Beyaz ırkçılığın hedefinde bir kadın: Sara Baartman

- Fidan YILDIRIM
89 görüntüleme

Sarah Baartman’a şiir*

Seni eve götürmeye geldim eve,

hatırlar mısın bozkırı?

yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir orada güneş de yakmaz.

Bir tepenin eteğine serdim yatağını

battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,

sarı beyaz çiçeklerle kaplı akarsuyun şarkısı işitiliyor

çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.

Seni kaçırmaya geldim.

Didikleyen gözlerinden

aranlıkta yaşayan

insandan dönme canavarın

emperyalizmin pençeleriyle

senin bedenini parça parça kesip doğrayan

senin ruhunu Şeytanınkine benzeten

bir de kendini yegâne tanrı ilan eden!

Senin ağrılı yüreğini ferahlatmaya geldim

yorgun ruhuna kucağımı sunuyorum işte

yüzünü avuçlarımla saklayacağım

boynundaki çizgileri bir bir öpeceğim

güzelliğinle gözlerim bayram edecek

ve sana şarkı söyleyeceğim

sana huzur getirmeye geldim ya.

Seni eve götürmeye geldim

kadim dağların adını haykırdığı.

Yatağını bir tepenin eteğine serdim,

battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,

sarı beyaz çiçeklerle kaplı

Seni eve götürmeye geldim

Sana şarkı söyleyeceğim

bana huzur getirdin ya.

Sara Baartman Güney Afrika yerlilerinden Khoikhoi kökenli ve vücut yapısının farklılığından dolayı bir hilkat garibesi gibi sergilenmiş bir kadın. 19. yüzyıl Avrupası’nın ırkçı-sömürgeci bakış açısının kurbanlarından biri. Khoiler, dillerinde sıkça kullanılan ‘hot’ ve ‘tot’ seslerinden dolayı alaycı bir ifadeyle, Avrupalılar’ca ‘Hottentot’ diye anılmış, asıl adı Saartjie olan Sara Baartman da ‘Hottentot Venüsü’ adıyla lanse edilmiştir.

Sara Baartman 1789 yılında bugün Doğu Cape olarak bilinen bölgenin Gamtoos Nehri yakınlarında doğdu. Sara ailesinin muhtemelen köle olarak çalıştığı bir çiftlikte büyüdü. Annesi O daha iki yaşındayken, sığır çobanı babası ise, Sara gençlik çağına eriştiğinde yaşamını yitirdi. Sara, davulcu olan bir Khoikhoili ile evlendi ve bir çocukları oldu. Ancak çocuk doğduktan kısa bir süre sonra öldü.

Kazanç amacıyla kullanıldı

Sömürgeci yayılma sürecinde Hollandalı sömürgeciler Khoikhoiler ile karşı karşıya geldiler ve zamanla halk emek süreci içine alındı. Sara on altı yaşındayken eşi Hollandalı sömürgeciler tarafından öldürüldü. Hemen ardından Sara, kendisi gibi Afrikalı olan Pieter Willem Cezar adlı bir tüccara köle olarak satıldı. Cezar tarafından Cape Town’a götürülüp kardeşinin evinde hizmetçi olarak çalıştırıldı. O dönemde, ‘Saracık’ anlamına gelen Saartjie adıyla çağrılıyordu.

İddialara göre, 29 Ekim 1810’da Sara, kendisini köle olarak alan Cezar ile kardeşinin dostu olan İngiliz gemi doktoru William Dunlop ile bir ‘kontrat imzaladı’. ‘Kontrat’a göre, Cezar ve Dunlop ile birlikte İngiltere ve İrlanda’ya gidecek, ev işçiliği yapmanın yanı sıra eğlence amaçlı gösterilerde sergilenecekti. Sergilenmesinden elde edilen paradan cüzi bir miktar alacak ve beş yıldan sonra Güney Afrika’ya dönmesine izin verilecekti. Ancak ‘kontrat’ imzaladığı kuşkulu; çünkü Sara okur yazar değildi ve bu tür yazılı kayıtların olmadığı bir kültürden geliyordu. Ayrıca, Cezar ailesi maddi sorunlar yaşıyordu ve Sara’yı para kazanmak amacıyla kullandıkları ihtimali daha güçlü. Bu nedenle, bu belgenin, daha sonraları Cezar ve Dunlop aleyhine, Sara’nın gayri-insani teşhiri nedeniyle açılan davayı etkilemek için hazırlanmış sahte bir belge olduğu düşüncesi ağır basıyor.

Bir ‘ucube’ olarak teşhir edildi

Sara Baartman’ın geniş kalçaları ve Avrupalılar’ın alışık olmadıkları koyu ten rengi O’nu, üstün bir ırktan geldiklerine inanan Avrupalı sömürgecilerin heyecanlarının objesi haline getiriyordu. Dunlop, Sara’nın Londra’ya gelmesini istedi. Amacı onu bir ‘ucube’ olarak teşhir etmekti. Sara Londra’ya getirilerek ‘çirkinliğin zirvesi’, ‘dünyadaki en büyük biçimsizlik’ adı altında birçok varlığın sergilendiği Piccadilly’deki bir caddede teşhir edilmeye başlandı. İngiliz erkek ve kadınları bir buçuk metrelik bir kafesin içinde yarı çıplak sergilenen Sara’yı görmek için para ödüyorlardı. Sara, Avrupa’nın değişik yerlerinden gelenler için bir çekim odağı haline gelmişti.

Sara’nın Dunlop ve Cezar tarafından teşhir edildiği bu zamanlar, İngiltere’de kölelik karşıtı hareketin en güçlü olduğu zamanlardı. Sara’nın maruz kaldığı muameleyi toplum ahlâkına karşıt bulan ve Sara’nın isteği dışında teşhir edildiğine inanan kölelik karşıtları O’nun sergilenmesini sorgulamaya başladılar. Bunun üzerine O’nu sergileyenler mahkeme önüne çıkarıldılar ama Sara’nın imzaladığı iddiasıyla mahkemeye bir ‘kontrat’ örneği sunmaları ve Sara’nın, kötü muamele görmediği yönündeki ifadesi nedeniyle mahkeme sonuçsuz kaldı. Buna karşılık, daha fazla para alması ve sıcak giysiler verilmesi temelinde ‘kontrat’ında ‘iyileştirme’lere gidildi! Cezar şovlardan çekilirken Dunlop Sara’yı fuarlarda sergilemeye devam etti.

İngiltere’den Fransa sirklerine

Londra’da geçirdiği dört yılın ardından Dunlop’un ölmesiyle Sara Eylül 1814’de Henri Taylor adlı biri tarafından İngiltere’den Fransa’ya götürülerek, eğittiği hayvanlarla sirklerde gösteri yapan S. Reaux adlı bir adama satıldı. Reaux, Sara’yı Paris çevresinde teşhir ederek onun vücuduna ilgi duyanlardan yüklüce paralar kazandı. Onu yavru bir gergedan ile birlikte bir kafese kapatan Reaux hayvanlarını nasıl komutlarla oturtup kaldırıyorsa Sara’yı da aynı şekilde komutlarla oturtup kaldırarak teşhir ediyordu. Zamanla neredeyse çıplak halde, yalnızca cinsel organlarını kapatan bir peştemalla sergilenmeye başladı. O peştemalı da kendi ısrarıyla örtünebilmişti. Bu dönemde ‘Hottentot Venüsü’ adıyla lanse ediliyordu.

Sara bu sıralarda George Cuvier adlı bir doğabilimcinin dikkatini çekti. Cuvier, Doğal Tarih Müzesi’nin kurucusu ve karşılaştırmalı anatomi profesörüydü. Sara’nın bir ‘bilimsel’ araştırmaya konu edilmesi için Reaux’dan izin aldı. Mart 1815’ten başlayarak Sara Fransız anatomiciler, zoologlar ve psikologlar tarafından incelendi. Cuvier araştırmaları sonucunda, onun hayvanlarla insanlar arasında kayıp bir halkanın varlığına dair bir kanıt olduğu sonucuna vardı! Böylece Sara, Afrikalılar’ın seks düşkünü ve ikinci sınıf oldukları klişesine malzeme yapıldı.

Sara, Reaux’a satıldıktan sonra onun tecavüzüne uğradı ve deney amaçlı hamile bırakıldı. Doğan kız çocuğuna Okurra Reaux adı verildi ve beş yaşındayken bilinmeyen bir hastalıktan yaşamını yitirdi.

İskeleti, beyni ve genital organları müzede sergilendi

Sara Baartman yoksulluk içinde yaşadı ve Paris’te 29 Aralık 1815’te, 26 yaşındayken ateşli bir hastalıktan yaşamını yitirdi. Çiçek hastalığından mı, yoksa zatürreden mi öldüğü bilinmiyor. Cuvier onun bedenini yerel polisten alarak inceledi. Bedeninin alçıdan bir kalıbını çıkardı, iskeletini ve ilaçlayıp cam kavanozlara koyduğu beyni ile genital organlarını koruma altına aldı. Bunlar 1974 yılına kadar Paris’teki Musee de l’Homme-İnsanlık Müzesi’nde sergilendi.

Sara Baartman’ın yaşadıkları, 1981 yılında, bir paleontolojist olan Stephen Jay Gould ırkçı bilimi eleştirdiği ‘The Mismeasure of Man’ (İnsanoğlu’nun Yanlış Ölçüsü) adlı kitabında onun öyküsünü yazdığında yeniden gün yüzüne çıktı.

Ve Sara nihayet Güney Afrika’da

Afrika Ulusal Kongresi-ANC’nin seçim zaferinden sonra, Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela 1994 yılında Fransız hükümetinden, huzur içinde uyuması için, Sara Baartman’ın kalıntılarının iadesini talep etti. Ancak uzunca bir süre sonuç alınamadı.

Diana Ferrus adlı Güney Afrikalı bir aktivist, yazar ve şairin 1998 yılında, Hollanda-Utrech’te öğrenciyken Sara Baartman’a hitaben yazdığı bir şiir Fransız Senatör Nicolas About’un dikkatini çekti ve şiiri Senato’da okuyarak Sara’nın kalıntılarının iadesini Senato’nun gündemine taşıdı. Ocak 2002’de Senato Sara’nın kalıntılarının iade edilmesini karar altına aldı. Sekiz yıl süren bir uğraş sonucunda, 6 Mart 2002’de Sara Baartman ülkesi Güney Afrika’da toprağa verildi. Güney Afrika’nın Ulusal Kadın Günü olan 9 Ağustos 2002’de ise, kalıntıları Doğu Cape Town’ın Hankey bölgesinde gömüldü.

Sara Baartman, kapitalist sömürgeciliğin, beyaz ırkçılığın, kadın karşıtı ataerkil kültürün ve ırkçı bilimin bir utanç sembolü olarak insanlık hafızasında yer etmiş bulunuyor. Bir kadın olarak maruz kaldığı insanlıkdışı muamele her türlü egemenliğin çirkin yüzünü bir kez daha hatırlatıyor. Öte yandan ise Sara, insani değerlere sahip çıkma kararlılığındaki insanların ve ulusal sembolü haline geldiği halkının yüreğinde hak ettiği saygıya nihayet kavuşmuş olarak yaşıyor.

 

*Güney Afrikalı yazar ve şair Diana Ferrus’un Sarah Baartman için yazdığı şiir