Çıplak arama: İşkencenin en çıplak hali

- Sara AKTAŞ
67 görüntüleme
Cezaevleri bireylerin işledikleri suçlar nedeniyle ‘zorunlu tutulduğu’ mekânlar olarak tanımlansa da, en genel anlamda devleti var eden, devletin zora dayanan gücünü doğrudan gösterdiği stratejik bir kurum olarak tanımlamak daha isabetli olacaktır. Bir bakıma cezaevleri devletin kendi sistemini korumak ve düzenini hakim kılmak için ihtiyaç duyduğu bir alandır. Bu anlamda devletin toplumsal yaşam alanına müdahalesinin somutlaşmış hali aslında cezaevleridir.

Bir başka ifadeyle bir ülkenin cezaevlerine bakıp, o ülkeyi yöneten iktidarın ve hakim olduğu devletin fotoğrafını çekmek mümkündür. Dolayısıyla dünyanın farklı bölgelerinde, toplumsal, politik, ekonomik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkan krizin önlenme aracı olarak gösterilen cezaevlerinde mahpuslar, iktidarların çeşitli yöntemleri ile sürekli baskı ve işkenceyle yüz yüze kalmış, gözetlenmiş ve haklarında bilgi toplanmıştır. Bu tür beyin yıkama programına ve onur kırıcı uygulamalara uymayanlar, çıplak arama, cinsel taciz, dayak vb çeşitli işkencelere maruz bırakıla bilinmiştir. Kuşkusuz bu uygulamaların amacı, tutukluyu cezalandırma tehdidiyle, inancından ve ilişkilerinden koparmak, iradeyi teslim almak olmuştur.

İktidar, bilgi ve beden

Foucault Hapishanenin Doğuşu (1995) kitabında bir kurum olarak hapishanenin doğuşunun ceza ve disiplin ile ilişkisini açıklarken birbiriyle ilintili üç ana kavram üzerinde durmaktadır. Bu kavramlar, iktidar, bilgi ve bedendir. Foucault, iktidarı sabit ve tutarlı bir güç olarak ele almamıştır. Bu bakımdan iktidar, eşitlikçi olmayan, hareketli, çok yönlü, asimetrik ve üretici bir özelliğe sahiptir. İkinci ana kavramda ise Foucault, iktidar ile bedenler arasındaki ilişkiye, yani bilgiye odaklanır. Ona göre iktidarın işleyişi, iktidarın uygulandığı alana dair bilgiye dayanır. Beden ise işkencecilerin ve cellatların, egemenin gücünü pratik ettikleri yerdir.

(Garland,D. Punishment and Modern Society. , Chicago: The University of Chicago Press,1993, say: 137)

Dolayısıyla Foucault’a göre iktidar tarafından uygulanan başlıca ceza işkencedir, zira işkence hükümlünün bedeni üzerine iz bırakırken, aynı zamanda iktidarın kudretinin sergilendiği, kamuya açık törensel bir ritüeldir. İşkence, iki amaca hizmet etmektedir. İlk olarak, gözdağı vermek suretiyle, savcıların ürettikleri suçu, şüphelinin itiraf etmesini sağlar. İkinci olarak, geleneksel toplumun siyasal ilahiyatı çerçevesinde, suç işlemek egemene karşı suç işlemekle bir tutulduğundan, bir nevi intikamdır. Dolayısıyla egemen güç için hapsetme, kendisine itirazı olan bireyleri cezalandırmak için acı verme, itaate zorlama ve tarih boyunca bir korkutma ve güç ilkesidir. Hapsedilme süreci boyunca ege­menlik kurma arzusu insanın bedeni üzerinde uygulanan sayısız işkence yöntemi ile sağlanmaktadır. David Le Breton ise, Acının Antropolojisi isimli kitabında bu durumu şu çarpıcı cümlelerle ifade etmektedir: “Acı çektirme özgürlüğü iktidarın gölgede kal­mış yüzüdür: Tokattan sopalamaya, farklı şiddet uygulamala­rından kırbaçlamaya… çeşitli yöntemlerle ezilen, paralanan in­sanlar; tek sınır kurbanın ölümüdür burada. İşkence, şiddet uygulamalarında hiç eksik olmaz. Acıyı siyasal denetim biçi­mine dönüştürmeyi amaçlar.”

(David le Breton, Acının Antropolojisi, Sel Yayıncılık, Nisan-2010, say:186)

AKP’liler çıplak aramaya dair “belge” istedi

Ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de devletler tarafından inkâr edilerek çıplak arama uygulaması devam ettirilmektedir. Örneğin sosyalizm mücadelesinin simge isimlerinden Rosa Luxemburg’un hayatını anlatan filmde de gördüğümüz gibi dünyanın her yerinde devletler, çıplak aramayı bir işkence yöntemi olarak başta kadınlar olmak üzere, muhaliflere uygulamışlardır, uygulamaya da devam ediyorlar. Nitekim en son HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Uşak Emniyet Müdürlüğünde üniversite öğrencisi 30 kadının çıplak aramaya maruz bırakıldığını açıklaması, meseleyi Türkiye’nin gündemine de taşımış oldu. Uşak Valisi’nin yanı sıra AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin ise, “Kesinlikle böyle bir şey yok” diyerek çıplak aramayı inkar etmeyi tercih etti. Dahası AKP’li Özlem Zengin, konunun ısrarlı takipçisi olan Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu TBMM’yi terörize etmekle suçlayıp bir nevi tehdit etmiş oldu. AKP’nin diğer Grup Başkan Vekili Cahit Özkan ise çıplak aramaya dair kanıt babında “belge” istedi.

Hükümlü veya tutuklunun ceza infaz kurumuna kabulü yahut kurumda cezasını infaz ettiği süreç içerisinde, yasak bir madde veya eşyayı vücudunda bulundurduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı halinde beden çukurlarında ve çıplak biçimde gerçekleştirilen aramaya “çıplak arama” adı verilmektedir. Söz konusu aramalar, insan onuruna saygı ve işkence yasağı çerçevesinde çokça gündeme gelip eleştirilse de ne yazık ki birçok ülkede uygulanmaktadır. Türkiye de bu ülkelerden biridir. Böylelikle bir mahkeme kararıyla hüküm giymiş kişi, ya da şüpheli kabul edilen kişi daha soruşturma aşamasında, yetkisi olmayan idari bir kurum tarafından bir kez daha cezalandırılabilmekte, kişi tutukluysa henüz bir mahkeme kararıyla “suçluluğu” tespit olmamışken, hakkında hapishane idarelerince hüküm verilebilmektedir. İşte çıplak arama bu tür uygulamaların başında gelmektedir.

İlk andan itibaren cezalandırma

Daha önce kolluk görevlilerinin denetimine girmeyle beraber üst araması yapılmış olan kişiler, bir de hapishanede aramadan geçirilir. Bu arama uygulamaları ayrıntılarda değişiklikler gösterse de genel olarak mahpusun ayrı bir odaya alınması ve soyunmasının istenmesi şeklinde uygulanmaktadır. Bu arama işlemi infaz koruma memurları tarafından gerçekleştirilmekte ve mahpusun kıyafetlerini tamamen çıkarması talimatı verilmektedir. Uygulama sırasında iç beden araması da yapılabilmektedir. İç beden araması elle arama şeklinde olabileceği gibi mahpusa “otur-kalk, ıkın” gibi talimatlar verilmesi suretiyle de gerçekleştirilebilinmekte. Birçok hapishanede rutin bir uygulama haline gelen çıplak aramanın amaçlarından birisi, daha ilk andan itibaren tutuklunun üzerinde otorite kurma ve cezalandırmadır. Mahpusa sürecin başındayken artık hapishanede olduğu ve itaat etmesi gerektiği empoze edilir. Aynı zamanda yargısal bir kurum olmayan idarelerin, hüküm verebilirliğinin, hakkında zaten bir mahkeme kararı olan mahpusların ek olarak “cezalandırılabildiğinin” en açık göstergelerinden birisidir. Burada çıplaklık kişinin otorite karşısında yalnız ve her şeyden yoksun kalmış oluşunu ifade edebilmektedir. Çıplak aramaya maruz bırakılma, irade dışında soyunma kimlikten soyundurulma anlamına gelmekte ve açık bir psikolojik işkence biçimi olarak şekillenmektedir.

Çıplak arama tartışmasız bir biçimde işkence ve taciz uygulamasıdır. Nitekim İşkencenin Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde  işkence şu şekilde tanımlanmıştır: “Sözleşmenin amaçlarına göre, işkence terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren fiil anlamına gelir.” Dolayısıyla uluslararası hukukta işkence ve kötü muamele açıkça yasaklanmıştır. İşkencenin yasaklandığı temel metinlerin başında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gelmektedir ve işkence tanımı ile çıplak arama uygulaması örtüşmektedir.

Fiziksel ve manevi istismardır

Türk Ceza Kanunu’nda da işkence biçimsel olsa da suç olarak tanımlanmaktadır. Ancak bir tarihten günümüze sayısız fiziki işkence biçimlerinin yanı sıra, çıplak arama uygulamasının da bir işkence biçimi olarak hemen hemen her mahpusa uygulanarak sıradanlaştığını biliyoruz. Buna göre bir mahpusun güvenlik görevlilerinin önünde, soyunmasının istenmesi, makat, vajina gibi organlarının elle ya da “otur kalk, ıkın” talimatları verilmesi suretiyle, aranması, kişinin gerek fiziksel gerekse de manevi olarak istismarı anla

mına gelmektedir. İnsan onuruna aykırıdır ve kişinin bedenine yönelik bir işkencedir. Gerek uluslararası hukukta gerek yerel hukukta tanımlanan işkence kavramıyla bile ele alındığında, çıplak arama ve iç beden aramasının işkence olarak ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda hapishanelerde aramaların nasıl yapılacağına dair düzenlemeye, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 36. maddesinde rastlamak mümkündür. Yasa’nın geri kalan maddelerinde çıplak aramaya dair, herhangi bir hükme rastlanmamaktadır. Ancak çıplak aramaya dair düzenlemeye tüzükte yer verilmiştir. Bu durumun kendisi, başlı başına hukuka aykırı niteliktedir. Çıplak arama, kişilerin temel hak ve özgürlükleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu anlamda çıplak aramanın tüzükte düzenlemesi Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Türkiye’de söz konusu düzenlemenin bile sık sık dışına çıkılabilmektedir. Tüzük 46. maddesinin 2. fıkrasının bentlerinde belirtilen arama usullerine de uyulmadığına tanıklık yapıyoruz. Örneğin, son dönem, mahpusların yaptığı çıplak aramalarla ilgili başvuruların çoğu, mahpusların bir hapishaneden başka bir hapishaneye sevk edilmesinin ardından gerçekleşen ihlallerle ilgilidir. Mahpusun çıplak arama uygulamasına karşı çıkması durumunda ise disiplin cezası verilebilinmektedir. Sırf bu gibi nedenlerle, birçok mahpus, yaşadığı çıplak arama vakalarını adli makamlara taşımamakta, ağır insan hakları ihlali niteliği taşıyan uygulamalar, herhangi bir suç soruşturmasına dahi konu olamamaktadır.

 

İşkence iktidarın zaferi için işlev görür

Sonuç olarak; çıplak arama modern devletler tarafından geliştirilmiş pervasız bir iktidar uygulamasıdır. Temel amacı insana boyun eğdirmek olan bu işkenceden birkaç kere geçmemiş mahkum yok gibidir. Bu işkence biçimiyle cezaevine giren herkesin o mekanda kişiye özel bir şeyin kalmayacağını ve yönetimin bir mahkum üzerinde uygulayabileceği gücün hiçbir sınırının olmadığının mesajı verilir. Dolayısıyla yeniden ve yeniden altı çizilmesi gereken husus ise çıplak arama ve iç beden aramasının işkence olduğudur. Çıplak işkence sadece kurbanın ağzından itiraf almak ya da onu ezmek değildir, cellada kurbanının bedeni, birliği, onuru, gururu hatta inançları üstünde mutlak bir egemenlik kurma aracı ve amacı olur. İktidarın tipik bir güç gösterisidir. Kurbanı mutlaka öldürmez, boyun eğdirir. Böylece kurbanı uğradığı kötü muamelenin yarasını ve aynı hatayı tekrarladığı takdirde ya da “yanlış” bir tavır için­de olduğunda kendisini bekleyen kaderi asla unutturmaz. Bu insan onuruna aykırı, ilkel uygulamanın dünya

üzerinden silinmesi adına amansız bir mücadele vermek gerekmektedir. Breton’un kelimeleri ile söylersek; bu acı çektirme sanatının amacı kurbanın kişiliğini ve inançlarını yok etmek, yani kurbanın inancının in­kârının sağlanmasıdır. İşkence bir anlamda güç ve iktidarın zaferi için işlev görür. Bu bakımdan iktidarların özellikle kadın bedeni üzerinde tahakküm kurma, kadınları cinsel şiddetle yıldırma çabaları görmezden gelinemeyecek, yalanlanamayacak kadar gerçek bir manevi, psikolojik işkencedir. Çıplak arama ‘Yok’ demek açık bir yalanın karşılığıdır. Çıplak arama işkencesi var! İşkencenin en çıplak hali çıplak aramadır. Ve biz kadınlar tüm insanlık suçlarını, kadına yönelik şiddet ve işkencenin her türlüsünü ortadan kaldırana dek mücadele etmeye devam edeceğiz.