CİZRE: Vazgeçilmez bir hak uğruna direnmenin adı

- Gülizar TURAL
325 görüntüleme

MANSET‘‘…Uygarlığın şafak vaktine beşiklik etmiş Kürdistan coğrafyası, bu sefer demokratik konfederalizmin, radikal ve gerçek demokrasinin şafak vaktine beşiklik etmektedir. Doğada bir kural vardır: Her şey kendi kökeni üzerinde yeniden doğar. Demokrasi de neolitik devrim de gizli kökenleri üzerinde tam ve başarılı doğuşunu gerçekleştireceğe benzemektedir. Halen tüm merkezî hegemonik uygarlıkların darbesini yemekte olan bu beşiğin demokrasi bebeğini de büyütmesi imkân dâhilinde görünmektedir. Özyönetim gücünü, politik ve ahlaki toplum olma yeteneğini çoktan kaybetmiş bu topraklar, bu dağlar, ‘Kurti’lerin bir kez daha beşikten çıkıp yürüyüşe geçmelerine tanıklık edebilir…’’ (1)

2015 Ağustos ayında Kuzey Kürdistan’ın Cizre ve Sur başta olmak üzere değişik il ve ilçelerinde başlayan öz yönetim direnişleri tarihsel köklere sahiptir. O kökler de bu topraklardadır. Kürdistan’ın birçok alanında onlarca yıldır devam eden öz yönetim direnişleri özünde kaybettiğini arama, köklerine dönme ve insanın layık olduğu değerler temelinde yaşama hakkı için amansız bir mücadeledir. Bu nedenle 2015 Ağustos’unda başlayan ve hala devam eden öz yönetim direnişlerini demokratik modernitenin sosyal bilimleri ile analiz etmek ve toplum kırımı durdurabilecek hakikatlere ulaşmak hayati önemdedir.

Çiyager, Axin, Zamani, Gelhat, Hayri, Serhat, Pılıng, Mehmet, Raman, Ruken, Rızgar, Adar, Reber gibi yüzlerce gencimiz, yurtsever halkımızdan onlarca insanımız bu direnişte yaşamını bedel olarak koydu ortaya, hala koyuyor. On binlerce insan göçe zorlandı, hala zorlanıyor. Aç kaldı, sağlık ve eğitim hizmetlerinden mahrum kaldı. Emsalsiz çabalarla, büyük emek ve bedellerle kazandığı yerel yönetimler mevzii gasp edildi. Binlerce insan tutuklandı, gözaltına alındı, işkence gördü. Kahramanca savaşan gençlerimizin bedenleri paramparça edildi, yakıldı ve moloz yığınlarıyla nehirlere atılıp kaybedilmek istendi. Şehirlerimiz, tarihimiz, kültürümüz yerle bir edildi, yıkıldı. Tüm bunları faşist Türk devleti pervasızca, dizginleyemediği büyük bir kin ve öfke ile yaptı. Dünya sessiz kaldı, uluslararası sözde demokrasi ve insan hakları kurumları sessiz kaldı.

Öz yönetimden vazgeçmemek

NUSAYBIN YPS MARTÖz yönetim direnişleri etrafında daha sayabileceğimiz yüzlerde olgu gelişti. Bu olguların hiçbirini görmezden gelmeden, önemsiz kılmadan ve atlamadan analiz etmek özellikle Kürtlerin boynunun borcudur. Anlam vermek, adlandırmak zorundayız. Tarihsel boyutlarını, güncel gelişimini ve geleceğimize etkilerini araştırmak, çözümlemek zorundayız. Cizre bodrumlarında yaşanan direnişi de bu direnişe saldıran vahşeti de her yönüyle dünyaya duyurmalıyız. Bir halkın öz yönetim talep etmesi ve bunun uğruna mücadeleyi göze alması yaşadığımız coğrafyada ve dünyada hangi güçlere nasıl dokunuyor, neden rahatsız ediyor anlamak ve herkese anlatmak durumundayız.

Tüm dünyada insanlardan ve halklardan, topluluklardan çalınan en temel haklardan biri öz yönetim hakkıdır. Bu hak en fazla gasp edilen, ırzına geçilen, yok edilmesi için her türlü oyun sergilenen vazgeçilmez kutsal bir haktır. Belki de dünyada en etkili silahlar, bu hakkın ortadan kaldırılması için kullanılıyor. En büyük bütçeler, bu hakkın tanınmaz hale getirilmesi, unutturulması ve bir daha dile bile gelmemesi için ayrılıyor. Bu tüm dünyada böyle!  Tıpkı ‘‘….(tarihsel)…Süreçten galip çıkan iktidarcı yönetim olmakla birlikte, toplum hiçbir zaman özyönetim arzusundan vazgeçmemiş, iktidarcı yönetime karşı sürekli özyönetim talebini yükseltmiştir.’’(2) evrensel hakikatinin tüm dünyada geçerli olduğu gibi…

Suzanna Arundhati Roy’un ‘‘Dağılmış Cumhuriyet-Yoldaşlarla Yürümek’’(Agora Kitaplığı) adlı kitabı bu konuda çarpıcı verilerle dolu. Bu kitap Hindistan’da yaşayan birçok etnik, kültürel, dini topluluğun İngiliz şirketlerinin kendi topraklarında maden aramasına, topraksızlaştırılmaya ve topraklarından göç ettirilmeye karşı yürüttüğü amansız öz yönetim savaşını anlatıyor. Bu mücadeleyi Maoist gerillalarla birlikte nasıl yürüttüklerine dair gözlemlerini dile getiriyor. Öz yönetim hakkından vazgeçmemek için direnen bu kesimlere Hindistan devletinin vahşet düzeyindeki uygulamalarından, sayısız katliamlarından bahsediyor.

Öz yönetim direnişi toplumsal dokuyu değiştirdi

Turkey KurdsDünyanın daha birçok bölgesinde pek çok toplum bu temelde direniyor. Ve kapitalist sistem bu direnişlerin bastırılması için toplumların en hassas değerlerine saldırıyor. Kürdistan’ın Rojava ve Kuzey alanlarında yaşanan öz yönetim direnişleri de hem sıkı sıkıya birbiri ile hem de dünyadaki bu öz yönetim direnişleri ile bağlantılıdır. Sadece ‘‘öz yönetimlerin ilanı yanlış mıydı doğru muydu?’’ kısır tartışmasına girmek; Kürdistan, Ortadoğu ve dünya çapında yaşanan bu öz yönetim direnişlerinden bihaber olmakla ya da bunları görmezden gelmekle bağlantılıdır. Öz yönetim hakkı bireylerin ve toplumların, toplulukların asla ama asla vazgeçemeyecekleri varoluşsal haklarıdır. Bu hakkın anlaşılmasında, tarihsel köklerinin bilince çıkarılmasında, geliştirilen direnişlerin strateji, taktik, yol ve yöntemlerinde yaşanan hataları ve yanılgıları, bunların sonuçlarını tartışmak öz yönetim hakkımıza doğru sahip çıkmanın gereğidir. Ancak öz yönetim direnişlerini büyütecek doğru, isabetli tartışmaları yapabilmek, bu direnişlerin gelişimine katkı sunacak tarzda geliştirmek önemlidir.

Her direniş sosyolojik-psikolojik bir analize tabii tutulabilir. Direnişin tarihsel-güncel dinamikleri adlandırılıp, çözümlenebilir. Direnişler onaylayanlarınca övgüyle, karşıtlarınca sövgüyle karşılanabilir. Ama direnişin gerçeği, tarihe damgasını kendi renginde basar. Hiç kimsenin gücü bunu ters yüz etmeye yetmez. Toplumsal tarihin bağrında taşıdığı ana nehirlerden biri olan direniş hep akar. Yatağını genişletir, daraltır, coşar, taşar, durulur, kurumaya yüz tuttuğunda yağışlardan, yan kollardan beslenip gururla yeniden akar. Ve direniş içinden akıp geçtiği her toplumsal dokuyu değiştirir. Kürtlerin öz yönetim direnişleri de başta Kürtler ve karşısında direndikleri güçler olmak üzere, Türkiye toplumunu, Ortadoğu halklarını etkiledi, değiştirdi. Kürtleri, dostlarını, düşmanlarını ve içinden akıp geçtiği tüm toplumsal dokuları değiştirdi.

Elsalsiz bir direniş

Kürtlerin uzun bir tarihi arka plana ve çeşitli ve zengin deneyimlere sahip olan bir öz yönetim direniş geleneği vardır. Bu geleneğin yakın örneği KCK’nin 12 Ağustos 2015’te “Kürdistan halkı için öz yönetimden başka bYPS SURir seçenek kalmamıştır” mesajından sonra Şırnak’ın, Silopi, Nusaybin, Cizre, Batman, Bitlis, Hakkâri’nin Yüksekova, Muş’un Varto, Bulanık, Van’ın Erdemit, Ağrı’nın Doğubayazıt, Amed’in Sur, Silvan, Lice ilçelerinde ve daha birçok ilçede öz yönetim ilanıyla başlayan süreçlerde yaşandı. Bu alanların hepsinde direniş ve mücadele görkemli ve iddialıydı. Ancak özellikle Cizre ve Sur’da sergilenen direniş, verilen mücadele emsalsizdi. Tarihe damgasını vurdu.

Cizre Kürtler’in, insanlığın direngen, onurlu ruhu olarak yazılırken tarihe, Türk devletinin gerçekleştirdiği soykırımlara yeni bir ad olarak da eklendi. Roboski, Suruç ve Ankara katliamlarının acısına Cizre acısı olarak eklendi. 78 günlük (14 Aralık 2015-2 Mart 2016) sokağa çıkma yasağı sürecinde, faşist Türk devleti Cizre’yi tanklarla-toplarla yıktı, 200’ü aşkın insanımızı kadın çocuk demeden vahşice katletti. Yaklaşık yüz bin nüfuslu Cizre’ye giriş çıkışları tamamen yasaklayan devlet, Cizre’nin teslim olmayan, açlığa, susuzluğa, soğuğa ve ateş toplarına direnen ruhunu; tarihe vahşet bodrumları olarak geçen mekânlarda insanları benzin döküp diri diri yakarak teslim almak istedi. Yaralı insanların sığındığı bu bodrumlar, Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde Bostancı Sokak, Narin Sokak ve Akdeniz Sokak, Sur Mahallesi’ndeki binalardaydılar.

Diz çökmeyen Cizre halkı

Bu yaralılara ulaşmak isteyen kitlenin kente girişine izin verilmedi. 7 Şubat 2016 akşamı bodrumda katledilen 60 insanın cenazelerini gören hastane personelleri odalara hapsedildi, bilgi paylaşmaları engellendi. Sağlık Bakanlığı aynı günlerde Cizre’yle ilgili olarak “112 çağrı merkezimize ulaşan herhangi bir yardım talebi veya ihbar olmamıştır” diyerek katliamı gizlemek kadar alaya alan ifNUSAYBIN OZ YONETIMadeleri ile hafızalarımıza kazındı. Yaralıların olduğu binalara yaklaşan ambulanslara keskin nişancılar ve roketlerle saldırı yapıldı, cenazeleri almak isteyen gruba iki zırhlı araçtan ateş açıldı, 10 kişi yaralandı. Türk Tabipler Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası’nın (SES) ekibinin ilçeye gitmelerine izin verilmedi. Bölge’deki katliamların durdurulması ve Cizre’deki yaralıların çıkarılması için Ankara’daki BM yetkililerinden bir heyet oluşturulmasını talep eden Barış Annelerinin talebi BM yetkililerince reddedildi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad al-Hussein, Türkiye’ye, güvenlik güçlerinin uyguladığı insan hakları ihlallerinin incelenmesi için bağımsız soruşturmacılara izin vermesi çağrısında bulundu. Zaten cılız olan bu çağrıyı kimse duymadı. Bir kez daha ortaya çıktı ki, hiçbir devlet soykırımı uluslararası bir uzlaşı olmadan uygulayamaz. Dünya, Cizre bodrumlarında gerçekleştirilen soykırımı kılını bile kıpırdatmadan izledi. Bu vahşet bodrumlarında 2016 Mart’ın ilk günlerinde inceleme yapan İHD ve TİHV heyeti, 9-10 yaşlarında bir çocuğa ait çene kemiği bulduklarını açıkladılar kamuoyuna. Bu heyette yer alan TİHV Genel Başkanı Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı toplumsal vicdanın sesi oldu: ‘‘Burada işlenen suçlar uluslararası mahkemelerde yargılanacak. Bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Bu suçun zaman aşımı olmaz. Bu vahşet, bir soykırım girişimidir”

Yüzlerce insanın yakılarak katledildiği bodrum katlarının bulunduğu bina ve sokaklar devlet tarafından yerle bir edildi. Belleklerimize kazınan insan çığlıklarını ve o çığlıkların bize bıraktığı vasiyetleri ise hiçbir güç, hiçbir teknoloji yüreğimizden söküp alamayacak. Cizre direnişi hafızalarımıza Mehmet Tunç’un son sözleri ile kazındı: “Şu an ölümü bekliyoruz. Bu binanın çökmesiyle insanlık da bu bodrumun altında kalacak. Yarın öbür gün bunun hesabını tarihe nasıl vereceklerini de onlar hesap etsin. Cizre halkı 60 gündür soğuğa rağmen, açlığa rağmen, susuzluğa rağmen diz çökmedi. Onun için kalan insanların bizimle gurur duyması lazım. Ama şu anda Cizre’de bir vahşet uygulanıyor, Cizre’de bir katliam uygulanıyor. Ama biz diz çökmeyeceğiz…”

Bu sözler direnişin devamını ve gerçekleştirilen katliamın hesabını vasiyet etti Kürt toplumuna. Kürtler bu sözleri, o bodrumlarda katledilen onlarca insanın çığlıklarıyla birlikte kaydetti hafızasına. Toplumsal hafızanın derinliklerinde saklı birçok öz yönetim direnişine ve onların kahramanlarına giden tıkanmış yolları açtı Kürtlerin zihninde. Cizre direnişi; amansız direnişçiliği ve o direnişçiliğin eksik kalan, hazırlıksız yakalanan veya tamamlanamayan tüm yönleri ile yakın tarihimizin en öğretici dersini yarattı. İnsani, demokratik, özgürlükçü ahlakını ve vicdanını yitirmeyen her insanın yaşamının her kesitinde okuyacağı ve sürekli aydınlanacağı bir kitap oldu. Cizre, öz yönetim hakkından vazgeçmeyen insanın ve onun toplumsallığının yarattığı muazzam iradenin en canlı damarlarından biri olarak attı. 21. yüzyılın kapitalizm tarafından her an kırıma uğratılan toplumsallığın direniş geleneğine muazzam bir güç kattı.

Kadınlar direnişin ruhu

4 Ocak 2016’da Silopi’de yaralıyken katledilen Sêvê Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır, Varto’da ölümsüzleşen Ekin Van, Sur’da sonsuzlaşan Nucan Malatya, Nurhak Ekin, Cizre’de katledilen Asya Yüksel ve özyönetim direnişlerinde şehit düşen daha nice kadın arkadaşımız; Kürdistan tarihinde öz yönetim direnişlerinde Kürt kadınlarının sergilediği öncü rolü devam ettirdiler. Öz yönetim direnişleri sosyolojik analize tabii tutulurken, kadınların bu direnişlerdeki rolü, kattıkları ruh ve etkileme düzeyleri daha net anlaşılacaktır. Toplumsallığı geliştiren, öncülük eden kadın kimliğinin doğasının; toplumsal doğanın temel reflekslerinden biri olan öz yönetim direnişlerine öncülük etmesi, direnişin ruhunu oluşturması anlaşılırdır. Bugün Afganistan gibi kadınların korkunç baskı ve katliamlara maruz kaldığı bir ülkede kadınların DAİŞ’e karşı silahlanmasından tutalım, dünya genelinde kadınların öz savunma refleksinin, bilinçlenmesinin gelişiminde; Kürdistan öz yönetim direnişlerinde kadın öncülüğünün ve direnişçiliğinin etkileri araştırılmaya değerdir.

Alıntılar:

(1)-Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan- Demokratik Uygarlık Manifestosu Beşinci Kitap: Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü)

(2)- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan- Demokratik Uygarlık Manifestosu Beşinci Kitap: Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü)