Bireysel isyanlar toplumsal haykırışa dönüşmeli

- Newaya Jin
463 görüntüleme

Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan Mayıs ve Haziran ayları içerisinde avulatları Newroz Uysal ve Rezan Sarıca ile yaptığı görüşmelerde kadın sorununa dönük önemli değerlendirmelerde bulundu. Öcalan değerlendirmeleri ile kadın sorununun demokratikleşmenin temel ayağı olduğunu ortaya koyuyor.

Kadına dayatılan mutlak köleliğe karşı mücadele büyürken, kadına yönelik şiddet, saldırı ve katliamlar da paralel bir şekilde arttıyor. Peki bunun nedeni nedir?

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan İmralı hapishanesinden kadın mücadelesini ve kadına yönelik geliştirilen soykırım politikalarını nasıl değerlendiriyor, nasıl ele alıyor ve hangi çözüm perspektifi sunuyor? Öcalan’ın avukatlarında Newroz Uysal’a sorduk..

Özgür kadını var etmek kölelik yaklaşımını bozguna uğratır

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Haziran ayı içerisindeki görüşmenizde, 15 bin yıllık mutlak kadın köleliğinin toplumsal genetiğe işlendiğine işaret ediyor. Kadına dönük katliamların, şiddetin, saldırıların da aynı zihniyetin ürünü olduğunun altını çiziyor.  

Peki sayın Öcalan ‘Toplumsal genetiğe işlenmiş kölelik’ belirlemesi ile hangi gerçekliğe parmak  basıyor?

Toplum içindeki kodlara yapılan atıf ile beraber henüz bunu aşmanın çok gerisinde olduğumuz gerçeğidir. Sn. Öcalan, kadın cinayetlerinin yaygınlığına karşı kadınların yeteri kadar karşı çıkış göstermediğine; katledilme şekillerinin vahşiliğine, cinayet faillerinin çoğunlukla aile içerisindeki erkekler olduğuna dikkat çekmektedir. 

Sn Öcalan “Coğrafyamızda her erkek kesinkes kadını malı gibi görür. Yüzde yüz bu böyledir. Çünkü toplumun genetiğine işlenmiştir, bu kolay değildir. Farkında olsanız olmasanız da böyle gelişir.”demektedir. Kadının modern hayat, tv ile kurulan dünya, kişisel çıkarsamalarından yola çıkarak kurduğu evliliğin; sevgi, aşk değil kendini kandırma olduğunu ifade etmiştir. “Toplumun bu şartlarında evlilik, karı-koca ilişkisi köleliktir. Geri kalan yanlarını da toplum tamamlar.” diyerek bu ilişkinin sömürüyü, baskıyı gizleyen ve genelleştiren karakterine atıf yapmaktadır. Özgür bir ilişkilenmenin mevcut koşullarda imkansızlığını, evliliklerin köleleştirici yönünden, kadının burada “aşk, sevgi” yanılsamalarına inandığını, böylesi bir inanışla özgürlüğüne dair en küçük adım atma teşebbüsünün erkeğin şiddetine maruz kalma ile sonuçlandığını ifade etmektedir. 

Kadının köleliğinin tarihsel derinliği ortadadır. Kadının bilme, üretme, kendi adına düşünememe, yaşayamama, toplumsallıktan uzaklaşma, özgürleşememe durumu bir kölelik durumudur.  Tüm bunlar ise kadınların mücadele alanları olarak durmaktadır. Özgür insanı, özgür toplumu ve özgür kadını var etmek için bu ataerkil kölelik yaklaşımını bozguna uğratmakla beraber; kadın bakış açısıyla yeni bir hayatı, özgür yaşamı da inşa etmeye çabalamamız gerekmekte. Çünkü kadın konusundaki yaklaşımlar hem kadın yaşamı için hem de toplumun yaşamı için en ciddi tehlikelerdendir. Kadının vereceği mücadelenin bu sistemi dağıtacağı ve darbeleyeceği  kesindir. Bu dağıtıcı etkinin büyümesi, bireysel isyanımızın toplumsal haykırışa dönüşmesi yeni hakikatlerin yaşam bulmasını da mümkün kılacaktır.

Sayın Öcalan’ın yaşananları Roma’daki köle-efendi ilişkisine benzettiğini söylemiştiniz bunu biraz açıklaya bilir misiniz? Sayın Öcalan hangi noktaya dikkat çekmek istiyor ?

Kadına bakış açısının ve kadına reva görülene karşı kadının mücadelesine dikkat çektiğini düşünmekteyim. Toplum tarihinde kölelik, feodalizm, emperyalizm, kapitalizm hepsi farklı şekillerde de olsa kadını sömürmüştür. Bu sömürü haline kadının ne kadar, hangi boyutta baş kaldırdığı da ele alınması gereken konulardandır. Sn. Öcalan Roma dönemindeki köle filozofun efendisi ile kurduğu ilişkiye dair “Efendisi kollarına sopayla vurduğunda ‘vurma artık işe yaramayacağım’ diye çığlık atar. Düşünün hukuku bile vardı bu durumun. O halde dahi efendisine yarama haliyle ‘ona nasıl faydalı olur’umu düşünür.”demişti. Sn. Öcalan’ın kadın konusundaki düşüncelerinde böylesi bir köleliği kabul eden kadının ‘kabul’e karşı çıkışı esastır. Kadının köleliğinde efendi sayılan erkeğe karşı hep bir özgürlük arayışı olmuştur. Kadının boyun eğişine karşı erkeği boyun eğdirmeden vazgeçirebilmenin mücadelesini yürütmek de önemlidir. Çünkü kadın köleliği, ezen-ezilen ilişki bakımından ilk örnektir ve sistem tarih içerisinde değişikliğe uğrasa da kendini bu ilişkinin devamını sağlayarak büyütebilmiştir. Biz kadınlar da erkek ve iktidara benzemeye çalışarak, taklit ederek değil aksine bunu yok edip, özgür ve eşit yaşamı yaratarak bunu başarabiliriz.

Kadın cinayetleri tekil vakalar değil topyekün saldırı halidir 

‘Her biri bir devrim konusu’ dediği toplumsal, ekonomik ve sosyolojik sorunlar hangi sistem ve zihniyetin ürünü olarak yaşanmakta? Sayın Öcalan’ın bu tür konularda çözüm perspektifi nedir? 

Günümüzde yaşadığımız sorunlar, hepimizin şu an içinde yaşadığı/yaşatıldığı kapitalist sistemin, toplumu her yönüyle yok eden etkisinin sonuçlarıdır. Bu sistem, insani değerleri, insan-doğa ilişkisinin yıkımına sebebiyet vermektedir. Bunu her geçen gün daha fazla yaşar vaziyetteyiz. 

Sn. Öcalan ile yapılan son görüşmeleri dikkate alarak cevaplarsak; kadın cinayetleri, toplumsal, ekonomik ve sosyolojik sorunların “doğru siyaset” ile çözülebileceğini ortaya koymuştur. Çocuk yaşta evliliklerin kendisini hep derinden etkilediğini, engellenmesinin gerekliliğini, çocukların bu halde yaşama sokulmasına karşılık her sorunun devrim konusu edilebileceğini “her bir çocuk için sadece 10 devrim yaparım” şeklinde belirtmiştir.

Doğru siyasetin yürütülmesi için bu sorunlara akıl yürütecek insan/insanların olması gerekliliğini ortaya koyarak bunun yokluğunu eleştirmektedir. Doğru siyaset üretme, siyaset yapma ve siyasete çözüm gücü olmayı öncelemektedir. “Toplumun en küçük yapısından, köyden başlayıp en yukarıya üste doğru birçok sorun var; tüm bu sorunların en tepesinde toplam olarak siyaset durur. Tüm bu sorunlara bu siyaset ile çözüm geliştirilmelidir.” şeklinde ifade etmektedir.  

Görüşme esnasında kadın cinayetleri konusunda daha önce de örnek verdiğini hatırlatarak bir dönemin ana gündemlerinden olan Özgecan cinayetine yeniden değinmiştir. “Özgecan olayını daha önce anlatmıştım. Nasıl bir katledilmedir? Önce tecavüz ediyor, sonra kolunu kırıyor gözünü çıkarıyor, yetmedi öldürüyor ondan sonra bir de yakıyor. Nasıl bir zihniyetle yapıyor bunu. Burada da tüm olaylarda da ‘kadınlar benim başıma gelmedi’ demesin. Her bir olayı kendisine yapılmış saymalıdır” diyerek yaşananların tekil vakalar değil topyekün saldırı halindeki bir zihniyetin yansıması olduğunu ifade etmiştir. Bu örnek; bizlerin, kadın mücadelesini ulusal, bölgesel hatta uluslararası platformalarda dile getirme, dayanışma, ortak mücadele etme gereksiniminin en basit bir örneği konumundadır.

Tüm bu sorunlara çözüm olmak için nereden başlamak gerekir?

Buna cevap tabi ki değişkenlik arz edebilir. Toplumda kadın olduğumuz kadar yaşamdaki sınıflarımız, yaşadığımız olanaklar ve imkanlar dahilinde farklı ele alınabilir. Kadın sorunu, kadının arayışı, özgürlüğü tarihsel bir problemdir. Bunun çözümünde birçok farklı ele alış tarzları, çözüm yolları veya önermeleri yapılagelmiştir. Hepimiz bu soruna dar tavır alarak çözüme dair düşüncelerimizi geliştiriyoruz. Yukarıda değindiğimiz gibi Kürt kadınına, coğrafyamıza değil insanlık tarihinden gelen bir soruna o denli derin bir çözüm sunabilmek gereklidir.  

Kadının mücadelesi genel özgürlük mücadelesini tahmin edilenden çok daha fazla güçlendiren etkilere sahiptir. 

Her bir kadının kendi benliğini bulması, savaşını vermesi başlangıç olarak dile getirebilirim. Kadının erk-iktidar karşısındaki farkında olma hali, aile, kadının kendisi, ilişkileri vb ortam ve durumlarda ortaya çıkardığı mücadeleyi paylaşması topluma yayması ile sürdürülebilir. Bu savaşın hiç de sanıldığı kadar kolay olmadığını, irade istediğini hepimiz kendi savaşımız ve toplumla olan ilişkilenmelerimizden bilmekteyiz. Toplumun dayattığı ölçülere, cinsiyet rollerine boyun eğmemek, bu çerçeveden çıkmak esaslı başlangıçtır.  

‘Kadının “kendi kendine var olması” gerçekleşmelidir’

Yapılan tüm görüşmelerde Öcalan dikkat çekici şekilde Mem û Zîn destanından örnekler vermekte. Peki Mem û Zîn destanı ile Sayın Öcalan kadınlara hangi mesajı vermek istiyor?

Mem û Zîn destanı, Kürt kültüründe ciddi bir öneme ve değere sahip. Destanın geçtiği yer, geçtiği dönem, destandaki toplumsal öğeler, destan karakterlerinin her birisi şiirlere, kitaplara konu olmuştur. Sn. Öcalan destanı “demokratikleşme sancısı”, “feodal sıkışmışlığın trajedisi”, “feodal topluma karşı çıkış” olarak değerlendirdi. Bu destanı; dil, toplum, Kürt coğrafyası, Kürt kültürü, tarihi vb birçok konuda ele aldı. Kadınlar boyutunda ise Zîn’in kadın olarak destandaki sonunu belirterek Mem ile Zîn arasındaki aşkın sanılanın aksine bir aşk kavramı olmadığını ifade etmiştir. “Mem ile Zîn aşkı en başından imkansızdı, Mem imkansızı istemiştir. Sonunda Mem ölmüş Zîn ise kendini öldürmüştür. Ben kadının ne Zîn gibi kendini öldürmesini ne de Derweşe Ewdi deki Edule gibi kendini dağlara vurarak öldürülmesini doğru bulmuyorum. Zîn de Edule de ölmüştür, ölüm reva görülmüştür.”demektedir. Mem u Zîn bir semboldür feodaliteye karşı çıkışı, “bir” olmaya özlemi ifade eder. Sn Öcalan “400 yıl geçmesine rağmen Cizre üzerinde bu gölge devam etmektedir.” diyerek kadına biçilen yas havasının, matemin kaldırılması gerekliliğini ifade etmiştir.

Sn. Öcalan, aşk, sevgi bağlılık konularındaki düşüncelerini “Kürt Aşkı” üzerinden çokça dile getirdiğini, yeniden okunabileceğine vurgu yapmıştır. Özgür kadın var edilmeden demokratik bir topluma erişmek mümkün olmayacaktır. Birbiri ile bu denli ilişkide olan noktada kadının “kendi kendine var olması” gerçekleşmelidir. Yoksa kadına ölümü ahlaki zorunluluk olarak dayatan/sunan ya da kadına bu yönlü bilinçle ölümü tercih edecek değerlerin öğretilmesi gerçekliğimiz olamaz.  

Son görüşmede sayın Öcalan’ın Ezidi Kürt kızı Berivan üzerinden de Ezidilerle ilgili görüşlerini paylaştığını ifade ettiğiniz? Bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? Öcalan tam olarak ne dedi? Ve Ezidi kadınlarına dönük bir değerlendirmesi oldu mu ?

Sn. Öcalan’ın görüşmeler boyunca Cizre üzerinde yoğunca örnekler, değerlendirmeler yaptığını sıkça ifade ettik. Bu bağlamda Cizre’de önemli bir isim/sembol olan “Berivan”ı kendisinin ifadesiyle “Ezidi Kürt kızı’nı” onun doğa ile kurduğu bağlılığını hatırlayarak anmıştır. Ezidilere, Ezidi kadınlarına dair değerlendirmelerde bulunmuştur; “Ezidi kadınların İŞİD saldırısı sonrası yaşadıkları dünyada örneği olmayan dehşet bir durumdur. Ancak bunun dünyada duyurulması ve anlatılmasında eksik kaldınız, anlatamadınız. Her bir Kürt kadını, her bir kadın kendisi Ezidi bir kadın olarak Şengal’de İŞİD’in esiri olduğunu, türlü tecavüzler sonrası Arap şeyhlerine farklı kesimlerine satıldıklarını bir an olsun hayal etmeliler. Bunun hissettikten sonra nasıl bu vahşet sonrası yaşamın olağanlığına karışabildiklerini sormalılardır. Ezidi kadınlar, kızlar gerçek Kürt kadınını temsil ediyorlar, öz onlarındır. Kaç kadın buna maruz kaldı, kaçı katledildi, kaçı halen kayıp, kaçına dair bilgi edinilebilmiştir. Bu herkes için hele ki kadınlar için öncelikle olarak ele alınması gereken konudur.”  diyerek, düşündükçe uykularının kaçtığını söylemiştir.

Ezidi kadının Kürt kadınının özünü, gerçeğini temsil ettiğini ifade etmesi açısından önemlidir. Genel olarak Ezidi halkının korunmasına değinmiş, Ezidi kadınlarının ve halkının kendini koruyacak mekanizmaları var etmesi gerekliliğini eklemiştir. 

Kendi diliyle anlatılmayan bir kültür en baştan yara almıştır 

Sayın Öcalan’ın Kürt kültürünün doğru öğrenilip doğru yaşanmadığını ve bugün Kürtlerin kendi çocuklarına Kürtçe öğretmemesini korkunç bir durum olarak değerlendirdiğini belirtmiştiniz. Kültürün taşıyıcısı özünde kadınlar, bu noktada kadınların Sayın Öcalan’ın bu eleştirilerini nasıl ele alması gerek?

Kürt diline dair hassasiyet, Kürtçe konuşma, öğrenme ve günlük hayatımızdaki yeri bakımından hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir husus. İnsanın varlık, karaktere büründüğü araçtır dil, kişinin tanımlamasında varlık kazandığı bir husustur. Bu konu politikayla ilişkili olduğu kadar “toplumsal, sosyal” bakımından anlam ifade etmekte. Bunun da can bulduğu alan “anneler/kadınlar” olmaktadır. Bunu sadece çocuğa öğretme olarak tek başına dar anlamda ele almamamız gerektiği ise aşikar. Kadınların toplumu değiştirme, etkileme potansiyeli her türlü değerin kültürün asıl taşıyıcısı olmalarına neden olmuştur. Bu yüzdendir ki “barış”, “barış çabaları” barışa gidecek yol da kadınların yarattığı bu yeni değerlerle mümkün olduğunu savunmaktayız. İnsanlığı yücelten değerlerin yaratıcı enerjisi kadından gelmiştir. Bu nedenle toplumun inşasında öncü olacak olan kadın emeği, ruhu, toplumsallığı ile bu kimliğini koruma büyütme çabasına girmelidir. Bu çabada da en önemli başlıktır ‘dil’dir. Kürtçe eğitim, Kürtçe eğitim veren okullar, kurumlar vb faaliyetlerinin yaygınlaşmasının önemi yanında, bunu asıl taşıyacak yaşatacak olanın kadın olduğunu hatırlayarak bu yönlü saldırılara en güçlü cevabı verebilmeliyiz. Bu konuda ciddi çabaların olduğunu da biliyoruz. Çünkü kendi diliyle can bulmayan, kendi diliyle yaygınlaşmayan, kendi diliyle anlatılmayan bir kültür en baştan yara almış olacaktır. Çünkü kültürden uzaklaşma, yabancılaşma, değerlerden yoksunluk, yanlış bilinçle yürütme, toplumun ahlakını ve kadının köleliğini beraberinde geliştirir.

Diğer bir nokta ise kadınların siyasetteki yeri, bu konuda hala siyasetin erkekler tarafından yapıldığı algısı var. Sayın Öcalan’ın bu noktada değerlendirmeleri oldu mu ? Kendisinin projesi olan HDP ve HDK’de kadınların üstlendiği rolü dönük her hangi bir değerlendirmesi oldu mu?  

Kadın hayatın birçok alanında olduğu gibi siyasette de kenarda bırakılmak istenmiş/bırakılmıştır. Sn Öcalan birçok soruna dair ciddi düşünmeme, ciddiyetle yaklaşmamayı eleştirirken doğru siyaset tarzının yürütülmesini ortaya koymuştur. Demokratikleşmede çözümü arayacaksak kadının demokratikleşmenin en güçlü dayanağı olduğunu hatırlamalıyız. Bu tespit hakeza gençlik için de yapılır.  

Siyaset, toplumun yaşamına dair sorunların tespiti ve çözümlendiği, kararların alındığı, politika üretildiği alanıdır. Ve bu alan iktidarın kendini yeniden ürettiği, kabul mekanizmalarını var ettiği alandır. Erkekçi, iktidarcı bu anlamda tekelci bir alandır. Dolayısıyla bu haliyle toplumun sorunlarını çözmeyi başaramayacaktır. Kadınların bu alanda yer alması gerçek politika üretilmesine, çözme gücünü göstermesine, bu alanın demokratikleşmesine vb etkisi olacaktır. Ataerkil siyasete karşı kadının alternatif siyaset ve iradesi siyasete doğrultu verebilir. Siyasete aktif, örgütlü katılımı ve bunu toplumun her katmanına siyasetin her alanına nüfus ederek gerçekleştirmesi, üstlenmesi bir ihtiyaçtır. 

HDP/HDK için demokratik ittifak, demokratik ulus bloğu, demokratik müzakere partisi ve benzer tariflemeler yapmıştır. Bunun içerisindeki tüm demokratik güçlere, halklara, kesimlere yer verilmesini ifade etmiştir. Bu yönüyle en kalabalık gücün başında kadınlar gelmelidir. Sn. Öcalan’ı siyasetin doğru (sorunlara uygun çözümlerle), akılcı, yaratıcı yapılmasını değerlendirmesi ile kadının doğasından gelen yaratıcı yönünü düşününce kadınların siyasetin ana figürlerinden bir tanesi haline gelmesi gerektiği beklenendir. Bunlara ulaşmak için her türlü savaşma azmini gösterebilecektir. “Demokrasi ve barışı gerçek güç haline getirmek gerekir” diyen Sn. Öcalan’ın çağrısına cevap olmak; tam da bu özü taşıyan HDP/HDK içerisinde çalışma yürüten kadınlara da siyaset alanıyla öncülük düşmektedir. Çünkü demokratik mücadelenin başarısına inanan olarak kadın başarmaya da daha yakındır.