Çıta!

- Müge TUZCUOĞLU
193 görüntüleme

Kadın bakış açısıyla bakabilmenin daha iyi teşhis ettiğini ve kadın düşünüş biçimiyle düşünebilmenin daha insani bir yaşam kuracağını söylüyoruz.

MANSETSon zamanlarda yaşadıklarımıza, “en çok kadınlar ve çocuklar zarar görür” diye değil de, en çok kadınlar ve çocuklar başka bir şey sunabilir diye de bakmamız gerekir. Kendilerine ait bir dünya olmamasından kaynaklıdır, en çok zarar görmeleri. Başka türlüsü her zaman mümkünken, bu deli saçmalıklarına katlanmak güçtür çünkü. Ve her zaman başka türlüsüne bu yüzden en yakın kesimdirler.

Son bir yılımız, düşmanlardan, nefretlerden ve intikamlardan oluşmakta! Bu sürecin en kısa açıklaması bu olsa gerek. Herkes kendi açısından siyasi olarak bin tane çözümleme getirebilir. Ancak toplumun genelinde yaşanışı bu üç duygudur ve bunun yaşama tezahürüdür. Bir taraftan cinayetler, işkenceler; bir taraftan mezarlıklar, hapishaneler…

Ülkenin tarihi de çok farklı değil. Kimi zaman yükselen, hedefi gidişata göre değişen ancak yöntem ve sonuç açısından hep aynı şekilde olagelmiş.

Bu süreçlerin bir daha yaşanmaması mücadelesi veren ve daha insani bir yaşamı kurmaya uğraşanlar açısından konulan tüm hedefler birer çıta olmuş. Çıta da her zaman yükseklerden konmuş. Örneğin eşbaşkanlık, bu çıtalardan biridir ve toplumun kadın meselesine bakışına dair yüksek yerden tartışmasını sağlamayı amaçlamıştır. Buna benzer onlarca örnek sıralanabilir ve bizim artık gerimizdeki birçok tartışmayı, dediğimiz gibi geride bırakmamızı sağlar.

O yüzden tekrar tekrar, Hacı Birlik’in öldürülmesinin bir milat olduğunu kabul ederim. İşkenceyi, farklı boyutlarda tartışageldiğimiz bir zamanda, en aşağılık şekilde infaz, şok etkisinin yanı sıra, ileriye götürecek birçok tartışmayı ve hamleyi de görünmez kılmıştır.

Tıpkı darbe girişiminin kendisi ve sonrasında iktidar tarafından alınan kararlardaki gibi. Yükseltilmeye çalışılan yaşam kalitesinin, insani sistemin her seferinde daha da aşağılara çekilme uğraşı, “Allah’ın bir lütfu” olarak sunulduğuna inandırmışlardır kendilerini. O yüzden tekrar idamı tartıştırmak istiyorlar. O yüzden, darbe girişimi sırasında, askerleri işkenceyle öldürenler hakkında herhangi bir işlem yapmayı bile tartıştırmıyorlar.

Son bir yılda, insan hakkı ihlallerine dair ne kadar tepki verebildiğimiz, dava açabildiğimiz, gündem yapabildiğimize bakın! Sıfıra yakın! Her şey o kadar olağan hale geldi ki, sokakta karşılaşılan herhangi bir hak ihlalinin, tam da bir ihlal olduğu için karşı çıkılması gerektiği aklımıza bile gelmiyor. Bir panzerin çarpması sonucu yaralanan birine herhangi bir adli girişimde bulunup bulunmadığını sorduğumda, “Hayır. Aklıma gelmedi” cevabı, durumumuzu özetler nitelikte. O kadar çok ölüm kalım ile uğraşmaktayız ki, hayatta kalmaktan bile utanacak bir ruh hali!

Bunların hepsi geçecek. İlericiler, demokratlar, devrimciler, sosyalistler ne olursa olsun, bu çıtaları, merdiven eyleyerek, insani bir yaşamı öreceklerdir.

En çok da kadınların ve çocukların bunu başaracağına inancım tam. Kibirden uzak, çıkarsız ve hesapsız, ölümden değil yaşamdan yana bir üslupla, ölüm alanlarında değil yaşam alanlarında zamanını biçimlendirerek, bu eşik de aşılacaktır.

Düşmanlıkların, nefretin, intikamların eril dünyasında; iş, içinden çıkılmaz hale dönüştüğünde, “Allah’ın lütfu” ile bir hamle daha yapabilenler bilmelidir ki, ilahi gücün merhameti her zaman haklıların üzerindedir. Ve bu yüzden dostluklar, sevgi ve barış tek kazanan olacaktır.

Darbeye de OHAL’e de karşı çıkarak Toplumsal Barış talebinde bulunmak, bugünün en önemli talebidir. Ve bu kaos zamanlarının tek kurtarıcısıdır.

Barış gelecek!

Gelecek ve biz de üzerimizdeki karanlık örtüyü, o Êzîdî kadın gibi üzerimizden sıyırıp atacağız. Ardımıza ışıl ışıl bir tilili kalacak!