Birleşirken ayrılmadan…

- Müge TUZCUOĞLU
251 görüntüleme

Bir seçim daha yaklaşıyor. Bunu hem memleketin gerilmeye başlayan havasından, hem yavaş yavaş acemi aday adayların kendini öne çıkarmasından, hem de partilerdeki kıpırdanmalardan görebiliyoruz. Bir seçim öncesi birliği olarak kalmayacağını HDP kanıtlamıştı ve bu seçime de parti olarak girerek başka şeyler de kanıtlama niyetinde. Herkes birbirine “Sence ne olur?” diye soruyor. Ama işin maç tahmini değil de, geleceğimizi ilgilendiren bir demokrasi meselesi olduğunu hatırlasak, seçim barajının düşürülmesi için şimdiden kollarımızı sıyırıp mücadeleye başlamamız gerek. Ama tahminler ile sınırlı kalıyoruz. Çoğumuz “gerçekçi olup, imkansız” diyoruz, bir kısmımız “gerçekçi olup, imkansızı istiyoruz.” Bana sorarsanız HDP, meclise girse ne olur girmese ne olur. Ankara’da dökülen bu kadar enerji, Diyarbakır’da dökülseydi, belki Diyarbakır çok daha farklı bir kent olurdu!

Bu seçim öncesi bir yeniliğimiz daha var. Kürdistan illerinde pek bilinmiyor ama Birleşik Haziran Hareketi! Önce “Gezi sonrası solda birlik ihtiyacı çok daha görünür ve zorunlu olmuştur” diyerek nihayetinde Haziran Hareketi olarak ortaya çıkıldı. Daha sonra “Birleşik” adında başka bir grupla birleşerek, sol içi bir ittifak oluşturuldu. ÖDP eliyle oluşturulmuş, Halkevleri gözlemciliği, üçe ayrılan TKP’nin üç grubunu da içeren, CHP’den de katılımcıların olduğu bir yapı. Kişisel olarak her türlü etkinliği, yeniliği, oluşumları, en azından demokrasi adına ortaya çıkan adımları desteklemek gerektiğini düşünürüm. Birleşik Haziran da bu anlamıyla hoş geldi!

Bileşenleri ve yürütücüleri ile çok kez sohbet etme şansı bulduk. Tabii akla ilk gelen soru şu oluyor; HDP ve HDK gibi bir birlik varken ve ÖDP sürekli bu çalışmaya çağrılırken, ne oldu da başka bir birlik oluşturma ihtiyacı duyuldu? Gayet politik cevap olarak; “HDP’nin bir alternatifi olmadığı, işçi sınıfı içinde ve Batı illerinde örgütlenmenin gerekliliği üzerinden bir birlik.” İlk eylemleri olarak da HDP’nin eleştirildiği “dinci gerileşme konusunda bir şey yapılmıyor” konusunda, eğitimin gericileştirilmesi ile ilgili eylem yapıldı.

Birleşik Haziran’ın buradan tarif edilmesi demek, HDP’yi Kürt illerinde görmek ve yeniden oraya göndermek demek. Kabul, HDP’nin Batı’da örgütlenemeyeceğini, “Kürt” devrimcilerinin “Türk” işçi ve emekçi yığınları içinde imajının değişemeyeceğini ve bu görevi “Türk” devrimcilerinin üstlenmesi demek. Peki.

Türkiye devrimci hareketinin, bir rüzgara, bir örgütlülüğe, ortak ruha olan ihtiyacı aşikar! Ancak bu illa ’80 öncesi gibi olacak değil ya! ‘80’den bu yana çok şey değişti. Kadınlar değişti. Kimlikler değişti. Anlamlar değişti. Kentler değişti. Türkiye’ye bir kez daha bakın ve göreceksiniz ki Kürtler zaten devrim yapıyor ve hatta Türkiye devrimci hareketini omuzlama talebinde! Rojava’da devrim yaptılar! Kadın hayatında devrim yaptılar! Ve bunu Türkiye’ye taşıma gayreti uğruna birçok fedakarlıkta da bulunuyorlar.

Ne çıkar ki bir kez de Türkiye devrimci hareketinin sloganı Kürtçe olsun! Bu örgütlenme ihtiyacının, solda birliğin ismi HDP olsun, Kürtçe konuşsun! Bizim devrimciliğimiz illa Türkçe mi konuşacak? Bizim bildirilerimiz, devrimimiz illa Türkçe mi konuşacak? Bir kere de ezilen halkımızın dilini öğrensin?

Bizim bunu Türkiye’ye anlatma sorumluluğumuz yok da, sırf örgütlenecek kesim Türkçe konuşuyor diye mi Kürtlerden uzak duracağız?

Önümüzdeki günlerde, seçim de yaklaştıkça, siyaset konuştukça bu dil susacak biliyorum. Artık bu kadar kibar olamayabiliriz. Ancak bu yazıyı okuyan kadınlara sorumluluğumuzdur; ortak hareket etmek, temel değerlerde ortaklaşmaktır. Birleşik Haziran ve HDP’nin veya herhangi bir devrimcinin bugün memleket üzerine ortaklaşamayacağı temel noktalar yok ise neden bu ayrılıklar?

Türkiye solunun, daha fazla görmezden gelme lüksü yoktur. Kadınlar, lükse kaçmadan doğanın ve toplumun en iyi yaşama sürüklemenin taşıyıcısıdırlar. Ortak alanlarda, ortak kentlerde kadınların bu dili koruyacağı, bu dili ortaklaştıracağı, ayrıştırmayacağına olan inançla…