Dağların ahiret kardeşliği, kadınlar yünden örüklerle  kutsanır

- Rojbîn DENÎZ
16 görüntüleme
Bağlılık, toprakla dost, arkadaş, kardeş, ana-baba olmanın duygusuyla başlar. “Ya Ezîd, acıma acı ekleme, ama umutlarıma senin bereketinin güneşinden değsin, toprağında ruhum filizlensin” denilerek giden uğurlanır, gelen karşılanır. Ezdalığın kutsal topraklarının kardeşliği var.

Ezidîler buna ‘ahiret kardeşliği’ diyor. Ezidîler’in iç katmanları arasında yapılan ahiret kardeşliği bir ritüel eşliğinde yapılır. Ahiret kardeşliğinde sana yakın olduğunu hissettiğin kişiyle ruh ikizi olursun. Sonra bir ritüelle ahiret kardeşliği gerçekleşir. Sağ elde tiberk yani kutsal toprak tutulur. Avuç içine alınan kutsal toprak kalbin üzerinde bir süre tutulur. Sonra avuç açılır, ahiret kardeşi olarak seçilen kişi elini kutsal toprak üzerinde üç kez getirip götürür. Ardından sesli olarak üç kez “Sen benim ahiret kardeşimsin” der ve kardeşten öte seçilen kişiyle bağlar güçlenir. Ahiret kardeşliği gerçekleştikten sonra aileler bunu kutlar ve karşılıklı birbirine hediyeler verilir. Bu toprakların insanlara verdiği en büyük armağan herkesle, kutsal bilinen her mekanla ruh bütünlüğü sağlamaktır. En çok da kadınlar ruh birliğine inanır. Ruhun toprağın tüm bereketiyle birleşir ve kendini güvende hissedersin. Dağlarla bu toprakların insanları ahiret, umut, gelecek, sevgi, aşk, güven kardeşliği ile kutsallıklarını yaratmış. Dağlar bu topraklarda her insanın en yakını.  Beyaz fistanlarıyla, sıra sıra dizilmiş saç örgülerine sarmaşıklar gibi doladıkları yün örgüleriyle Ezda’nın kadınları, bu toprakları ve dağları daha güvenilir, yaşanılır ve güzel kılıyor. Kadınlar dağları kutsal görüyor ve dağlara büyük bir tutku ile bağlılar. Öyle ki kadınlar doğanın, dağların her rengine, her motifine bürülü.   

Dağlar yar, umut, güvendir

Orta yaş ve üzeri her kadında yünden yapılmış örükler var. Yünleri saç örgüsü gibi ören her kadının elleri ve yüreği de kutsal sayılıyor. Toplumda o kadının özel bir yeri oluyor. O, eli öpülmesi gereken kişidir. Sen onun elini öpersin o da karşılık vererek senin elini öper. Yaş olarak ondan küçük olsan bile elin öpülür. Kutsala saygı yaş sınırlarını tanımaz. Ezdalık kendine topladığı saygınlığı, dağlarda, kutsal mekanlarda toplayarak toplumsallığını oluşturur. Her Ezidî’nin kutsalı Ezdalığa ev sahipliği yapan dağlardır. Her Ezidî için dağlar ana, baba, yar, umut, güvendir. Fermanlarla dağlardan koparılan Ezidîler çöllerin kumlarında tüm fermanların toplamını yaşadılar. Bedenlerini sarmalayan toz bulutundan, yüreklerinde sakladıkları canlarını kurtarmayı başardılar. Çöle sürülen Ezdalık, kökleriyle kurdukları asi bağ ve özgürlük savaşçıları tarafından kurtarıldı. Ezdalık özgürlük savaşçıları ile tarihin dokularına doğru yolculuklarında ilerlerken, kendilerini dağların zirvelerinde büyük bir direnişin içinde buldu. Fermanın izlerini intikama dönüştüren her Ezidî’nin yaşamında, dağlar eskisinden daha derin ve anlamlı bir yerde duruyor. Köyler çöllerden parça parça taşınarak dağlara doğru yol alıyor. Çilmera’dan Şengal’e, Çilmera’dan Serdeşt’e, Sinûnê’ye, Digor’a, Xanesor’a, dağlara tutunan Ezidîler’i tarihleriyle buluşturuyor. Dağlarda ve dağların yamaçlarında filizlenen yeni köyler, Ezidîler’in dağlardan uzak kalmamasını her fırsatta onlara hatırlatıyor. Dağa uzak düşmüş her Ezidî’nin güvende olmadığını, her an yeni bir acı ve ölüm ile karşılaşabileceğini düşündürtüyor. Dağlara ve eteklerine yerlerini yapamayan her Ezidî hayatlarını geçici bir konağa inşa etmiş gibi hissediyor ve ürperiyor. Serdeşt’te çadır köyler gittikçe yerini bahçeleri büyük evlere bırakıyor. Serdeşt’ten Sinûnê’ye kadar sıra sıra oluşan köyler Ezdalığa daha fazla umut bahşediyor. Dağlara yerleşen her aile ya da her Ezidî dağlarla bağını derinden yaşıyor.

Dağlarsız bir yaşam fermana götürür

Dağlara bağlılığını Ezdalığın kutsalı olarak gören dayê Xunav da “Dağlarsız bir yaşam biz Ezidîler’i fermana götürür. Yaşam bizim için bir tek dağlarda var. Biz dağlarla bağımızı güçlendirdik, ahiret sözü verdik. Dağlar bizi dün, bugün ve yarın koruyacak” diyor. Dağların eteklerine çadır ev yapmış dayê Xunav, kutsallıkları elleriyle yapan ve Ezdalığın kutsal anası unvanını almışlar arasında. Ezidîler’de her aşiretin ya da her katmanın hemen hemen bir görevi var. Dayê Xunav’ın mensubu olduğu Faqir Tabası, dayê Xunav’ın içtenliğine güvenerek, kutsal mekanlarda kullanılması geren Xırka, bele bağlanması gereken halatlar ve kadınların saç örgülerine geçirdikleri yünden örükleri yapma görevini verir. Serdeşt’i sarmalayan dağların eteklerinden, uzak ovalara kadar herkes dayê Xunav’ın kutsallığını bilerek onun yanına gelir. Dayê Xunav’ın elini öperek o elin bu topraklara bıraktığı kutsallıklardan bir tanesini alır. Serdeşt’in en sıcak ve içten çadırı dayê Xunav’a ait. Dayê Xunav için evinin dağların yamaçlarında olması, ona Şengal’i bir cenneti yaşar gibi yaşatma hissi veriyor. Öyle ki dağlar dayê Xunav’ın heybetine heybet katmış gibi görünüyor. Dayê Xunav dağların yamaçlarına kurduğu çadırını Ezdalığın bilgeliğiyle birleştirerek,  güzelliğine bir başka güzellik katıyor.  Dayê Xunav’ı duyduktan sonra onun yanına gitmek için sabırsızlanıyoruz. Çok uzun sayılmayacak bir yolculuk sonrası dayê Xunav’a misafir oluyoruz. Omuzundan sarkan örüğü dikkatimizi çekiyor. Çadırının kapısında bizi karşılıyor ve “Hoşgeldiniz çadırıma. Girin, sarmaşıkların gölgesinde oturalım” diyor. Saç örgülerine yakından bakınca örgüsünün yünden yapıldığını fark ediyoruz. Baktığımızı fark edince saçlarına dokunuyor ve saçlarımıza bakıyor. Bana doğru bakarak, “Sana elimde olan bir örüğü vereyim, saçların uzar. Ezdalık’da kadınların uzun saçları kutsaldır. Eğer sen de bu topraklarda yaşayacaksan, o zaman saçların uzun olmalı” diyerek, çadırın bize uzak olan köşesine doğru yöneliyor. Poşet ve kumaşlara sarılı yünlerin arasında bir süre aradığı saç örüğünü nihayet buluyor ve güler yüzüyle bana doğru geliyor. “Şanslısın, bir tek bu kalmış” diyor. Yanıma çömeldikten sonra saçlarımı arkaya topluyor, elindeki yünden örüğü saçlarımla birlikte  örmeye koyuluyor. Bu örme işlemi bir süre devam ediyor ve sonrasında uzun bir saç örüğüm oluyor. Kendimi dayê Xunav tarafından kutsanmış hissediyorum. Kadınların saçlarıyla bağları, umutlarıyla bağları gibi.

“Dağlar benim ocağım”

Dayê Xunav’la saç örgüsü sohbetinden sonra, esas konuya geçmek istiyoruz. “Dayê biz senin bilgeliğini, Ezdalığa olan bağlılığını duyup da geldik, senin hikayeni duymak istiyoruz” diyor ve  anlatmasını bekliyoruz. Dayê Xunav, konuşmalarımız henüz bitmemişken kahkahalarla gülmeye başlıyor. “Siz beni kamera ile çekmeye mi geldiniz. Ben kameranın karşısında konuşmam. Hastalıklarım var, eğer kanalımız Çira Tv’ye çıkarsam KDP beni Başur Kürdistan’a sokmaz ve dolayısıyla doktora gidemem. Beni bırakın, ben yaşlı ve hasta bir kadınım.  Herkese zor yapıyorlar, bu dünyanın sadece onlara ait olduğunu düşünüyorlar. Ömürlerinin az kaldığını bilmiyorlar. Ama eğer isterseniz kamera olmadan size saatlerce, günlerce hikayemi anlatabilirim. Biliyorsunuz, bu topraklara bağlı olan her kadının uzun ve acılı bir hikayesi vardır. Bizim hikayemiz fermanlarla şekillendi. Fermanlarla yaşadık ve sonrasında yıllarca fermanların bizde yarattığı acıyı unutamadık. Tam unuttuk dediğimiz bir zamanda başka bir ferman geldi. Bize düşman olanlar, inadına siz fermanları unutamazsınız diyorlardı. Ee kızım, sana hangi hikayemi anlatayım. Benim hikayemin bütün yolları fermana çıkar” diyerek, içten bir ax çekiyor. Dayê Xunav dünyaya  inceden bir sitemle hikayesine başlıyor. Ve onun tercihi üzerine kamera kullanmıyoruz. Dayê Xunav’ın konuşmasının başlangıcı ve sonu hep dağlara çıkıyor. Belli ki dağlara çok bağlı. Dağlardan bahsederken öyle içten ve mutlu ki. “Dağlar benim evim, annem, babam, ocağım, beni yürekli yapan yer. Bazen çadırımın önünde oturur saatlerce dağların havasını solarım. Dağlar bana sonsuzluk hissi veriyor. Kendimi bildim bileli hep dağlarda ya da dağlara yakın yerlerde kaldım. Çok uzağa gidemedim” diyerek dağlara olan tutkusunu söze döküyor.

İplere renk veriyor

Dayê Xunav uzun boyu, omzundan sarkan örüğüyle heybetli bir duruşa sahip. Buğday teni beyaz fistanıyla uyum içerisinde. Bakışları derinliklerden kopup geliyor ve anlattıklarının yollarını çiziyor. Yüzünde dağları karış karış gezmiş olmanın dinginliği var.  Kara kirpiklerinin altından ışıl ışıl bakan renkli gözleri kendisine bakanı mest ediyor. Alnından gözlerinin kıyısına doğru ilerleyen zülüfleri dalga dalga. İki parmağı arasında tüten sigara dumanı, saçlarının dalgasına çarparak havada kırılıyor. Tütün tabakasını fistanına diktirdiği ceplerinde taşıyor. Her defasında cebinden çıkardığı tabakasını önüne koyarak, sabırla sardığı sigarasını zamanın ağırlığında buram buram tartarak içiyor. Dudakları,  tütünün bıraktığı kırmızı ve sarının tonlarına bezenmiş. Onun, gözlerimize çarpan resmi tepeden tırnağa renklerin ve çizgilerin ortaklığı ve uyumunun toplamı. Sigaradan kalınlaşan sesi hikayesine farklı bir ahenk katıyor. Dayê Xunav Ezidîler’de kutsal giysi olan Xırka yapan az sayıdaki kişilerden biri. Mensubu olduğu Faqir tabakası, ona onun yeteneği üzerinden bu görevi vermiş. Koyun yünlerini elleriyle iplere dönüştürüyor. Yaptığı iplere doğanın renklerini katıyor. Topladığı çeşit çeşit renkli çiçek ve bitki özleriyle ipleri renklendiriyor. Dayê Xunav, kutsal mekân olan Qubeler’in hizmetkarları için, kutsal mekâna bayram günleri odun taşısınlar diye, eliyle halatlar işliyor. Ona Qetke 24 avdane diyorlar. Şe Şems’in yanına odunları taşımak için yapılan halat. Mehka Peşte, bele bağlanan yünden kemer, Mehtune boyna asılan yünden halat, Xırka ise omuza atılan, -ceviz ağacından rengini alan- keten türü bir kumaş. Xırkaları sadece Feqirler tabakasından sakalları uzun olan erkekler giyiyor. Sakalı uzun olanlar sakallarını kesemez, bu Ezdalık’ta günah sayılıyor. Hatta erkekler saçlarını uzatır. Çok eski zamanlarda erkeklerin de saçlarını kesmesi günah sayılırdı. Onun için kadın ve erkeklerin saçları uzunmuş. Dayê Xunav bütün  bunlara ek olarak tüm kutsal mekan yani Qubeler için yünlerden çira  iplerin, genç kızlar ve erkekler için derbend, bele bağlanan siyah renkten halat kemerler, lepse Feqira alt üstlü keten tarzı krem rengi elbiseler yapıyor. Dayê Xunav tüm bu Xırkaları elleriyle yapar. Bayramlarda ve ölüm yıldönümlerinde onun yaptıkları,  ya hediye ya da hayır olarak bir aileye verilir. Ölen kişinin ailesi, ölüm yıldönümünde hayır yapmak için Ezdalık’ta kutsal olan aksesuarları, dayê Xunav’dan ya da Ezdalığın kutsallarını yapan bir başka kadından alarak dağıtır. Ezidîler’de bu kutsalları genellikle kadınlar yapar.   

Devam edecek.