Başur’da devrim ihtiyacı

- Müzeyyen GÜNEŞ
19 görüntüleme

Güney Kürdistan coğrafyasında da özgür kadın ve cins mücadelesi anlamında küçük de olsa kimi gelişmelerin yaşandığına tanık oluyoruz. Dar, grupsal veya bireysel düzeyde de kalsa, bu adımların varolan özgür kadın potansiyelini tetiklemesi bakımından değerlendirilmesinin son derece faydalı olacağı kanısındayım. Henüz filizlenen bu dinamizm, geleceğe dair bir umut kıvılcımı gibi içimizi ısıtıyor. Bunun bir parçası olan bizler, özgürlük paradigmasının bu topraklarda kendi kökleriyle buluşması halinde, cinsiyetçi rejimlerin varlığını sonlandıracağına inanıyoruz.

Gündelik olarak zincirin halkaları gibi birbirine eklemlenen toplu öldürmeler, savaş, katliam ve haddi-hesabı olmayan cinayetler silsilesinin uzayıp gittiği bir iklim ve ortamda yetersiz de olsa bu gibi gelişmelerin devamını desteklemek, cesaretle yanında durmak, gücü ve birikimi ortaklaştırmak kadın mücadelesinin geleceği ve sürekliliği açısından hayati önemdedir.

Güney Kürdistan sosyolojisine dair analizler yapılırken, bunu Ortadoğu’da yaşanan derin kaos ve krizlerden bağımsız olarak yapmak gerçekçi olmayacak elbette. Aynı kültürel ve siyasi kodlara sahip olduğu gerçeğini bir an bile unutmayarak değerlendirmek, değerlendirirken oryantalizme düşmemek önemli.

İlkleri doğuran ana rahmi

Her şeyden önce üzerinde yaşadığımız coğrafyanın bugünkü gerçekliği, tarihin en demokratik ve komünal yaşam kültürünün ilk şekillendiği ana rahmi rolü değerinde. Tüm insanlık yaratımlarının birleştiği ve değerleştiği, ilklerin ilk somutlaştığı ana rahmi. Bugüne kadar ortaya çıkan binlerce arkeolojik bulgu da bu gerçeği teslim etmekte. Egemenler bizleri köklerimizden uzaklaştırmak için binbir yalan-hile ve oyuna başvurabilir. Ancak bizler edindiğimiz derin tarih bilgisi, anlayış ve bakış açısıyla bir zamanlar bizim olan her şeyi yeniden geri kazanabiliriz.

İnsanlığın bu denli köklerinden kopuk ve köklerine uzak düştüğü başka bir zaman dilimi olmamıştır. Mevcut devlet statükoculuğunda somutlaşan ataerkil ve cinsiyetçilik, en ağır ve ölümcül olduğuna inandığımız hastalıkların başında gelmektedir. Ve bu hastalıklı ruh halinin  yol açtığı sayısız kadın cinayetleri var.

İçerden bir bakışla Güney’deki mevcut toplumsal yapı ve kurumlarını değerlendirdiğimizde, toplumsal cinsiyetçiliğin katmanlı gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz. Bu toplumsal cinsiyetçi anlayışın ürettiği kadın düşmanı politikalar, toplumsal eşitsizliği ve emek sömürüsünü gün geçtikçe biraz daha derinleştirmekte. Güney Kürdistan’ın sosyo-ekonomik ve kültürel karakteri bu geri bakış ve zihniyet ile şekillendirilmiş. Dikkat çeken bir başlık ise, bu gerici  kozmopolit sistemde ayakta kalma mücadelesi veren kadınların tek tek toplumdan dışlanmasıdır. Bu minvalde kadına dönük yaşanan hak gaspının, şiddetin ve istismarın ulaştığı düzeyin kalıcı bir sınırı yoktur. Bu sınır, her geçen gün kendi rekorunu egale edecek bir hızla ilerlemekte.

Siyaset erkeğin tekelinde

Yerel iktidarcıklara yedeklenmiş, sistem baskısı altında nefes alamaz konuma gelmiş Güneyli kadınlar, tüm baskı, zor ve eşitsizliklere rağmen, sosyal ve toplumsal yaşama rengini vermeye, etrafında güçlü bir toplumsallık kurma kabiliyetini göstermeye gayret etmekte. Siyaset alanında ise durum daha da vahim. Kadınlar siyasette erkeğin gölgesinde kalmakta. Güney siyasetinde yer alan önemli kadın figürlerinin temsil ettiği yaşam tarzı “aile kimliği” ile bağdaş halinde. Çoğu maalesef ya aşiret reisinin kızı ya da eşi olma sıfatıyla siyaset içerisinde yer almakta. Varlıkları sembolik olmanın ötesine geçememekte. Erkek mentalitesi ile sürdürülen bu siyaset içersinde güçlü kadın imgesinin öne çıkmasının şansı pek mümkün değil zaten. Siyasette kendi rengi ile yer almak isteyen kadınlar ise egemen erkeğin bariyerlerine çarpmakta. Siyasetin erkeğin tekelinde olduğu tespitini yapmak abartılı olmayacak. Dolayısıyla karar mercilerinde kadın belirleyen değil edilgen ve pasif bir konumdadır. Kürt özgürlük hareketinden etkilenen bazı kesimlerin belli düzeyde cins kotası vb. konuları gündemlerine almaları ve bunu kendi siyasetlerine dayatmaları elbette önemli bir gelişme.

Güney toplumunda Avrupa standartlarına göre bir taklit ve özentili yaşam yaratılmakta. Kendi öz değer ve dinamikleri üzerinden gelişmeyişlik, çarpık bir kültürleşme ve sosyalleşmeyi yaratmakta. Reel gerçeklikten kopuk, her tür başkalaşıma ve dejenerasyona açık bir ‘üst kimlik’ yaratılmak istenmektedir. Bu durum tamamen pragmatik ve bir özgürlük yanılsaması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gelenekselliğin kıskacı

Güney Kürdistan’da kadın genital mutilasyonu hala devam etmekte. Güney Kürdistan’da bu uygulamanın oranı yüzde 60 olarak tespit edildi. Son 7 ayda 144 kadın genital mutilasyonu’na maruz bırakıldı. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kurumu verilerine göre 2019’da 57 kadın intihar etti, 207 kadın ise kendini yaktı, ya da yakıldı. Yine 2019’da 45 çocuk olmak üzere 191 kadın Süleymaniye’deki kadın sığınma evine gönderildi.

Çok eşlilik hala erkeğe yasal bir hak olarak tanınmakta. Bu duruma rıza göstermeyen kadınlar; imam nikâhlı olduğundan istese de meseleyi mahkemeye taşıyamıyor.  Yine kadının yaşadığı birçok ekonomik ve sosyal sorun, sorunun kaynağı olan erkeğin sorumluluğunda “çözümlenmek” istenmektedir. Kadını yok sayan bu ‘erkek dünyası’nda tefessiz kalan onlarca kadın intiharın eşiğine getirilmekte.

Kadınlar aile içi şiddet ve baskıdan kaynaklı yasal hakkı olmasına rağmen erkeği şikayet edemiyor. Kadınların yasal olarak şikayet etme hakkı olmasına rağmen, toplumsal baskıdan kaynaklı bu hakkını özgürce kullanmaktan çekiniyor. Birkaç istisna dışında boşanmak için dava açan kadın görmek zor. Dolayısıyla yasalarca kadına tanınan hakler, gelenekler yoluyla  geri alınmış oluyor.

Yine kadının ekonomik bağımsızlığı aileye hizmet verme sınırlarını aşmamakta. Dışarıda çalışan kadının önceliği aile içindeki rol ve misyonunu dört dörtlük yerine getirmesidir. Çalışıp aile ekonomisine katkı sunan kadın meslekleri de yine erkekler tarafından belirlenmekte. Öğretmenlik ve avukatlık gibi uzun zaman dışarıda olmasını gerektirmeyecek meslekler tercih edilmekte. Kadının kendi mesleğinde kariyer yapması hiçbir zaman birinci öncelik değildir. Esas olan, kadının aile içindeki hizmetçi rolünü aksatmadan yerine getirmesidir. Kadınlar aldıkları maaşları dahi ihtiyaçları doğrultusunda harcama inisiyatifine sahip değiller. Yakın zamanda intihar eden kadınlardan birinin gerekçesi; eşinin maaşına el koyması ve çocuklarının masrafları için dahi harcamasına izin vermemesi.

Tarih ve toplum bilinci

Güney kadınının yaşamda irade olabilmesi için derin bir tarih ve toplum bilincini edinmesi şart. Bunu yapabildiği oranda kanunlarla desteklenen ve güvence altına alınan, yine uluslararası bağlayıcılığı olan kimi haklarından faydalanabilir. Kadınların özgürlüklerini, doğal haklarını daha yüksek sesle haykırması ve başta sokaklar olmak üzere yaşamın her alanında bunun kavgasını vermesi elzemdir. Yaşamın bile güvencesiz olduğu bir zeminde sırf kanunlarla özgürlüğe güvence istemek abes olur. Asıl güvence kanunlar değil özgürlük bilincinin gelişmesi, toplumsal uyanış, bilinç ve örgütlenme düzeyidir. Kadının yaşamını da haklarının da koruyacak olan budur.

Mevcut partilerden azade, kadın haklarını koruyan bir kadın hareketinden bahsetmek ne yazık ki mümkün değil. Bölgede 12 kadın örgütü var. Ancak bu kadın örgütlerini bir araya getiren Kürdistan kadın komitesi, bölgedeki tüm kadınlar için eşit düzeyde bir hak ve hukuk mücadelesi göstermemekte. Yönetim eliti iki siyasi partinin elinde. Bu iki partinin siyasi anlayışının hakim olduğu kurumların toplumdaki tüm kadınlara aynı adalet ve hakkaniyet duygusuyla yaklaşmadığı ve sorunlarına çözüm geliştirmediği ortadadır.

2019’un başında İçişleri Bakanlığı’nın emriyle Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Daire Başkanlığı’nda bulunan Lamia Mohammed görevden alınarak yerine bir erkek getirildi.  Kadına yönelik şiddetle ilgilenen kamu daireleri erkekler tarafında yönetilmekte. Hükümete 21 erkek bakana karşılık sadece 3 kadın bakan bulunmakta.

İslami Dini Birliği’ne bağlı yüksek kurulun verdiği fetvaya göre, şehir içinde kadınların  taksiye yalnız binmesi uygun görülmemiştir.

Özgürlüğün araç ve yöntemleri

Güney’de toplumun bir ayağı kırık ve zayıftır. Bu da toplumu hastalıklı kılmaktadır. Toplumun yarısı kadın olmasına rağmen, bu sisteme kadın iradesi yansımamaktadır. Peşmerge geleneği, savaşcılık kültürü Güney Kürt toplumunun temel bir özelliğidir… Kadın örgütlerinde aktif yer alan kadınların çoğu geçmişte peşmergeye katılmışlardır. Ancak ne yazık ki geri cephe elemanı olarak iş görmüşlerdir.

Güney kadını bir toplumsal  kurtuluş ideolojisine sahip olmadığı için, özgürlüğüne hangi araç ve yöntemleri kullanarak ulaşacağı konusunda ciddi bir kafa karışıklığı yaşamakta.. Erkek  iktidarından özgürlük talebinde bulunması bu arka plan zayıflığından kaynaklanmaktadır.

Bir sistemin aşılarak yeni bir sistemin gelişmesinin ön koşulu, ideolojik kimliğin gelişmesiyle mümkündür.

Egemenler iktidarın zirvesindeyken yıkılır. Güney Kürdistan’daki Kürt kadınlarının doğru bir ideolojik perspektifle örgütlenmesi halinde yeni Leylalar’ın ve Viyan Soranlar’ın çıkması kaçınılmaz olacaktır. Kürt kadınları bir kez daha anka kuşu misali kendi küllerinden yeniden ama daha güçlü doğacaktır.