Direniş ve oluş anı

- Elif KAYA
25 görüntüleme

Kadınların mücadeleye katılması, silah kuşanıp, savaşması Kobanê savaşı ile başlayan bir süreç değil. Kadınların Kobanê savaşında yer alıp, öncülük etmesinin bir tarihsel arka planı ve dayandığı bir mücadele geleneği var. Bunu ortaya koymadan Kobanê savaşını ve sonuçlarını anlamak, tahlil etmek eksik kalır.

Her toplumsal alt üst oluş süreci, aynı zamanda ideolojilerin kendini sınadığı bir zemin açığa çıkarır. İdeolojilerin yaşamsal düzeyi ve uygulanabilirliği bu zeminde somutluk kazanır. Devrimin bu anları çok değerli olmakla birlikte hiçbir değişim tarihsel bir arka plana dayanmadan gerçekleşmez. ‘An’ bu anlamda geçmiş ile gelecek arasında akışı sağlayan bir köprü rolünü oynarken, aynı zamanda geleceğin gerçekleştiği “oluş anı”nı ifade eder.

2014’ün Eylül ayı da böylesine bir an. Dünya kamuoyu umutla, gıptayla, biraz da imrenerek beş bin yıllık ataerkil geleneği arkasına alan DAIŞ ile savaşan Kürt kadınlarını gördüklerinde önce nasıl tanımlayacaklarını bilemediler. Daha çok yaşananları sadece o ‘an’la tanımlayan, ideolojik arka planını gözden ırak tutan yaklaşımlar bilinçli veya bilinçsizce ön plana çıktı. Oysa Kobanê’de savaşan kadınlar kırk yıl Rêber Apo tarafından geliştirilen özgürlük felsefesiyle beslenmiş, ideolojisini özümsemiş, örgütlenmiş, mücadele etmeyi deneyimlemiş kadınlardı. Devletlerin, kentlerin karşısında durmaya cesaret göstermeyip, bir günde teslim oldukları DAIŞ karşısında savaşan kadınlar bu geçmişinden güç alıyorlardı. Bu savaş aynı zamanda onlara, kadın kurtuluş ideolojisinin yaşam bulacağı bir zemin sunmaktaydı.

Kobanê neresiydi?

Peki, o güne kadar çoğu kişinin adını bile bilmediği Kobanê neresiydi, bu küçük yerleşim alanı neden hedef alınmıştı? Kuşkusuz bunun sebepleri vardı. Kobanê kantonu Efrîn ve Cîzre kantonlarını bağlayan stratejik bir konumda bulunup, 19 Temmuz Devrimi’nin başladığı yerdi. Aşiret ilişkileri, feodal özellikleri gelişkin olsa da, özgürlük mücadelesiyle tanışan, binlerce kişinin Rêber Apo’nun eğitimlerinden geçtiği, fikirlerini dinleyip, etkilendiği ve mücadeleye katılım sağladığı, yurtsever bir toplumdu. Rêber Apo, 1979’da Kobanê üzerinden Suriye’ye geçiş yapmış, burada kaldığı yaklaşık yirmi yıl boyunca Kobanê halkıyla hep yakın ilişki içinde olmuştu. Bu dönemde yüzlerce kadın, Rêber Apo’nun kaldığı alana gitmiş, konuşmalarını dinlemiş, özgürlük felsefesiyle tanışıp, mücadeleye katılmışlardı.

Kuşkusuz  tüm bunlar o kadar kolay da gelişmedi. Kadınlar aile, aşiret ve devlet olmak üzere üç temel ataerkil kurumsallaşmayla mücadele etmek zorunda kaldı. Binlerce yıllık bir sistem, zihniyet ve kültürle kavgaya girişildi. Dicle Kobanê ve Şilan Kobanê bu kavgada yer alıp, tüm kadınlara mücadele etmenin yolunu açan ilk öncülerden sadece ikisi. Dicle, özgürlük bilinciyle mücadeleye katılmaya çalıştığında aşiretsel, feodal engellerle karşılaşır. 1986’da düğün gecesi, eşiyle birlikte mücadeleye katılır. Bu aynı zamanda evlilik kurumunun sorgulanıp, yeni bir tanım ve anlam arayışını başlatır. “Ülkesinin gelini olma”, “özgürlükle nikahlanma” kavramları bu dönemde gündeme gelen ve tartışılan konular arasında yer alır.  Bireysel raporuna, “Kobanêli genç bir kadın da kurtuluşunu sağlayabilir. Bunu ispatlamak için kararlıca ilerlemek istiyorum” diye yazan Şilan Kobanê, 1988’de mücadeleye katılan bir diğer öncü kadındır. Bu öncü kadınların izinde yürüyen yüzlerce kadınla bir mücadele geleneği yaratılır.

Özgürlük ruhunu zirveye taşıyanlar

Feodal, aşiretsel toplum yapısından dolayı kadınlar çok rahat hareket etme olanağı bulamaz. Bu dönemde mücadeleyi benimseyip, öne çıkan öncü kadınlar olsa da toplum içinde sayıları henüz çoğalmamıştır. Örneğin Ayşe Efendi, 1994’te aşiret geleneğine ters düşerek, özgürlük hareketinin desteklediği adayın seçimi kazanması için gidip, sandık başında bekler, babasını karşısına alır, aşiretsel geleneklerle ters düşer. Bu pek de alışık bir durum değildir. Henüz özgür kadın mücadelesinin halklaşma aşamasının somutlaştığı ilk adımlardır.

Kürdistan Özgürlük mücadelesine katılıp, dağları mesken tutan kadınlar kadar toplum içinde örgütlenen, mücadele eden kadınlar da azımsanmayacak orandadır. Daha Rojava Devrimi başlamadan kadınlar Yekîtiya Star, Barış Anneleri, genç kadın, basın, kültür alanlarında özgün örgütlenmelerini geliştirip, çalışmalarını yürütmeye başlamışlardı.

14 Eylül 2014’te DAIŞ Kobanê’ye saldırdığında, belki de öngörmediği, hesaplamadığı şey, özgürlük mücadelesini tanımış, deneyimlemiş, irade kazanmış bu kadın gerçekliğiydi. Kadınlar, özgürlük fikriyle tanışmış, yirmi yıla yakın bunu özümseyip, örgütlenmesini oluşturmuş ve kısmen de bunu deneyimlemişlerdi. Rêvan ve Arin Mirkan bu mücadele geleneğinden gelip, özgürlük ruhunu zirveye taşıyanlardı. Devrimci kadınların savaşma düzeyi ve kadın kurtuluş ideolojisinin beş ilkesi onların pratiğinde yaşam buldu. Onlar, kadının örgütlenmeden doğan gücünün, yurtseverliğin, doğru mücadele etmenin, özgürlüğün ve de güzelliğin sembolü oldular. Kobanê savaşı kadın öncülüğünde zafer kazandı. DAIŞ’e karşı, özgür yaşamda ısrar eden kadınlar,  Kobanê’de özgürlük mücadelesini zaferle taçlandırdı.

Özgürlük ile kurulan bağ

Savaşı anlamlı kılan şey hiç kuşkusuz özgürlükle kurulan bağdır. Savaş özgür yaşamı inşaa ettiği oranda başarılı sayılır. 26 Ocak 2019’da DAIŞ’in yenilip, Kobanê’den geri çekilmesiyle demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma temelinde toplumsal sistem inşasına başlandı. Kobanê artık tüm ezilenlerin, devletsiz bir yaşam isteyenlerin, kadınların, emekçilerin, gençlerin umut bağladığı bir yer haline geldi. Savunma döneminde olduğu gibi yeniden inşasında da herkes çalışmalara bir şekliyle dahil olup, elinden gelen katkıyı sunmaya çalıştı. ‘En eski sömürge’ olan kadınların bu başkaldırısı ve zaferi tüm ezilenlere umut kaynağı oldu. Dünyanın her yerinde kadınlar en zor koşullarda bile başarabilme, mücadele etme inancını bu savaşta kadınların ortaya koyduğu destansı direnişten aldı.

Savaşın bitmesiyle birlikte yerlerine geri dönen Kobanêliler ne eski kentlerini bulabildi ne de eski toplumsal yaşamına dönebilirdi. Binlerce yıllık ataerkil kültür, kadınların öncülüğünde gelişen savaşla birlikte yerle bir olmuştu. Kadınlar öncülüğünde geliştirilen bu direnişte beş bin yıllık ataerkil gelenek ağır bir yenilgi aldı. Bu aynı zamanda özgür yaşamı örgütlemek için önemli bir fırsat yarattı. Bu nedenle Kobanêliler geri döndüklerinde bir yandan yıkılan kentlerini yeniden inşa ederken, diğer yandan demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ekseninde toplumsal yaşamı yeniden inşa etmeye koyuldular. Feodal, aşiretçi geri toplumsal özellikler, yıkılan kentin yıkıntıları arasındaydı. Enkaz altında kalan bu gerilikleri çıkarmak için çabalayacak ne cesaret ne de istek vardı. Pek çok Kobanêli yetişkin erkek, “gözlerimle gördüm, başka şeye gerek yok” diyerek, o güne kadar eve kapatılan, boyunduruk altına alınan kadınların, en önde DAIŞ’e karşı nasıl savaştıklarını anlatıyor. Başka söze, başka gerekçeye, izaha sığınma ihtiyacı duymadan, kadınların geliştirdiği inanca katılıyor, o geleneğin ardılı olmayı temel bir değer olarak görüp, benimsiyor.

Yaşam yeniden örülüyor

Savaştan sonra kadın sisteminin adım adım inşasıyla sosyal yaşamda önemli gelişmelerin yaşandığını rahatlıkla gözlemlemek mümkün. Kadınlar yaşamın her alanında kendini örgütlemiş, özgün sistemlerini geliştirmiş, toplumu yönetmeye talip olduklarını ortaya koyuyorlar. Savunmadan, adalete, asayişten, sağlığa, kültür-sanattan basına ve eğitim çalışmalarına kadar kadınlar her alanda yer alıp, çalışmaların öncülüğünü üstlenmiş. Devrim öncesi feodal engellerden dolayı kadınların evin dışında çalışması çok zor ve sınırlıyken, devrimle birlikte kadınlar yaşamın her alanında yer almaya başlamışlar. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sisteminin uygulanmasıyla kadınlar erkekle eşit temsil düzeyine kavuşmuş. Hatta bazı çalışma alanlarında sayıları erkekleri aşıyor. Bu durum aile ilişkilerinden, toplumsal ilişkilere kadar muazzam bir değişim yaratmış. Kadın toplumsal çalışmalara katılma, sorunlar konusunda fikir üretip, kararlar alma sürecini deneyimlerken, erkekle ilişkilerine yeni bir tanım getirme ihtiyacı duymakta. Daha önce toplumun önüne çıkıp, bir kelime söyleyemeyen kadınlar şimdi eş başkan olarak topluma hitap etme gücü kazanıp, toplumu yönetiyor. Erkeğe  bağımlı olmaktan kurtulup, yapabildiğini, başarabildiğini görüp, kendi deneyiminden cesaret alarak, yaşamı özgür temelde yeniden örüyor.

Eşbaşkanlık sisteminin uygulanması, toplumsal dönüşümde çok önemli gelişmeleri açığa çıkarmış. Devrimden önce bir erkeğin tanımadığı bir kadınla görülmesi, konuşması çok ayıp sayılıp, ahlaki sorun olarak ele alınırken eşbaşkanlık sistemiyle erkek ve kadının birlikte çalışması, toplumun karşısına çıkması toplumsal ilişkilerde muazzam değişikliklere yol açmış. Eşbaşkanlık sistemi, akrabalık ilişkileri olmadan kadın-erkek yoldaşlığı temelinde birlikte çalışma kültürünü geliştirmiş. Bu durum zihniyet sorgulamasını ve kadınların mevcut erkeklik halerini kabul etmemesi kadar, erkeği de değişime zorlamış. Kuşkusuz yaşanan bu değişim sorunsuz, sancısız gelişmiyor. Ancak tüm zorluklarına rağmen önemli bir aşama kaydedildiğini ifade etmek çok abartılı bir değerlendirme olmayacaktır. Erkek savaşta kadının kendini aşabilecek düzeyde olduğunu görmüş, mevcut halinin değişmesi gerektiğine kısmen ikna olmuş. Kongra-Star  çok yoğun eğitimler vererek bu değişimi kalıcılaştırmaya, bir yaşam kültürü haline getirmeyi hedefliyor. Erkeklerin değişim ve dönüşümünü hedefleyerek, zengin eğitim programları başlatmış.

Kültüre dönüşen devrim

Kadın akademisi savaştan sonra en yoğun faaliyet yürüten kurumlardan biri olmuş. Devrim ancak yaşam kültürüne dönüştüğü oranda kalıcılaşabilir. Bu nedenle fikri tartışmalar, düşünsel derinlik, yaşanan pratiğin kuramsal alt yapısını oluşturmak, akademinin temel çalışmasını oluşturuyor. Bu eğitimlerde kadınlar her konu hakkında düşünce geliştirme, karar alma, topluluk karşısına çıkıp, hitap etme, yürüttüğü çalışmayı ifade etme gücünü kazanıyor. İlk kez kendilerine ait bir eğitim ortamında deneyimlerini paylaşıp, ortak sonuçlara ulaşmaya çalışıyorlar.

23 Haziran 2020’de Türk devletinin saldırısı sonucu şehit düşen Zehra Berkel, Hebûn Mala Xelîl, Emine Weysî, Kobanê devriminde yer almış ve sistemin inşasında sorumluluk alan kadınlardı. Kadın devriminin toplumsallaşmasında öncü konumdaydılar. Saldırı, onların şahsında temsil ettikleri değerlere yapıldı. Çünkü kadın devrimi, egemen  ilişkilerin sorgulanması ve kaldırılmasını beraberinde getirdiği için egemenler en çok kadın devriminden korkar, onu hedef alırlar.

Sonuç olarak; 6 yıllık kısa bir zaman diliminde toplumsal ilişkilerden, aile kurumuna, kadın ve erkeğin kendisini sorguladığını ve önemli mesafeler aştığını görmek mümkün. Direnmek, özsavunmasını yapmak yaşamsal konular olmakla birlikte örgütlenmek, yaşamın her alanında yer alıp, bunun mekanizmalarını ve kültürünü geliştirmek de bir o kadar önemli çalışmalardır. Kobanê şimdi hem yaşam alanı olan kentini, hem de özgür temelde bir arada yaşamanın toplumsal modelini örmeye çalışıyor. Burada geliştirilen model tüm dünyaya ilham vermeye devam ediyor.