün rengini sorsalar, ben o geceyi griye boyayan, karanlıkta kaybolan gözleri anlatırdım. Gökyüzünde parlayan ve gecenin sonsuzluğunda kaybolan seni anlatırdım… Özleminle yıkardım ruhumu, benliğimi ve sen olurdu tüm sesler… Şevîn olurdum, çiseleyen yağmur taneleriyle akar, gökyüzünden gecenin karanlığına yol alırdım.

Bir sussam, susabilsem, o zaman neler anlatırız birbirimize; birikmiş özlemler, sevgi ve anıları, bir de eksik ve yarım kalmışlıkları onarırdık belirsiz zamanlarda. Sen, gözlerinde birikmiş Bingöl’ün, Avareş ve Çermê’nin güzelliklerini, özlemini anlatacaktın, ben eksik kalmışlıkları biriktirir, sizleri beklerdim. Sen anılarını anlatırdın, anıların hatıralarıma karışır derya olur, bir türkü gibi namelerden süzülür akardın gökyüzünden.

Ve şimdi o yalın sesinle bir türkü söylesen eski günlerin hatırına. Sonra bir sessizlik çökse, yer ve gök seni ağlasa, tüm canlar yıkansa, ruhlar huzur bulsa. Bu kadar suskunluğa alışık değilim bilirsin, gelsen ve dokunsan, yarsan sükutu, bir çığlık olsan ve kaldırsan bu sisten perdeyi…

Ah bir zamanı durdurabilse insan

durup anıları biriktirme fırsatı olsa

neler birikir anlatılmayan, neler!

Özlem deryasında bulursun kendini

Gitmeden önce alışamadıklarından bahsediyordun, en çok da ayrılıklardan ve buna bir türlü alışamadığından yakınır dururdun. Ya biz! Alışabildik mi sanırsın? Yokluğuna, yalın ve güzel dostluğuna… Kirmanckî “Şirê şirê” kılamını ne de içten söyler ve yüreklere dokunurdun.

Bazı anlar vardır ki hiç unutulmaz, hayatında hep derin izler bırakır. Ne yaparsan yap, o an benliğinde hep zinde kalır. Seninle yaşar ve büyür, bazen acı, bazen hüzün ve bazen özlem deryasında bulursun kendini. Ve işte Bingöl’ün kızıl saçlı güzel kadını, senin özlemin de böyle bir şey. Senin deyiminle alışmak zor! Bırakmak, bir daha görememek ve belki de bu uzun ve meşakkatli yolda alışamadığımız, alışmakta zorlandığımız tek şey boydu!..

Çünkü nice anılar birikir özlemin gölgesinde ve karışır tüm zamanlar şimdiki zaman aralığında. Yetişmek istersin, kucaklamak için kollarını açarsın ama birden anlayamadığın bir şeyler oluverir ve sen kendini karanlığın içerisinde bulursun. Tüm sesler ansızın kaybolur, türküler acı birer nameye dönüşür ve kızıla boyanmış saçların gözönünden kayboluverir. O zaman, evet tam da o zaman göğsümde bir sızı hissederim, tam da gözlerim gözlerini kaybedince. Şimdi tüm gece sen gibi bakıyor bana ve ben korkusuzca size doğru yol alıyorum; gülümsüyorsun şimdi, arkanda iki yıldız geceye karışıyor ve gece hiç bitmeyecek gibi upuzun. 

Türküler dizecektin gecenin karanlığına

Dönecektin, öyle sözleşmiştik ve tekrardan aynı mekanlarda görüşecektik. Yine türküler dizecektin gecenin karanlığına, bir çember oluşturacaktık gür ateşin etrafında. Tekrardan bir araya gelmenin sevinciyle belki de kutsal bir ayin düzenlerdik bu ateş çemberinde. Böylece kutsal ana ve doğayı da kutsamış olacaktık. Sonra bir halay dönerdi en sevdiğin türkü eşliğinde ve böylece sabahı selamlardık, geceden bir şey bırakmadan. Xinêre’nin her karışını gezerdik, Evdil Kovi patikalarında yol alırdık, Şekif ve Berbizina’da soluklanırdık; kim bilir belki Kelaşin’e uğrar, öyle dönerdik.

Gelecem demiştin ve ben gelmeni hesaba katarak anı biriktirdim yokluğunda… Her an’a senden bir parça özlem ekledim, belki gelir yetişirsin umuduyla. Bekledim, taa ki senin gelemeyeceğini anladığım zamana dek. Bir düş ile gerçeklik arası bir şeydi zannedersem, ama tek bildiğim senin sonsuza dek vedalaştığını çok berrak gördüğümdü. Zifiri karanlıktı, fakat yüzün gün gibi duru ve aydınlık. Bir anlığına yok oldun, gözbebeklerim yokluğunu arar dururken gülüşünü yakaladım kısa ve huzur veren bir anlığına.      

Bana hüznün rengini sorsalar, ben o geceyi, karanlıkta kaybolan çehreni anlatırdım. Rüzgara savrulmuş kızıl saçlarını… Gökyüzünde yankılanan sesini ve ansızın gecenin derinliğinde kaybolan seni anlatırdım…

22 Temmuz 2019’da Bingöl’de şehit düşen Şevin Bingöl  (Hülya Kül)’ün anısına.