Dünyanın bütün Madamları direniyor

- Gülsüm KAV
232 görüntüleme

Taksim square peaceful protests. Events of June 16, 2013.Türkiye toplumu gerilimlerle, çelişkilerle dolu ve çok hızlı günler yaşıyor. Her gün farklı olasılıklar içeren karmaşık ilişkilerle yürüyen birden fazla önemli gelişme var. Bu birbirini iten, çeken, hızla hareket eden gerilimler ortamı ucu sivri oklar gibi her gün çocukları, kadınları, gençleri, yaşlıları, insanları öldürüyor.

15 Temmuz kadınlar için de önemli bir köşe taşı oldu. Darbe girişiminin kendisi  -güvenlikçilerin meta-şiddet olarak tanımladığı biçimde-  çok yüksek bir şiddet dozu içeriyordu. Ardından gelen darbeyi bastırma süreci de benzer biçimde hak ve özgürlükleri yok sayarak ilerledi. Her iki süreçte cinsiyetçilikle karakterize oldu. OHAL ilan edildi, idam, kimyasal hadım gibi modern hukukla bağdaşmayan bedensel cezalar gündeme geldi, ifade özgürlüğü kalmadı, linç kültürü ve cinsiyetçi bir söylem yükseldi. Bunların sonucunda, kadın cinayetleri arttı, artmakla kalmayıp nitelik/biçim değiştirdi; kadınlar yakılarak, başları ezilerek, evlerinde bomba patlatılarak, işkence edilerek öldürülür oldu. Tüm olağanüstü çatışmalı dönemlerde olduğu gibi en çok ezilenler; kadınlar ve LGBTT bireyler en çok vurulmaya başladı. Yine her olağanüstü dönemde olduğu gibi şiddet bir gözdağı oldu, kadınların kendi sorunlarını dile getirmeleri ve hak aramaları zorlaştı.

AKP iktidarı ile nefret suçları arttı

Aslında ölüm, kadınların hayatında bundan önce de hiç eksik değildi. Kadınlar belli gerilimleri her zaman erkeklerden farklı yaşıyor. Mesela Türkiye’de, “hayatta kalabilmek”, “boşanabilmek”, “istediğimiz gibi giyinebilmek”, 4“çalışabilmek”, “istediği sayıda istediği yöntemle doğurabilmek” gibi konularda kadınlar erkeklerin hiç yaşamadığı bir gerilimler yaşıyor. En temel hak “yaşamak için” ve aslında mücadele ederek kazandıkları tüm hakları için direnmek zorunda kalıyor.

Son yirmi yılda toplumun ilerlemesi, kentleşmenin artması kadınları değiştirip “yeni Havva” yarattı. Ama erkekler değişmedi, “eski Adem” olarak kaldılar.

Kadınların ilerleyip haklarını kuşanma çabası ile buna ayak direyen erkekler arasındaki şiddetli gerilim, binlerce kadının hayatına mal oldu.

Toplumun bu gerçeğini görmeyen, görse de kendisi de kadınların “fıtrat” gereği itaat ederek evde oturması gerektiğini düşünen yöneticiler ise, erkek şiddetini besleyip büyüttüler. Türkiye’de Erdoğan ve AKP kadın haklarında iyileştirici hiçbir yenilik getirmediler. Aksine kadınların kazanılmış haklarını geri almak istiyorlar. Yıllardır kadınlar hem şiddete hem de siyasetçilerin kadını hedef göstererek şiddeti teşvik eden sözlerine maruz kalıyor. “Üç çocuk yapın, beş çocuk yapın”, “ananını al git”, “ kız mıdır, kadın mıdır?”, “kızlı- erkekli ev yasak”, “her kürtaj bir Uludere’dir”, “kahkaha atan kadın ahlaksızdır, “anne olmayan kadın yarımdır” ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz kadına dil uzatan bu densizliklere, son dönemde başbakan “mırıldanma” ekledi. En son geçtiğimiz günlerde Erdoğan “adam gibi ölmek, madam gibi ölmek” ifadeleri ile ölümde bile cinsiyet ayrımcılığından vazgeçmediğini göstermiş oldu. Aynı zamanda hem ölümü teşvik ederek, hem de kadınlara ve gayrımüslimlere hakaret ederek, sayısız suçuna bir nefret suçu daha ekledi.

3Bütün bunları niye konuşuyoruz? Çünkü bu çağdışı görüşlerinin çok ağır sonuçları var: Kadın cinayetleri son aylarda iki katı arttı, cinsel şiddet her yere yayıldı, kadınlar için evler, ana caddeler, otobüsler, okullar, yurtlar her yer güvensiz hale geldi. Doğum kontrol yöntemlerine ulaşım zorlaştı, kürtaj yasal ama hizmete ulaşmak çok zor. Türkiye’de kadın işsizliği çok yüksek; Avrupa birincisiyiz ama hükümet kadınları daha çok eve gönderecek yeni yasalar çıkarıyor. Kısacası kadınları her anlamda kapatmaya çalışan bir siyaset var; hem eve kapatmak hem de kıyafetine yaşam tazına karışarak baskı kurarak başını kapatmak istiyorlar. Türkiye’de son dönemde laikliğe yönelik saldırılar ve yeni bir rejimin kadın bedeni üzerinden inşa edilmeye çalışılması bu tabloyu giderek ağırlaştırıyor.

Birbirini sahiplenen kadınlar artıyor

Öte yandan madalyonun öbür yüzü savaş politikaları. Erdoğan’ın kadınlara sürekli “çocuk yapın” demesinin temelinde savaşçı siyaseti var. Tıpkı Hitler gibi, Mussolini gibi, cephelerde öldürmek ya da ucuz emek gücü için nüfus artsın istiyor. Nitekim şu anda her gün asker cenazeleri kalkıyor, içeride ve dışarıda sürekli savaş atmosferinde yaşıyoruz. Türkiye giderek kadınlar için çok zor nefes alınan bir ülke haline geliyor, kadınlar tam anlamıyla hayat mücadelesi veriyorlar.

Buna karşılık daha önce olmayan şeyler de oluyor; birbirine benzemeyen, farklı partilere oy veren, ülkenin dört bir yanından kadın, kendi hayatına karar verme iradesi gösteriyor. Mesela ucunda ölümü görse bile “boşanmaktan” vazgeçmiyor, direniyorlar. Birbirinden farklı çok sayıda kadının bu direnişi, kadın haklarını toplumsallaştırıyor ve “asla yalnız bırakmayan” kadınlarla birlikte önemli bir mücadele deneyimi yaratıyorlar. Ülkeyi yöneten siyaset yalnız bıraktıkça, kadınların birbirini sahiplenmesi artıyor, saldırı nereden gelirse oraya dönerek direniyorlar. Toplumsal bir mücadele var ederek, kendi sorunlarını ülke gündemine taşıyorlar.

Kadınlar bütün kuşakları ile direniyor

KADINA YONELIK SIDDETE KARSI PROTESTO YURUYUSUDaha çok şiddet, daha çok suskunluk kısır döngüsü getirir derler, bu bir sosyolojik gerçektir. Ancak başka sosyolojik gerçekler de vardır; o aynı şiddet bambaşka bir direniş, bir sahiplenme de doğurur ve bu çember kırılabilir. Türkiye’li kadınların da artık “yeni Havva” olmaları nesnel gerçeği, şu anda yaşadığımız korku salan dönemsel gerçekten büyüktür. Nitekim kadınların yaşadıkları baskı ve zorluk arttıkça, kadınlar birbirine sahip çıkıyor. Dönemin zorluğuna tezat biçimde, “bir şey yapmalı” diyen mücadeleye katılan kadın sayısı artıyor, özellikle genç nesiller yüzünü feminizme dönüyor.

Direnmeyi tecrübe etmiş birbirinden farklı çok sayıda kadının, öğrendiklerini kendi hayatları için kullanma yeteneğini kullanması ve örgütlenmesi bizi kurtaracak yegane dinamiktir. Sadece feministlerin değil, toplumdaki farklı kadınların değişiyor olması çok önemlidir, yeni bir şeydir ve feminizm bu gibi yeni şeylerle ilgilenir, ilgilenmelidir.

İktidar üzerimizde hayatımızın doğumdan ölüme kadar olan bütün dönemlerine baskı kuruyor ve zorlaştırıyor ise kadınlar da bütün kuşakları ile direniyorlar. Esas olarak da kadınlara ait olan hayatın her döneminde kendi karar alma hakkını kullanmak, kendi kaderini tayin için direniyor kadınlar.

Kadınlar kendilerini daha güçlü hissediyor

Bütün olumsuz koşullara rağmen bu direnişten doğan büyük bir umut da var. Kadınlar kendilerini güçlü hissediyor çünkü dünyanın birçok ülkesinde aynı taleplerle direnen kadınlar var ve yalnız olmadıklarını görüyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Polonyalı kadınlar, kürtaj yasağına karşı hakları için kocaman bir dev yarattılar, kazanılmış haklarını geri vermediler. Ancak bizde olduğu gibi orada da adı “Adalet ve Hukuk” olan sağcı bir parti yönetimi var. Sadece isim değil, laiklik karşıtı muhafazakar politikaları da benziyor ve Katolik kilisesi ile ittifak halinde kürtajı yasaklamaya çalıştılar. Şimdilik geri adım attılar ama yine biz de olduğu gibi fiilen kürtaja ulaşmakta kadınlar zorluk yaşıyor ve mücadeleye devam ediyorlar.    

Muhafazarlığın ve sağcılığın saldırıları Ortadoğu’da IŞİD ile en uç boyutta yaşanıyor ve burada doğrudan savaşarak direnen, İŞİD’i geriletip onun hayatını mahvettiği kadınları özgürleştiren Kürt kadın savaşçılar var, mücadeleye devam ediyorlar.

ANTALYA'DA KADINLAR OZGECAN ICIN EYLEM YAPTI (FOTO: IBRAHIM LALELI/ANTALYA-DHA)Arjantin’de kadınlar yaşam hakkı için polis barikatlarına karşı direniyor. Tıpkı biz de olduğu gibi kadın cinayetleri yaygın ve sadece Arjantin değil Şili, Brezilya ve tüm Güney Amerika ülkelerinde, yine Avrupa’da Akdeniz havzasındaki İtalya, İspanya gibi ülkelerde kadınlar “bir kişi bile eksilmeyeceğiz” diyerek  yaşam hakkı için büyük bir mücadele ortaya koyuyorlar.

İran’da fetvalara karşı, tarihin en adaletsiz örneklerini yaratan şer’i yasaların idama götürdüğü Zeynep gibi kadın kardeşlerimizi kurtarmak, modern haklarına kavuşmak için direniyorlar.

ABD’de sorunsuz değil; kadınlar şu anda Trump gibi bir kadın düşmanına karşı mücadele yürütüyor.

Biz kazanacağız, çünkü haklıyız

Aslına bakarsanız bütün yollar genel olarak ülkenin nasıl yönetildiğine ve dolayısıyla laiklik ve demokrasi mücadelesine çıkıyor. Esas meselemiz “kadınların kendileri hakkında karar verme hakkı” ve bu ancak laik ve demokratik bir rejimde mümkün. Dini kuralların sadece birey ve inancı arasında geçerli olduğu, devlet yönetimine dayatılmadığı seküler bir dünya olmadığı sürece kadınlar kurtulamayacaklar.

Çağımızda aklın ve kolektif siyasetin, solun gerilemesi sonucunda sağcı ve köktendinci siyaset güç kazandı ve kadın düşmanlığı arttı. Dünyada bu örneklerin çoğalmasını ben bir tür savaş olarak görüyorum.

Savaş bitmedi. Bizi Ortaçağa geri götürmek isteyenlerle insanlığı akıl ve emek ile özgürleştirmek isteyenler arasındaki savaş bu. Biz de Türkiye’li kadınlar, bir çok ilde “laikliğimiz ve özgürlüğümüz” için direnişteyiz. Yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ile Uluslararası Mücadele Günü’nde, Mirabel kardeşlerin canını alan faşizme benzer koşullarında yaşarken mücadeleyi güçlendirmek zorundayız. Şimdiye kadar kazanılmış haklarımız için ödediğimiz bedeller var, bir kez daha bedel ödemeyeceğiz. Ve bir kez daha Mirabel kardeşler öldürülmesin; faşizme karşı omuz omuza güçlü bir direniş ile bu mümkündür.

Biz çok haklıyız, mücadelemizden vazgeçmez isek mutlaka kazanacağız.