Barışın sözünü kurmak

- Hacer ALTUNSOY
363 görüntüleme

Günümüz dünyasında savaş hakim yöntem olarak uygulanmaya devam ediliyor. Özellikle Ortadoğu gibi kendi çözümlerini geliştiremeyen bölgelerde ‘savaş hali’ tek yöntem olmayı sürdürüyor. Barış süreçleri ise şimdiye kadar taktiksel olmayı aşamadı. İktidarlar savaşın bitmesini istemezler. Çünkü savaş bütün sorunların flulaştığı bir ortam hazırlar. Toplum kırımına, cins kırımına yol açar. Cinsiyetçilik kendini bütün çıplaklığı ile dışa vurur. Sadece fiziki değil, aynı zamanda ruhsal, psikolojik, emek boyutuyla kadınlara direk ve dolaylı etkileri olur. Cins kırımı toplumun tüm kesimlerine yansımasını yapar. Irkçılığa sınırsız alan açılır. İnsan hakları, sosyal haklar rafa kaldırılır. Artan işsizlik, yoksulluk, ekonomik sorunlar, doğanın talanı gibi birçok sorun flulaşır, geriye sadece savaşta yaşamını yitirenlerin cenazesi kalır. Gelen cenazeler üzerinden toplum savaşa motive edilir, bütün imkanlar savaşa kanalize edilir. İktidarlar ise bu flulaşmış ortamda kendini sürdürme imkanına sahip olur. Özcesi savaş önce hakikati vurur, gerçekleri öldürür. Nitekim şu anda bölge ve Türkiye’de olan tam da budur. 

Savaş korkakların barış cesurların işidir

Tarihsel gerçeklik şunu göstermiştir ki; ‘Savaş hali’ erkeklerin ve egemen kesimlerin kendini var etme aracıdır. Toplumların ‘Barış hali’ ise kadınların, ezilenlerin ve toplumun bütün kesimlerinin kendini inşa etme ortamıdır. Yine Emma Goldman’ın dediği gibi savaş korkakların işi. Oysa barış cesur yürekli insanların eylemidir. Yani cesareti olmayanın, demokratik kültürü olmayanın, hak bilinci olmayanın barışı olmaz. Dolayısıyla başta iktidarlar olmak üzere egemen kesimler savaşın bitmesini istemezler, ta ki egemenliklerini kıyımlar ve yıkımlar pahasına garantiye alana dek. 

Savaşın en çok derinleştiği, yoğunlaştığı bir dönemde barış mücadelesinin kolay olmadığı, bırakalım barışı, diyalog girişimleri adına yaprağın bile kıpırdamadığı zamanlarda barışı konuşmanın da oldukça zor olduğu aşikar. Ama belki de yanlış bildiğimiz doğrulardan biri budur. Belki de savaşın en çok yoğunlaştığı dönem barışın en çok kendini dayattığı dönemdir. Ya da şöyle sorarsak; savaşın en yoğun olduğu süreçlerde barış kararını kim verecek? 

İşin esası barış kararını savaşın bedelini ödeyenlerin yani başta kadınlar ve ezilenler olmak üzere toplumun birçok kesiminin bu kararı alması önemlidir. Çünkü savaşın direk ve dolaylı etkilerini iktidarlar yaşamaz, direk kadınlar ve toplum yaşar. O halde öncelikle kadınlar öncülüğünde sivil toplum yapılarının bu konuyu yüksek sesle söylemeleri önemli bir adım olabilir. Bu konuda dünya çapında kadın deneyimleri oldukça öğreticidir. 

Neden kadınlar? 

Çünkü;

* Kadınlar savaşın direk ve dolaylı sonuçlarında maddi ve manevi en çok etkilenen kesimlerdir.

*Savaş zaten toplumlarda var olan cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirir.

*Cinsiyetçilik ve milliyetçiliğin teşvik edildiği savaş atmosferinde kadına yönelik her türlü şiddet artar.

*Kadın aklı ve zekası empati kurmaya yatkındır. Olay ve olgulara salt analitik bakmadıkları için toplumun değişik kesimlerini bir araya getirme imkanına sahiptir. 

*Çatışmaların durdurulması, çözülmesi ve barış ihtiyacının gerçek bir itici güç olabilmesi için talebin toplumun tabanından gelmesi gereklidir. Bu da sadece sivil toplumun kadınların barışın inşasına fiilen dahil olmasını sağlamak için gerçekten angaje olması ile mümkün olabilir. 

*Çatışma dönemlerinde kadınların sağduyusu, sağlam duruşu toplumun duygusal travmalarla baş etmede vazgeçilmez.

*Son olarak kadın sadece birey olarak etkilenmez, anne, eş, kardeş, emek gibi birçok konuda toplumun bileşkesidir. 

Dünyada kadın barış mücadele deneyimleri

Çeşitli yelpazedeki feminist, kadın hakçısı hareketler de savaşa, militarizme, milliyetçiliğe karşı tutum almış ve genel olarak barış mücadelesine katılmıştır. Özellikle emekçi sınıflardan kadınların katıldığı kadın mücadelesi ile ulusal baskıya karşı mücadelenin çoğu yerde birbiriyle dayanışma içine girdiği görülmüştür.

Sosyalist, feminist, sendikal çevreden ve bağımsız çeşitli kadın örgütleri, çok çeşitli özellikleri nedeniyle, barış mücadelesinde özgün deneyimler sunmuştur. Dünya kadın barış hareketi olarak tanımlanan deneyimlerden bazıları şöyle; 

İrlanda: Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu 1996’da kuruldu. Kuzey İrlanda’daki katoliklerle, protestan kadınları bir araya getirerek bir koalisyon partisi oluşturuluyor. 1998’de imzalanan ve Hayırlı Cuma olarak tarihe geçen İrlanda Barış Anlaşması öncesi toplumun her kesimine ulaşarak barış talebini örgütleme ve toplumu barış sürecine hazırlama çalışması yürüttü. 

1998 anlaşması sürecinde anlaşma masasında Kadın Koalisyonu 4 sandalye ile yerini aldı.  

 Filistin: Barış İçin Kadın Koalisyonu 2000 yılında 2. İntifada’nın başlamasından altı hafta sonra, İsrail vatandaşı İsrailli ve Filistinli kadınlar tarafından kurulan bir örgüttür. Temel talepleri; işgalin bitmesi, kadınların barış görüşmelerine aktif katılımının sağlanması, 1967 sınırlarına geri dönülmesi, mülteci sorununun çözümünde İsrail’in sorumluluk alması, tüm İsrail vatandaşları için eşitlik. Uluslararası düzeyde İsrail barış hareketinin sözcülüğünü yapan Koalisyon 2006-2007 yıllarında bir dizi etkili eylem ve etkinlik gerçekleştirdi.

(GERMANY OUT) Bonn, D: Demonstration gegen den Golfkrieg zwischen Irak und Kuwait. Junge Frauen tragen ein Transparent mit der Aufforderung ”Stop War”. Irak-Kuwait-Krieg. . (Photo by Bonn-Sequenz/ullstein bild via Getty Images)

İsrail: Siyahlı Kadınlar (Women in Black), Filistin’de İsrail işgaline karşı 1988 yılında ortaya çıkan bir harekettir. İsrailli kadınlar, İsrailli askerlerin Kutsal Topraklar’da işlemeye devam ettiği insan hakları suçlarına bir tepki olarak, Cuma günleri Kudüs’ün merkezinde, çatışmada hayatlarını kaybedenlerin yasını tutmak üzere siyah giyinip nöbet tutmaya başladılar. Kısa sürede, İsrail’in diğer bölgelerinde ve farklı ülkelerde, dayanışma amacıyla başlayan savaş karşıtı nöbetler yayıldı. Yugoslavya, Batı Avrupa ve ABD’ye yayılan bu hareket, dünya genelinde binlerce kadını kapsayan bir dayanışma ve iletişim ağına sahip oldu. Siyahlı Kadınlar hareketi 2001’de Birleşmiş Milletler’in Milenyum Barış Ödülü’ne layık görüldü. 

Liberya: ‘Özgürlerin Toprağı’ anlamını taşıyan Afrika’nın batı kıyısında bulunan Liberya’da 2003’te başlayan Kadın Barış Hareketi ile farklı sınıflara ve dinlere mensup kadınlar bir araya gelerek, ülkedeki iç savaşın bitmesi için şiddet içermeyen eylemler örgütledi. Bu eylemler arasında kiliselerde, camilerde, şehir merkezlerinde toplanıp barış çağrıları yapmak, barış sağlanana kadar eşleriyle aynı yatağı paylaşmayı reddetmek gibi değişik eylemler organize ettiler. Kadınlar yoğun uğraşlarının sonucunda tarafları masaya oturmaya ikna ederek Liberya’daki barışın mimarı oldular. 

Liberya ile aynı coğrafik kıyıda yer alan Sierra Leone arasında 14 yıl süren savaşın bilançosu tam bilinmemekle birlikte 400 binden fazla kişinin öldüğü, 1 milyondan fazla kişinin göç etmek zorunda kaldığı, 30 binden fazla çocuğun savaştırıldığı tahmin ediliyor.

Sierra Leone: Sierra Leone’deki savaş düşük teknolojili bir savaş olup, çoğunlukla pala ve hafif silahlar kullanılmıştı. Sayısız tecavüz, işkence ve katliam vardı. Savaşa karşı oluşturulan Mano Nehri Kadınları Barış Ağı (The Mano River Women’s Peace Network, Marwopnet) adlı örgüt, üç komşu ülkenin (Liberya, Gine ve Sierra Leone) kadınlarını kapsıyordu.

Kadınlar, oluşturdukları delegasyonlar aracılığıyla başkentler arası görüşmeler yapıyordu. Barış müzakereleri için uzun uğraşlar veren kadınlar, savaş bittiğinde de tekrar bir savaşın patlak vermemesi için mücadelelerine devam etti.  

Kolombiya: Güney Amerika ülkesi Kolombiya’da, devletin silahlı güçleri ve paramiliter gruplar ile gerillalar arasında çok uzun süre önce başlayan savaş devam ediyor. ’90’larda Kolombiya’da kadınlar hiç bitmeyen bu savaşın ‘gündelik hayata’ olan etkilerinden ötürü ilk kez örgütlenmeye başladı. Kolombiyalı kadınların uluslararası alanda tanınan en büyük barış örgütü La Ruta Pacifica’dır (Çatışmaların Siyasal Müzakeresi İçin Kadınların Barışçıl Yolu). Medellin’de bir ofisle birlikte ülkenin sekiz bölgesinde 300’den fazla yerel kadın grubunun ittifakıyla oluştu.

“Onurlu bir barış” için

 ABD: Vietnam işgali boyunca, ciddi bir barış hareketi yürüten iki kadın derneğinden biri WILPF (Kadınların Uluslararası Barış ve Özgürlük Birliği) ve 1961 yılında kurulan ve WSP (Barış için Kadınlar Grevi)’dir.  WILPF, Amerikalı askerlerin Vietnam’dan geri çekilmesini ve “onurlu bir barış” sağlanmasını talep ediyordu. 1965 ve 1966 yılları arasında çeşitli ülkelerde savaş karşıtı uluslararası gösteriler düzenledi. WILPF’li kadınlar, kitle eylemleri düzenlediler, imza topladılar, ilanlar bastırdılar, konferanslar örgütlediler, Kongre’ye baskı yapmak, barış yanlısı adayları ve Vicdani Retçiler’i desteklemek gibi yollara başvurdular.

WSP de benzer eylemler örgütlemenin yanı sıra, 1965’te Güney Vietnamlı NLF ve komünist Kuzey Vietnam’dan kadın delegelerle gerçekleştirdiği toplantı sonunda, ABD’nin Vietnam’daki askeri müdahalesine karşı ortak bir bildiri imzaladı. 

Doğu Asya, Porto Riko, Güney Kore, Filipinler Militarizme karşı kadın ağı: “Militarizm ve şiddet tarafından etkilenmiş farklı kadınlar arasında dayanışma ve iyileşme sürecini geliştirmek” isteyen bu örgüt, uluslararası bir dayanışma ağı yarattı. Kadınlar, toplumsal cinsiyet ilişkileri ve savaş arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalıştı.  

Kürdistan ve Türkiye’de kadınların barış mücadelesi 

Türkiye’de 1995-2015 yılları arasında değişik kurumlaşmalarla barış mücadelesi verildi.

Kadınların barış arayışları hiç durmamakla birlikte taleplerin kitleselleşmesi yeterince gelişmedi. Savaşın en yoğun olduğu bu dönemde barış adına sesler yüksek çıkmasa da barış talebi potansiyel olarak kendini korumaktadır. 

Cumarteri Anneleri/İnsanları: 27 Mayıs 1995’ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanında oturma eylemleri düzenleyerek zorla kaybettirilen, gözaltında kaybolan ve faili meçhul cinayetlerde öldürülen yakınlarının faillerini arıyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye’nin BM Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamasını talep ediyor.  

Barış Anneleri İnisiyatifi: Kürt sorununun barışçıl çözümü için 1996’da oluşturuldu. Gerilla ve asker annelerinden oluşan Barış Anneleri’nin 1999’da beyaz başörtüleri ve gülleriyle Amed’den Ankara’ya  “Geride kalanlar aşkına”, “Biz anayız barıştan yanayız” sloganlarıyla gerçekleştirdikleri yürüyüş büyük ses getirdi. Savaşı bitirmek için yola çıkan Barış Anneleri bölgesel ve uluslararası arenada barış taleplerine meşruiyet kazandırmayı hedefliyor. 

“Bombalar hayatımıza düşüyor

Barış İçin Kadın Girişimi: ‘Barış için Kadın Girişimi’, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) çatısı altında 1996 Mart’ta bir araya geldi. 20-21 Nisan’da Taksim Keban Oteli’nde yapılan ‘Barış için Kadın Çalışma Günleri’ toplantısı, o yıllarda neredeyse bir ilk olarak Kürtçe ve Türkçe çeviri yapıldı. Türkiyeli kadınların ‘savaşı durdurmak için birlikte neler yapabiliriz’ amacıyla bir araya geldiği ilk toplantılardandı. Toplantıya bölgeden katılan Kürt kadınları  tanıklıklarını anlatmıştı. 

2009’da yeniden bir araya gelen girişimin üyeleri barış talebini yükseltmek için birlikte politikalar yürütme kararı aldılar. 2013 yılının Ocak ayından itibaren Türkiye’de başlatılan “barış/çözüm” sürecinde aktif rol almaya çalıştılar ve raporlar hazırlayarak komisyonlara sundular.

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla 150’ye yakın kadın 20 Eylül 2015 tarihlerin Cizreli kadınlarla bir araya geldi. Kürdistan’da ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında barışın sözünü kurmak isteyen Barış İçin Kadın Girişimi üyeleri Türkiye’nin pek çok yerinde eş zamanlı ses çıkarma eylemi yaptı. 10 Ekim Ankara katliamından sonra ise İstanbul’da, “Bombalar hayatımıza düşüyor. Yastayız, öfkeliyiz, isyandayız” pankartıyla sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdiler.

Kaynak:

İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi 

Ekmek ve Gül dergisi- Berivan Balkay / Beste İrem Köse- Eylül sayısı 

Kadın barış hareketi üzerine Yıldız İmrek Koluaçık

Çatışmaların Çözümünde Kadınların Rolü: 19 Eylül 2012 DPI Yuvarlak Masa Toplantısı, İstanbul 

Barış İçin Kadın Girişimi Çözüm Süreci Raporu-2013