Düşlerimizin savunmasını almalıyız

- Meral ÇİÇEK
282 görüntüleme

son2. Dünya Kadınları Konferansı 13-18 Mart 2016 tarihlerinde, dünyanın en yüksek dağı olan Everest’in de bulunduğu Nepal’ın başkenti Katmandu’da gerçekleştirildi. “Kadınlar dünyanın en yüksek dağlarına tırmanıyor” sloganıyla düzenlenen konferansa 40’ı aşkın ülkeyi temsilen toplam 1300 kadın katılım sağladı. Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’ni temsilen 8 kişilik bir heyetin yanı sıra, birçok Kürt kadını da bireysel olarak konferansa katılım sağladı. Böyle olunca Nepal’daki Kürt kadınlarının sayısı 15’i aştı. Ancak Kürt kadınları sadece katılımcı değil, aynı zamanda düzenleyici olup konferans divanında yerini aldı. Zira konferansın 4 kişilik Ortadoğu Bölge Koordinasyonu’nda Kürt Kadın Hareketi’nden iki temsil bulunuyor.

6 günlük konferans ilk gün kitlesel bir yürüyüş ile start aldı. Kürt kadınlarının yöresel kıyafetleri, bayrakları ve “Kürdistan dağlarından dünyanın en yüksek dağlarına: Özgür yaşam için radikal kadın mücadelesini yükseltelim” yazılı pankart ile yer aldığı yürüyüşe 2 binden fazla kadın katılım sağladı. Ardından ise konuşmalar ve kültürel etkinliklerden oluşan açılış gerçekleştirildi. Konferansın ikinci ve üçüncü gününde yürütülen 10 ayrı atölye çalışmasında dünya kadınlarının durumu farklı açılardan ele alındı. 10 atölyenin 3’ünde Kürt Kadın Hareketi temsilcileri konuşmacı olarak kendi mücadele deneyim ve perspektiflerini paylaştı. Ardından iki gün boyunca 40 ülkenin delegeleri Genel Kurul toplantısında dünya kadınlarının durumunu, mücadele formlarını ve perspektiflerini genişçe tartışıp önemli kararlar aldılar. 2. Dünya Kadınları Konferansı 6. gününde bütün katılımcılara açık Genel Kurul toplantısı ile sona erdi.

7Kadına saldırılarda ciddi artış

Konferansta yürütülen tartışmalara bakıldığında en çok öne çıkan tespit, ataerkil kapitalist sistemin kadınlarına yönelik saldırılarının dünya çapında hem nitel hem de nicel açıdan ciddi artış gösterdiğidir. Bu artışı her yerde hissetmek mümkündür. Bölgeden bölgeye saldırıların biçiminde farklılıklar olmakla birlikte evrensel bir trend ile karşı karşıyayız. Kimi yerde saldırılar daha açık ve kaba iken, başka yerlerde daha örtük saldırılar söz konusudur. Örneğin başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu’da DAİŞ ve Nijerya’da Boko Haram gibi grupların gerçekleştirdiği kadın kırımları en kaba, vahşi ve dolaysız saldırıları teşkil ediyor. Hatta kadınlara karşı yürütülen sistematik bir savaştan söz etmek de mümkündür. Hindistan’dan gelen delegeler ülkelerinde günlük olarak ortalama 5 kadının katledildiğini, sadece geçen yıl içinde 60 bin kadına tecavüz edildiğini, işsizlik nedeniyle şehirlere yoğun göç yaşandığını, bunun sonucu olarak hem fuhuş hem de ev içi şiddette yoğun bir artışın yaşandığını anlattılar. Almanya ve Hollanda’dan gelen kadınlar, mücadele ile elde edilen kadın haklarının giderek daha fazla kısıtlandığını ve işçi kadınların yoğun bir şekilde, güvencesiz çalışma koşullarının hakim olduğu düşük ücretli sektöre itildiğini kaydettiler.

Yerel-evrensel bağının önemi

Bunun gibi yerel örneklerin evrensel düzeyde ele alınıp, yerel olaylar ile evrensel eğilimler arasında bağların kurulması oldukça önemlidir. Bu olmadan dünya kadınlarının durumunu ideolojik açıdan değerlendirmek zorlaşıyor. Çünkü sadece kendi ülkemizde yaşananlara odaklandığımızda, olay ve olguları daha çok politik bir açıdan değerlendirmeye başlarız. Yaşananları daha çok hükümet ve devletlerin politikalarının sonucu olarak ele alırız. Elbette ki bir ülkedeki kadınların durumu ile orada uygulanan ve esas alınan politikalar arasında doğrudan bir bağ vardır. Ancak bu yerel politikalar çoğu zaman ideolojik bir arka plana sahip evrensel eğilimlerin yansıması olur. Dolayısıyla kadınların kendi durumları ile ilgili kapsamlı bir bilinç düzeyine erişebilmesi için hem politik hem de ideolojik perspektif geliştirmeleri şarttır.

Dünya Kadınları Konferansı gibi uluslararası buluşmalar bu açıdan önemli bir rol oynuyor. Çünkü dünyanın oldukça farklı bölgelerinden kadınların bir araya geldiği bu tarz buluşmalarda geliştirilen paylaşımlar sonucu olay ve olgulara daha geniş bakabiliyoruz. Kendi küçük resmimizi çok daha büyük bir resme ekleyip durumumuzu çok daha kapsamlı bir şekilde analiz edebiliyoruz. Bu oldukça önemlidir, çünkü evrensel bir sistem gerçeği ile karşı karşıyayız. Her ne kadar kendi yerellerimizde mücadele etsek de, ataerkil düzeni bir dünya sistemi olarak ele alıp mücadelemizi geliştirmeliyiz.2

Düşlerimizi ve umutlarımızı savunmalıyız

Ataerkil sistemin dünyanın her yerinde kadınlara karşı saldırılarını arttırdığına dair tespitimize dönelim şimdi. Bu tespitle ne yapmalıyız? Konferansta yapılan atölye çalışmalarında Kürt kadın hareketi temsilcileri, özellikle de Rojava’dan YPJ adına katılan temsilci kadınların öz savunması hakkında önemli değerlendirmeler yaptı. Öz savunmadan bahsedildiğinde genel fiziki öz savunma anlaşılır. Ancak kadının öz savunması gerçekten de sadece fiziki saldırılara karşı konulması ile sınırlı mıdır? Ve öz savunma sadece pasif midir?

3Kadınlar olarak 5 bin yıldır ataerkil sistem ile savaş halini yaşıyoruz. Bu savaşı biz değil, kadının köleleştirilmesi, bastırılması, inkar edilmesi, sömürülmesine dayanan sistem başlattı. Bu sistem 5 bin yıldan beri sadece özgürlüğümüzü değil, aynı zamanda düş ve umutlarımızı da bizden çalmaya çalışmaktadır. Çünkü direniş ancak böyle kırılabilir. Ancak düş ve umut sahibi insanlar direnişe geçebilir. Ataerkil saldırılar sadece bedenlerimiz, yaşamlarımız ve haklarımız ile sınırlı kalmıyor. Ruhumuz, zihnimiz de sürekli saldırı altındadır. Kendimizi bu saldırılara karşı savunmak durumundayız. Ve bununla birlikte düşlerimiz, umutlarımızı, isteklerimizi, perspektiflerimizi, ütopyalarımızı da savunmalıyız.

Kadın Kurtuluş İdeolojisine yoğun ilgi

Bunun içinse aktif savunma geliştirmeliyiz. Sadece pasif bir şekilde saldırılara karşı savunma almakla sınırlı kalamayız. Aktif bir şekilde düşlerimizi, umutlarımızı, hedeflerimizi uygulamaya koymalıyız. Bu düşlerin gerçekleşeceği zemini döşemeliyiz. Aktif inşa çalışmasını yürütmeliyiz. Dolayısıyla çözüm formülümüz inşa ve savunma olmalıdır. Ancak bu şekilde ataerkil düzenin çeşitli saldırılarına karşı etkili bir mücadele verebiliriz.

Kürt Kadın Özgürlük Hareketi işte bu bağlamda 2. Dünya Kadınları Konferansı üzerinde belirleyici bir etkide bulundu. Pratik ve ideolojik deneyimleri, örgütlenme düzeyi ve perspektifleri sadece yoğun bir ilgi uyandırmakla sınırlı kalmayıp, dünya kadınları açısından örnek düzeyinde kabul edildi aynı zamanda. Özellikle de güçlü bir kadın örgütlemesinin kadın kurtuluş ideolojisine dayanmak zorunda olduğu yöndeki vurgu sonucu 2018 yılında Kürt kadınları öncülüğünde bir uluslararası kadın kurtuluş ideolojisi çalıştayının gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu karar oldukça önemli zira dünyanın birçok yerinde kadınlar önemli pratik mücadeleler vermekle birlikte, kendi pratiklerini teorikleştirip ideolojik açıdan değerlendirme konusunda eksik kalabiliyor.

Konferansın sonuç bildirgesinde, Kürdistan’daki mücadelenin desteklenmesinin önemine vurgu yapıldı: “Çünkü bu sadece kadınların sömürülmesi ve bastırılmasına karşı yürütülen bir mücadele olmayıp, aynı zamanda özgürlük ve demokrasi için dünya çapında yürütülen mücadelenin ve kadın özgürlüğünün gerçekleşmesinin odak noktasıdır. (…) Rojava ve Kürdistan bu temelde militan kadınların neler yapabileceğinin parlak bir örneği ve ataerkil yapılara karşı mücadele için bir model oldu.” Nepal’da hazır bulunan Kürt kadın hareketi temsilcileri, orada da bu rolü yerine ge4tirip, Kürt kadınlarının deneyim ve kazanımlarını dünya kadınlarına aktarmaya çalıştılar. Özellikle de eşbaşkanlık modeli ve kadınların siyasete eşit katılım ilkesi yoğun ilgi ile karşılandı. Hayranlıkla sürekli bunun nasıl başarıldığı soruldu.

Kürt kadınlarının sorumlulukları artıyor

Dünya Kadınları Konferansı gibi platformlar Kürt Kadın Özgürlük Hareketi açısından giderek daha fazla evrenselleşmenin zeminine dönüşüyor. Kürt Kadın Hareketi kazanım, deneyim ve hedeflerini dünya kadınlarıyla paylaştıkça ve dünya kadınlarının da bu deneyimlerinden faydalanmasına olanak sağladıkça, sadece kadın kurtuluş ideolojisinin değil, aynı zamanda hareketin kendisinin evrensel karakteri güçleniyor. Kürt Kadın Özgürlük Hareketi bu çerçevede özellikle son yıllarda, kadın öncülüğünde DAİŞ’e karşı geliştirilen direniş ve demokratik özerk yapıların inşa mücadelesi ile birlikte yeni bir aşamaya ulaştı. Elbette ki mücadele yürüttüğü ve kendi yapılarını inşa ettiği mekan Kürdistan’dır. Ancak yerel zemindeki mücadelesi ile ideolojisinin evrensel karakteri arasındaki bağ giderek daha da güçlenmiştir. Kürdistan dağları gittikçe 1-MANSETdaha fazla farklı kadın hareketlerini kendisine doğru çekiyor. Giderek daha fazla kadın örgütü ve birey Kürt kadınlarının deneyimlerinden öğrenip, eğitim görmek istiyorlar. Yani birçok kadın örgütü tarafından Kürt Kadın Hareketi’ne böylesi bir öncülük misyonu biçiliyor.

Kürt Kadın Özgürlük Hareketi elbette ki birçok iç ve dış sorun ile karşı karşıya kalabiliyor. Mükemmel değildir. Ancak dünya kadınlarının durumunu göz önüne getirdiğimizde rahatlıkla diyebiliriz ki; Kürt Kadın Özgürlük Hareketi ideolojik, örgütsel, siyasal ve toplumsal açıdan günümüzdeki en güçlü kadın hareketidir. Ve bu gerçek sadece gurur kaynağı olmayıp, Kürt Kadın Hareketi’nin omuzlarına yeni ve daha kapsamlı sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumluluğun hem Kürt kadınları hem de dünya kadınları için ne anlama geldiğini ele almak oldukça önemlidir.