Direnenlerin destanı 

- Omedya WELAT
302 görüntüleme

Öncelikle sizi böylesi bir kitap çalışmasına motive eden fikir nasıl oluştu sorusuyla başlayalım?

Kobanê direnişi ve orada yaşananlar herkesi etkiledi. Küçücük bir şehir, önüne çıkan canlı cansız her şeyi yakıp yıkan, öldüren, yok eden karanlık güçler tarafından kuşatılmıştı. Bu savaş, Kürt halkı için olduğu kadar iyilikten yana olanlar için de varoluş direnişine dönüştü. Kahramanlığı ve trajedisiyle dünyayı etkileyen bir direniş yaşandı orada. Kobanê bize dünyanın iyi insanları birleşirlerse kötülüğün yenilebileceğini gösterdi. Bir hayalin, ütopyanın gerçekleşmesiydi. Bu gerçekleşme süreci hala da devam ediyor orada. Ben de yazarak bu direnişin bir parçası olmak istedim. Yazmak da, direnişin bir biçimidir.

“Bulut Yağmuru” kitabı “Kobanê’de özgürlüğü uğruna kendinden vazgeçenlerin öykülerini anlatıyor” diyorsunuz. İlk kitabınız aynı zamanda, peki ‘Neden Kobanê’? 

Yukarıda da belirttiğim nedenlerle eğer bir şeyler yazacaksam, ilkin Kobanê’yi yazmalıydım. Hiçbir gücün, devletin önünde duramadığı, dünyanın her yanına korku salan, Ortadoğu coğrafyasını kasıp kavuran DAİŞ kötülüğü yenilmez görünüyordu: İnsanları olabildiğince korkunç şekilde öldürüyorlardı, tarihi eserleri yıkıyorlardı, insanları bir arada tutan tüm değerleri alt üst ediyorlardı. İşte Kobanê direnişi, bu yenilmez görünen kötülüğe karşı en büyük darbeydi. Kobanê yazılması ve hep hatırlanması gereken bir direnişti.

Kitabın içeriği onlarca kısa hikayeden oluşuyor. Hikaye derken 14-15 Eylül 2014’te başlayan Kobanê Direnişi’nde açığa çıkan somut yaşanmışlıklardan bahsediyoruz elbette. Bu hikayelerin oluşum aşamasından bahs eder misiniz biraz?    

Bu hikayeleri yazmak için Kobanê’de bir süre kaldım. Direnişin yaşandığı alanlara gitmek, direnişe katılanlarla konuşmak ve o küçük kenti, orada yaşanan olağanüstü yaşamları hissetmek gerekiyordu. Bunu yapmaya karar verdiğim andan itibaren sanki bir el uzanmıştı ve önümde yollar açılmıştı. Hikayelere ulaşma çabasına girdiğimde, onların beni bulduğuna tanıklık yapıyordum. Röportaj yapmak için birini düşündüğümde, tesadüfen bir yerde o kişiyle karşılaşıyordum. Bazen Kobanê sokaklarında dolaşırken hikayeler değişik şekillerde karşıma çıkıyordu. Direnişe katılanlarla konuştum. Onlar yaşananları anlatırken, ikinci kez aynı duyguları, zorlukları yaşıyorlardı. Gözyaşı döküyorlardı, cesaretle kötülüğün üzerine yürüyorlardı, kaybettikleriyle inciniyorlardı, umutlanıyorlardı. Onlar için de yeniden hatırlamak zordu. Benim açımdan da -birçoğunu yazamadığım- yaşanmış hikayeleri dinlemek ve yazmak çok zordu. Ancak onları görmek, solumak, onlarla bir olmak yetiyordu. Onlar kendini yazdırıyordu. Baktığın her yerden kendini anlatmak isteyen sesler, anılar, terli ve toz duman içinde yüzler, gülüşler kendini gösteriyordu. Acı kadar herkese yetecek kadar umut vardı. Direnenlerin hikayelerinde, başka bir dünyanın varolacağına dair bir şeyler vardı. Tabii yazım aşamasında yoğun bir çalışma süreci geçirdiğimi de belirtmeliyim.

Kitabın ikinci bölümünde Kobanê’de yaşanan 134 günlük direnişin her gününe bir hikayeyi atfetmişsiniz? Kobanê direniş sürecinin yansıyan veya saklı kalan binlerce hikayeden oluştuğunu kabul edersek, hikaye seçimini neye göre yaptınız?

Evet, o topraklarda görülmeyi bekleyen sayısız hikaye var. Kobanê, tam anlamıyla gerçekleşen bir masal dünyasıydı; iyisiyle kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle, kahramanlığıyla insan dışı canavarlarıyla… Orada gözlerini, gönlünü nereye çevirsen bir hikaye çıkar. Ancak amacım direnişi birçok yönüyle anlatmaktı. DAİŞ barbarlığından sadece insan değil, toprak, ağaç, hayvan, böcek de etkilendi. Çünkü canlı, renkli, yaşam dolu olan her şeye karşıydılar. Kürdistan insanı ve doğası, bu vahşete karşı bir olarak direndi, direniyor. Hikayelerin seçiminde de bunu dikkate aldım. İnsan kadar toprak, hayvan, ağaç, bulut, dağ taş hepsi olmalıydı bu kitapta. Ayrıca bu direnişe destek veren dünyanın iyi insanlarını da unutmamak gerekiyordu.  Kitabın birinci bölümünde ise bu direnişe giden yola ait hikayeler var. Çünkü Kobanê’de direnenler, yoktan varolmadılar. Kürt kadını, erkeği, doğası, yüz yıldır sömürgeciliğe karşı direniyordu. Bu yüzden birinci bölümde Rojava topraklarında uzun yıllar sömürgeciliğe karşı direnenlerin hikayeleri yer alıyor.

Peki neden Bulut Yağmuru? Bu seçimin arkasında nasıl bir öykü var? 

Direnişçilerden Rêwana için yazılmış öykünün adıydı Bulut Yağmuru. Bir masal gibi, susuz kalmış ve yağmur yağdıramayan bir bulut misali. Yağmur yağdıramayan bulut, parça parça yeryüzüne dağılmış. Savaşacak silahın, mermin kalmadığında bedenini bir silaha dönüştürmek. Kendinden vazgeçebilmek güç ister.

Orada böyle bir feda hali vardı. Ağır silahları ve sayıca daha fazla olan bir güce karşı savaşıyorlardı. Ellerinde ferdi silahları vardı, mermileri az harcamaları gerekiyordu. Birçoğu son mermisine kadar savaştı ve son mermi bedenleri oldu. Tankları, ağır silahları böyle durdurabildiler. Bir yanı kahramanlık diğer yanı trajedi. Aynı zamanda insan tarafından yapılmış hiçbir silahın iradeye karşı zafer kazanamayacağının göstergesiydi. İnsanın özgürlüğü için kalkışma iradesi, işgalcilerin hiçbir zaman anlamadığı şey de bu.

Hikayeleriniz içerisinde yoğunca kadın imgesi göze çarpıyor. Kitabın hazırlık aşamasından yazım sürecine kadar Kobanê Direnişinde Kürt kadınının pozisyonunu nasıl değerlendirirsin?  

Bu direnişe öncülük yapmak, Kürt kadını için yeni bir şey değildi. Kürt kadınlarının, hem topraklarını işgal eden güçlere hem de içteki cinsiyetçi yaklaşımlara karşı mücadelesi yeni değildi, yüzyılı buluyordu. Daha eskilerden bahsetmiyorum bile. Ancak Kobanê direnişiyle birlikte Kürt kadın savaşçılar, dünya medyasında görülmeye başlandı. Kürt kadınının direnişi keşfediliyordu! Onlarla ilgili haberler yapılıyor, güzellikleri ve cesaretleri övülüyor, hatta daha ileri gidilerek ‘Kürt Angelina Jolie’sinden’ bahsediliyordu. Ama onların gerçekte kim oldukları, varoluşlarının dayandığı tarih, eril dünyaya-cinsiyetçiliğe karşı verdikleri mücadele, sahip oldukları ideoloji ve nereden geldiklerine dair çok az bilgi veriliyordu. Tabii bu ele alışa karşı eleştiriler oldu, oraya fazla girmeyeceğim. Ancak son elli yıldır Kürt kadınlarının verdiği mücadele, Rojava, Kobanê topraklarında somutlaştı. Kadınlar orada savaşa, devrime, yeni bir dünyanın kuruluşuna öncülük ediyor; tabii mücadele ederek, acı çekerek, incinerek ama hep umutla. Kobanê, bu mücadelenin bir parçasıydı.

 

“Bulut Yağmuru”nun kapsadığı her bir hikaye ayrı bir tat, heyecan ve anlamı içeriyor. Bu, sizin zengin hayal dünyanız ve duygu yoğunluğunuz ile bire bir alakalı elbet. Kitabın basımı yapıldı. Dönüp baktığınızda “Bulut Yağmuru” sizde nasıl bir etki/iz bıraktı?

Kobanê’de dinlediğim, karşılaştığım her hikaye her yaşanmışlık bende derin izler bıraktı diyebilirim. Bu duygu yoğunluğu ve derinden hissediş, elbette yazıma da yansıdı. Bulut Yağmuru, direnişi edebiyat alanından insanlara taşımanın bir çabasıdır. Onlar, direnirken anlattı hikayelerini, savaşarak tarih yazdılar, direnerek yeni bir dünya kurdular. Bu yüzden hiçbir şey ölmüyor direnişin olduğu topraklarda. Dirilecek çok insan, yeşerecek çok çiçek var Kürdistan topraklarında. Bu yüzden öyküler de çoktur.

Daha önce birçok hikaye/makale çalışmanız olsa da, hikaye kitabı olarak ilk deneyiminiz. Bu kitap hangi birikimin sonucu olarak yazılabilindi? Kurgu/tarz olarak esinlendiğiniz kaynak var mı?   

TOPSHOTS
Kurdish people look at smoke rising from the Syrian town of Ain al-Arab, known as Kobane by the Kurds, from the Turkish-Syrian border, on October 11, 2014 in Mursitpinar, Sanliurfa province. Kurdish fighters halted a thrust by Islamic State group jihadists towards the heart of the battleground Syrian town of Kobane today, after the UN warned thousands of civilians risked massacre. AFP PHOTO / ARIS MESSINIS

Filozof David Thoreau’nun bir sözü var: “Yaşamak için ayağa kalkmadıysan, yazmak için oturmak ne kadar beyhude!” En büyük kaynağım, bu mücadele içinde yer alan bir birey olarak yaşadıklarım, bana yaşattıkları ve kazandırdıkları, tanıdığım direnişçi insanlar ve onların sömürgeciliğe karşı duruşları oldu. Bunları yaşamamış olsaydım yazamazdım.

Ancak Latin Amerika edebiyatından çok okurum. Onların da edebiyat olarak bana kattıkları oldu. Latin Amerika halklarının neredeyse beşyüz yıllık sömürgeciliğe karşı direnişlerinin, Kürt halkının mücadelesiyle benzerliklerinin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Yine onların da bizimki gibi sözlü edebiyatları, hikaye anlatımları güçlü. Latin Amerika’nın yüzyıllar boyu tersyüz edilmiş hikayelerinin hakikati peşinde olan yazarları beni etkiliyor.

“Bulut Yağmuru” benzeri projelerin devamı gelecek mi?

Evet, genelde kısa hikayeler yazıyorum. Yazmak istediğim çok şey var. Şu an elimde bir çalışma var. Güney Kürdistan’a ilişkin öykülerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olacak. Zagros dağlarının eteklerine dağılan bir kavmin hikayelerini konu alıyor.