‘‘Bu ne yaman çelişki ya Star’

- KAKTÜS
218 görüntüleme

Hayat çelişkilerle doludur. Hayatta çelişkisi olmayan yaşamıyor demektir. Çelişkisiz olan kişi ise bu hayata zaten gelmeyendir…

Bizim hayata gelmeyenle, yaşamayanla bir çelişkimiz olamaz zaten. Ancak sitemimiz olabilir. Sitem… sitem önemli bir konudur. Biz, nötr olana bile sitem ederiz. Mesela cennet… Hiç gideniniz var mı? Boşverin, sormadım varsayın. Şimdi bir şey söylerim kafanız karışır, işin içinden çıkamazsınız. Zaten kendimi bildim bileli bu cennet çelişkilerle doludur. Cennette olan hiçbir şeyi bu dünyada yapamıyoruz. Neden? Çünkü yasak!

Niye yasak kardeşim! Yoksam cennetin yöneticiliğini tanrı AKP’ye verdi de bizim haberimiz mi yok? Her şeyi vaadlerle mi yürüyecek? “Özgürlük var, ama cennette! Adalet var ama, cennette! Kimse bu dünyadan birşey ummasın. Umulanlar, umutlarla birlikte cennette!?!” İyi de kardeşim, Tanrı, Havva ile Adem’i yasakları çiğnemekten dolayı cennetten kovmadı mı? O zaman cennette özgürlüğün olduğunu kim iddia ediyor?!? Havva’nın da topu topu yediği elmanın yarısıydı be! O da zehir-zıkkım oldu zaten…

Velhasıl sorun elmanın tamamını yemekte değil. Sorun gidilmeyen, bilinmeyen yer hakkında herkesin ahkam kesmesidir. “Yok şunu yaparsan, cehenneme gidersin. Yok, Tanrı adına ben şöyle öldürürsem cennete giderim.” Yok arkadaş öyle bir şey!

Bir kere Allah’ın böyle şeylere ihtiyacı yoktur. Ya, insanlar birbirini doğrasın, kelle gövdeden ayrılsın diye Allah’ın cenneti vaddettiğini kim söylüyor? Allah’ını seven, Allah’ının iyiliğini göstermek isteyen çıksın söylesin…

Şimdi değerli okuyucum mesele şu: İnanmak kötü değildir. Kötü olan inancın, niyetsel uygulanışındadır. Artık başımızdakinin niyetlerine göre inaçlarımız, uygulanışta şekil alıyor. Yani demem o ki; hakikat aşktır ve aşk iyidir! Kalpsizin birine, aşkınızı emanet etmeyiniz…

Ne oldu? Bu işin sonu nereye varır mı diye düşünüyorsunuz? Düşünmekte haklısınız. Geçenlerde eski bir tanıdığa rastladım. Hafif bir şişmanlamıştı. Hoş-beşten sonra “eee, ne yaptın bu kadar zamandır” diye sormuş bulundum. “Boş bulundum’ der gibi oldu ama, öyle oldu…

“Hiç, evlendim. Mutlu bir hayatım var. İşte görüyorsun, bebek de geldi, gelecek…” Şöyle bir suratına baktım, bir gıdım mutluluk esamesi okumak için, ama nırç! Sanki biri kızın gırtlağına girmiş, zorla evlendirmiş. O kadar “mutluydu” yani…

Son yıllardaki evlilik vakalarına hiç baktınız mı? Bakmadınız mı? Önemli değil, ben baktım ve hiçbir şey göremedim. “Ooo, nerede o eski aşklar, o romantik bakışlar, o an bitmesin diye uğraştığımız zamanlar…” diyeceğim ama, kendinizi yormayın, öyle bir şey yok. Size yaşayan tek bir aşk örneği gösteremem. “Leyla ile Mecnun o büyük aşklarını nasıl yaşadılar, nasıl sevdiler birbirilerini ve bir ömür boyu mutlu oldular” diyemem. Sizi kandırmak isterdim ama, aşk konusunda tarihi benden iyi biliyorsunuz. Şirin ile Ferhat malumunuz, Aslı ve Kerem’e gelince, sizden daha fazlasını bilmiyorum. Günahı söyleyenin boyununa ama, derler ki; “kavuşan aşık yoktur. Zaten kavuşsa aşk olmazmış…” Bu, benim için büyük bir çelişki. Madem kavuşan aşk ölüyorsa niye o kadar acı çekiyoruz? Bunun bir mantığı var mı? Kimse şimdi kalkıp, “aşkta mantık olmaz” demesin, ağzı ile burnunun yerini değiştiririm ha! Yani şimdi aşklar ölü, evlilikler yaşıyor mu? Aşkta o kadar acı çekeceksin, kıvranacaksın, hatta aşk uğruna çöllere düşeceksin, sonra da kalkıp “boşver Mecnun, zaten kavuşsaydınız aşkınız ölecekti” mi diyeceksiniz. O zaman ben de şöyle söyleyiyim: “bütün yaşayan evlilikler aşksızlık üzerine kuruludur…”

Zaten günümüzde “evlendin, mutlu musun?” diye sormuyorlar. “Sizinkisi ne evliliğidir canım?” Cevap: “vallaha hayatım, bizimkisi mantık evliliği. Bu zaman neredeee aşk?!?”  Bir de şöyle durumlar var: bir saat içinde tanışıyor, bir gün içinde aşık oluyor, bir ayda evleniyor. Daha bir yıl dolmadan adam, kadını arabayla ezme girişiminde bulunuyor. Düşünsenize kadını arabanın altına alacak kadar büyük bir aşk var ortada…

Benim asıl çelişkim şu; biz toplum olarak aşkı öyle büyük yerlere koyarız ki, o aşk ulaşılmaz olur. Çünkü güzel olan ulaşılmazdır ve aşk güzelliktir. Aşkın kendisi hayattır, yaratıcılıktır, insanın içindeki sevginin karşısındakine değmesidir. Aşk değdiği her yere güzellik, heyecan, mutluluk katar ve aşk olmadan herşey ölüdür deriz. Yani toplumumuzda aşk eşittir kutsallıktır. Ama, zaten her şey bu “ama” ile başlayan cümlede yatıyor… Toplumumuzda bir kızın aşık olması demek, namusun gitmesi demektir. İşte hayatımın çelişkisi burada yatıyor. İçimden bas bas bağırarak; “bu ne yaman çelişki anneee!” demek istiyorum. Kutsal olan aşk, hayatı yaratan aşk neden bir zatın ayakları altında eziliyor? Bu zatın çirkin namusu, güzel ve kutsal olandan daha mı kutsal ki, AŞK, gordiyon düğümü gibi kılıçla çözülüyor? Bu ne yaman çelişki YA STAR!..