Cinsler arası savaşın odağı?

- Abdullah ÖCALAN
18 görüntüleme
Kadın-erkek ilişkisi her şeyden önce aile içinde tanınmaz haldedir. Erkeğin bütün uğraşısı, kadını kendine kul-köle halinde tutmak içindir. Bu, onun bütün aile içi siyasetçiliğinin merkezidir. Zaten ondaki egemenlik kültürü, erkeklik gururu denilen olay böyle gelişir.

Erkek olmanın üstünü biraz kazalım; bir cinsel olaydan öteye, bir boyun eğdirme ilişkisidir bu. Erkeklik, bizde sanıldığı gibi bir cinsel taraf olarak değil, daha çok boyun eğdiren taraf olarak bir tanıma kavuşur. “Erkek adam boyun eğdiren adamdır; erkek adam, ailede reisliğini sürdüren adamdır! Fakat bunu basit bir boyun eğdirme olarak görmeyelim. Boyun eğdirme ona düzen tarafından öğretilmiştir. Düzen boyun eğdirme görevini yürütürken, bunun etkisi en fazla aile erkeği üzerindedir. Aile erkeği boyun eğmenin kefaretini ailede kadından çıkarır. Ailede küçük bir despot olma bizim erkeğin biricik marifetidir. Şunu da belirtelim ki, bu konuda büyük bir mücadele vardır. Boyun eğdirmek kendiliğinden olmaz; cinslerarası önemli savaşın odağıdır. Çoğunuz bu savaştan geliyorsunuz. Erkek para, iş, mal sahibi olduğu için çoğunlukla üste çıkar. Bu bir de geleneksel olarak kadına aşılanmıştır. Boyun eğme böyle gelişir ve gerçekleşir, ama bu kötü bir gerçekleşmedir. Erkek toplumda gördüğü her türlü baskının, işsiz-güçsüzlüğün, adam yerine konmamanın acısını evinde beylik-efendilik taslayarak giderir. Bu erkekliğin kaç para ettiğini daha yakından görmek gerekir.

Kadın aile içinde bir rolün figüranı

Erkeğin aile içinde kendisine hakimiyet öğesi olarak önem atfetmesinin, bir yandan sömürücü-baskıcı düzenin ideolojik-politik taşıyıcısı olma, diğer yandan her türlü köleleştirici etkinin sahibi olması gibi tehlikeli sonuçları vardır. Aile içinde boyun eğdiren erkek, her zaman boyun eğen erkektir. Dolayısıyla erkeğin konumu, öyle çoğunuzun zannettiği gibi ileri bir konum değildir. Erkek, köleliğin en tehlikeli yataklarından birisinin odağı durumundadır.

Tabii ki bu yaklaşımlar, özellikle devrimcilikle fazla ilişkisi olmayan erkekler tarafından belki de eleştiri ile karşılanacaktır. Bu değerlendirmeler, onun kişiliğine bir saldırı olarak anlaşılacaktır. Oysa burada kişiye değil, bir cins olarak erkek olduğu için de değil, baskı ve sömürü mekanizmasında kötü bir rol icra ettiği için saldırılıyor. Onun bu konudaki sahteliği, efeliğinin yıkılması gerektiği, bunda bir yarar olmadığı, onun bu özelliklerinin paramparça edilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

O nedenle ki, Türkiye’de erkek “iyi bir aile reisi olsun” diye, yoğun bir ideolojik propaganda yürütülüyor.

Bunun karşıtı olan kadının durumuna gelince: O, gerek aile ve gerekse toplum içinde konumunu daha da yitirmiş durumdadır. Marifeti böyle olan bir toplumsal düzen içinde aile, kadının her şeyidir. Kadın özellikle aile içinde bir rolün figüranıdır. Reis etrafında nasıl dönüp-dolaşılır, nasıl hizmet edilir; o, tümüyle buna yatırılmıştır. Bu nedenle de rolü daha siliktir, ikincildir. Bir objektif nesnedir. Baba karşısında bile sağlıklı-özgür ilişkiye sahip değildir. Zaten evlendikten veya erkekle ilişki içine girdikten sonra hemen tabi olma konumuna giriyor. Ondan sonra da evin işi zaten boğucu bir etkiye sahiptir.

Ailede öğütülen bireyler

Biliyorsunuz, kapitalist ülkelerde iki çocuğun bile yetiştirilmesi büyük bir meseledir. Bu, sosyalist ülkelerde de böyledir. Bizde ise tam tersine, en yoksul, en güvencesiz bir aile en az bakım, en az sağlık ve eğitimle bir sürü çocuk beslemek zorundadır. Bu, kadının yerle bir olması için tek başına yeterli bir nedendir. Buna diğer nedenleri de eklemiyoruz. Yani toplumda hor görme, boyun eğdirme ve adam yerine konmamayı bir tarafa bırakırsak, aile içi ilişkilerde yalnız çocuklara karşı konumu nefes bile aldırmadan onun düşürülmesi ve yaramaz bir konuma getirilmesi için yeterlidir.

Ailenin yaşadığı kölelik, ailenin içinde bulunduğu maddi koşullar dayanılır gibi değildir. Bu noktada, aileden kaçıp kurtulma anlayışı doğar. Bu kaçışlar, bir dehşetten kaçış olaylarıdır. Aile bireye hiçbir şey vermiyor, tersine değirmende un öğütür gibi öğütüyor. Tabii ki, o bireyden hayır çıkmaz.

Bütün bunlardan şu sonuç çıkar: Devrim aile için her şey olduğu gibi, kadın için çok daha önem taşıyor. Kadının eğer biraz özgürlük derdi varsa, o durumda devrimcileşmekten başka hiçbir çaresi yoktur. Konuşmak ve biraz sosyalleşmek için devrim! Bırakalım siyasal özgürlüğü, biraz uygar ilişkilerin sahibi olmak için devrim! Kürdistan için bundan başka bir çare yoktur. Dolayısıyla kadın devrimciliğine ve devrimci kadın hareketinin gelişimine kendi koşulları içinde bir önem atfetmek ve bu önemle orantılı olarak bir çalışmayı örgütlemek önemlidir ve gelişebilir.

PKK bir özgürlük kurumudur

Partimiz genelde bir eşitlik kurumudur, özgürlük kurumudur; bütün toplumsal ilişkilere el atıyor, hepsine bir devrimci yaklaşım getiriyor. Partimiz kadına da özgürlük için yaklaşır ve bunun ne kadar önemli olduğunu çoktan ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Kadınların katılmadığı bir devrim gerçekleşmez gibi genel bir doğru da var. Biz bütün bu doğruların hatırına böyle bir çalışmaya yöneldik. Fakat hemen şunu da söyleyelim: Bu durumda sorun sadece kadından kaynaklanmıyor, erkeklerin de durumunu ortaya koyduk.

Erkekliğin başlı başına bir sorun olduğunu, parti içinde liderliği çok değişik anladığını, bir aile kurumunu yaşamasına benzer bir üyeliği yaşadığını belirtmiştik. Sosyalist bir militan, bu yanlış erkeklik anlayışından, sahte bir hakimiyet anlayışı içinde kendini tatmin eden erkeklikten kendini kurtarmalıdır. Yalnız kadının değil, erkeğin de sorunu vardır. Erkeğin sorununu, erkeğin doğru çözmesi gerekiyor. Yani kendisini sahte bir hakimiyet noktasından kurtarması gerekiyor. Kendisini bu konuda bir reis olmaktan çıkarması, ilişkilerde devrimci-eşit konuma gelmesi gerekiyor. Bu, parti içinde vazgeçilmez bir özelliktir.

*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1993’te Weşanên Serxwebûn tarafından  yayınlanan ‘Kürdistan’da Kadın ve Aile’ kitabından derlendi.