Asosyalleşip, başımıza kaldınız

- KAKTÜS
250 görüntüleme

Teknik, teknoloji, nano teknoloji, bilgisayar, elektronik iletişim ağı internet, net, telefon, iPhone, (ayfon, diğer adıyla afyon telefon) “akıllı telefon” (ihbarcı, ajan, işbirlikçi telefon)  vesaire, vesaire, vesaire…  Ne yani whatsapp olmayınca bana hal-hatırımı sormayacak mısınız? Bu mudur şimdi? Biz bu muyuz? Aha almıyorum. Aramazsanız aramayın. Ben beni sormayanı hiç sormam.

Aleme bak ya! Sanırsınız nasıl doğacağını anasıyla yaptığı whatsapp görüşmesinde kararlaştırmış. Bak güzel kardeşim, canım benim, elektronik iletişim ağına takılıp, whatsappla mı doğdun sen? Aklın hangi ağa dolandı? Doğduğunda da böyle zekan sarkık mıydı?

Çok sinirliyim üstüme gelmeyin. Benim sinir ağlarım bildiğiniz elektronik iletişim ağına benzemez. Tek düze ilerlemez. Elektrik kesilince, gitmez. Karanlıkta bile sinirlerim gerilim enerjisini yayar. Siz siz olun o gerilim enerjisine maruz kalmayın. Vallahi yüksek gerilim hattında yakarım sizi…

“Whatsappın yok mu? Ama siz nasıl konuşuyorsunuz?” Nasıl mı konuşuyoruz? Şimdi bir şey diyeceğim, aklı kısa devre yapar diye korkuyorum. Lakin kendimi tutamıyorum: Biz mi canım, biz konuşmuyoruz. Biz whatsappatiye alternatif bir icat geliştirdik. Ona telepati diyoruz. Bir diğer adı araçsız iletişim ağı. Herhangi bir cihaz, uydu kullanmıyoruz. Şarja da ihtiyaç yok. Tavsiye edeceğim ama ….

Evet, işte insan evlatlarını geldiği son aşama… Yan yanayız, iki kelime konuşamıyoruz. Benimle whatsapp üzeri sohbet etmek istiyor. “İnternet sayfanı versene, arada bir takılırız.” Ne yapacağız? İnternet ağında kol kola, manzara resimlerine dalıp, havadaki oksijen oranını mı ölçeceğiz? Dışarıda güneşli bir hava varken, “bugün hava yağmurlu, ıslanmamaya çalış” diyen internetteki havada şemsiye ile mi gezeceğiz? Sosyal medya ağında birbirimize takılırken, canımız çay isteyince sen bana, ben sana çay içerken çekilmiş resimlerimizi mi göndereceğiz? Mutluluğumuzu paylaşmak için havai fişek patlatan görüntüler mi yollayacağız? Ya Star!… Hani arkadaşım olmasa, “bırakın beni, bırakın… şunun ağzını, burnunu …” diyesim var. Sanırsınız zıt kutuplarda yaşıyoruz, birbirimizi görmüyoruz. Öyle bir imkansızlıktayız.

“İletişim çağının başlamasıyla dünya küçüldü. Dünya artık bir köy gibi. Nerede, ne oluyor biliyoruz” fikrini ortaya atanlara söylüyorum: Küçülen dünyayla siz büyümediniz. Asosyalleşip, başımıza kaldınız. İki medeni insan gibi oturup, karşılıklı çaylarımızı yudumlayıp sohbet edemiyoruz. Karşılıklı konuşunca tuhaflaşan vatandaşlar var. Kendini internette sanıp, tırnak işaretleriyle simge göndermeye çalışanlar var. Garip!

Normal koşullarda yüz yüze o kadar insanla konuşsanız size gıkını çıkaramayacak edepsizler, internette avcı kesiliyorlar. Küfrün büyüğünü yapan kendini yiğitlik mertebesine taşıyor. Google da gördüğü resimlerle kendini kaşif sananlar var. Herkes bir alem! Sokrates olup, kendimi sokaklara salasım var: Evet sevgili dostlar, ‘bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğinizdir.’ Ruhunuzu elektronik iletişim ağına salmışsınız. Ruhu çekilmiş zombiler gibisiniz. Gidin ağlara takılan ruhunuzu toplayın. O ruh sizin varlığınız, o sizin çokluğunuz, o sizin sebebiniz… Yalnızsınız dostlarım, yalnız! Hem de çok yanlışsınız!” diyesim var.

Bir de yanınızda telefonunu hiç aralıksız parmaklayan tipler vardır. Yeminle böylelerini eşek sudan gelinceye kadar parmakla kaydırasım var. Bakıp, bakıp, “aaa falan kes şöyle. Aaa bilmiyorum filan kes böyle demiş.” Bana ne arkadaş, bana ne? İnsanların görüşleriyle çok ilgileniyorsan bak bu da benim görüşüm: kalk git, gözüm seğirmeden!

Arkadaş, Allah’tan iletişim çağındayız. Yani inanın, bu çağda olmasaydık, maazallah nasıl bir iletişim bozukluğu içinde olduğumuzu anlayamazdık. Elinizi tahtaya vurun!..

Anlayamadığım bir şey daha var: Yan yanayken birbirini anlamayan bu kadar insan nasıl oluyor da 140 karakterle anlaşabiliyorlar? Var mı bunun bir açıklaması? Düşünüyorum, düşünüyorum… Vazgeçtim. Lazım değil. Beynimin kimyası bozuldu. Hiç olmadığım kadar kendime uzak kaldım. Herkesle iletişime geçip, biraz sosyalleşeyim dedim ama  ruhumla beynim arasındaki iletişim koptu. Düşünüyorum, acaba kendime küs müyüm? Acaba ben, ruhum, kişiliğim bir bütün müyüz? Galiba bana bir şeyler oluyor. Kendimle iletişim kuramıyorum. Sosyal medyada tanımadığım onlarca “kankam” var. Benim kadın olduğumu anlamayıp, her gün “len” diye hitap eden “dostlarım” var. Resimli, özlü sözlerle bana akıl veren hocalarım var. Hayatları hakkında en ufak bir fikrim olmayan yüzlerce arkadaşım var. Ama ben, benimle bile iletişim kuramıyorum. Oturup iki dakika okuduğum, duyduğum, öğrendiğim şeyleri mukayese etmeye zaman bulamıyorum. Her şey çok hızlı, hem de çok…

İşte 2016 bitti, 2017 yılındayız. Dönüp, arkanıza baktığınızda bize 140 karakterle 2016’da yaşadıklarınızı, yaptıklarınız, sevinçlerinizi anlatabilir misiniz? Yoksa sadece “hoş geldin 2017, bir de seni görelim” mi diyorsunuz. Çıkın kabuğunuzdan, bir gezintiye çıkın. Derinden bir nefes alın, ciğerleriniz güçlü bir oksijen görsün. Kendinizle iletişime geçin, barışın kendinizle. Dünya elektronik iletişim ağındaki gibi küçük değil. Kendinizle iletişimi sağladığınız an göreceksiniz, düşünmenin bir sınır, hayalin tek bir ufku yok. Bırakın dünyayı, sadece sizin ruhunuz evreni kucaklayabilecek kadar geniş… Biz bunu bildikten sonra hangi ‘ağ’ olursa olsun, onu çözüp, makaraya sarar gideriz…