Ekim’e birkaç söz

- Newaya Jin
12 görüntüleme
Gerilla en sevdiğim sözcüklerden biri. Kendimi içinde bulduğum, tanımladığım, hissettiğim bir kavram. Kısacası insan olmaya dair bütün güzelliklerin adı. Ama bir o kadar da gerçeği en yalın haliyle hissettiren, gösteren keskin bir çizgi. Bizler günlük olarak bu keskinlik arasında  gel-gitleri yaşasak da gerillacılık bir başkadır bu dağlarda.

Her gerillada bir dünya gizlidir. Duygular dünyası… Belki bizim dışımızdaki insanların anlayamadığı, keşfedemediği yön de bu. Gerilla duyguların, umutların, sevgi ve sevdaların bileşkesidir. İçine girdikçe keşfetmeye daha fazla ihtiyaç duyduğun bir dünya. Med-cezir kadar çekici ve etkileyici. Bence gerillayı yaşamayan, onun gerçeğini tanımlayamaz. Gerillacılığı tadında yaşamak, tatmak bir başka oluyor. Son günlerde Kuzey yolcusu yüzlerce yoldaşı gördükçe gerillacılık duygularım, özlemlerim kabarıyor. Her saat, her gün keşfettiğim bu güzelliklerden bir şey yitirmek istemiyorum. Gördükçe yaşamak, hissetmek, özgürlüğü gerilla tadında haykırmak istiyorum. Özgürlük dediğin nedir ki, bazen anda yakaladığın duygu, umut ya da en güzel sevgidir. İşte bu! Ben bir gerilla delisiyim, aşığıyım, sevdalısıyım.

Gerilla özgürlüktür!

(13 Nisan 2007)

***

Kaybettiklerimin acısı

Her gün toprağa düşen canların haberlerini alıyoruz. Yaşamın tadına varmadan savaşın gerçeğinde kendini sınayan gencecik fidanların şahadetini hüzünle dinliyorum. Son günlerde o kadar çok şahadet haberi aldık ki, artık televizyon bile izlemek istemiyorum. Çoğu da tanıdığım, sevdiğim, beraber çalıştığım yoldaşlardı. Kaç ananın daha yüreği yandı, kaç ananın gözyaşları aktı? Bu devrim kaç bedel eder bilen var mı? Kadim toprağım, Kürdistanım doymadın mı? Sana yüzlerce genç, güzel, tatlı, dürüst, ömrüne doymamış fidanlar verdik. Hala yetmiyor mu güzelliğine?

***

Acı

Acı, yaşamın tadı ve tuzudur. Acı çekmeden insan olamazdık. Doğduğumuz ilk andan itibaren acı duyar ve analarımıza da acı veririz. Yüreğimizde büyütüp acıları, zamanla bir uzvumuz gibi kanıksarız. Ders çıkardığımız her acı olgunlaştırır. Zor gelse de, acı duymaktan korkmamak, buna hazır olmak gerekiyor. Aslında ölmekten bile korkmuyorum. Doğmak kadar, ölmek de yaşamın bir parçası. Bence asıl korkulması gereken hiç doğmamış olmak. Ancak acımız bittikten sonra bunun derinliğini anlayabiliyor ve büyük bir şaşkınlıkla “Bu acıya, bu cehennem azabına nasıl dayanabildim” diyebiliyoruz. Evet, ağlamak kolay, gülmek güç.

“Dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir.”

***

Kendimi aşmak

Sanırım en zor yolculuk insanın kendi içine yaptığıdır. Bu büyük bir erdemlilik ister. Erdemli ve tutkulu insanların arayışıyla başlar kendini aşmak. Birey, kendi şifrelerinin sırrına vardıkça adım atıp eylem sahibi olabilir. Semalar, Erdallar, Zilanlar ve Fikriler gibi… Keşif yolcularıydı her biri. İşte bugün Sema ve Zilanlaydık. Yüreğimizde, duygularımızda, soluduğumuz havadaydılar. Ruhumuza dokundular. Sessiz çığlıklarımızın öfkesiyle özgürlüğü bedenlerinde erittiler. Semaca sorgulamak, Zilanca yaşamak, Fikrice buluşmak, Erdalca intikam almak… İşte özgürlüğün şifreleri burada saklı. Denilir ya, insanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır.

“Hayat bize mutlu olma şansı vermedi. Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık. Çünkü dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı…”

(7 Temmuz 2007)

***

Şehitler pusulamızdır

Kutsal mabetlerimiz ve kıblegahlarımız olan şehitler üzerine yazmak birkaç cümleye sığmıyor. Sayfalar yetmiyor ve yetmeyecek. Yine bütün cesaretimi toplayarak birkaç satır yazmaya çalışacağım. Gidenlerin ardından ağlayan gözlerle bakmak kalıyor bize. Ağlamak özlem, acı, bazen de pişmanlıklarımızın ifadesidir. Şehit düşen her arkadaşın ardından yaşadığım bu duygu daha da boyutlanıyor. İnanmak istemesem de onlar artık yanımızda değil. Yaşamamıza sevgiyi, umudu ekip, bizlere yarım kalan hayallerini emanet edip ebediyen gittiler yanımızdan. Aldığımız her şahadette öfkemizi biler, omuzlarımızda artan sorumluluğun ağırlığını daha derinden hissederiz. Her şehit  silinmez bir iz bırakır yüreğimizde. En zorlu anlarda bir pusula gibi yol gösterir bizlere. Sorgulayan bir gerçeklik, düşmana karşı büyüyen bir çığlık ve direnişimizin sebebidir her şehit.

15 Ağustos ve Erdal yoldaşın şahadet yıldönümü vesilesiyle siz şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

(16 Ağustos 2007)

***

Ekim’e birkaç söz

Ekimle soluyoruz ölümleri, yaşamları ve sevdaları… Ekimin hüzün veren günlerindeyiz. Kaç sevda ekildi bu topraklara,  kaç kahraman kız ve oğulun ölümsüzlüğüne tanıklık etti Ekim…  9 Ekim ve 12 Ekim, biri ölüm kadar soğuk ve boğucu, diğeri yaşama gözlerini yeni açmış bir çocuk gibi umut dolu.

Doğum günüm üç gün sonra. Bu doğum günümde 30’uncu yaşıma giriyorum. Ama içimde sıkıcı bir his var. Bir yandan Önderliğin durumu, diğer yandan yoğun saldırılar var. Halka yönelimler giderek yoğunlaşıyor. Önderliğin zehirlenmesinden sonra hepimizi bir acı ve pişmanlık duygusu sardı. Önderliğe karşı gereken bağlılığı yaratamamak, ruhen hissetmemek, yaşamın her anında Önderlikle olmamak gün geçtikçe bizleri Önderlikten uzaklaştırıyor. Hatalarımızın en büyük değerlerimize zarar vermesi gerçekten incitiyor, acı veriyor. Toplumsal ölçülerde ölüm daha çok yaşı ilerlemiş insanların karşılaştığı bir durumken, ölüm bugün gençlerle özdeşleşmiş. Bu ay da kahramanlarımızı şehit verdik.

Bu karanlık ve komplocu güçleri direnişimizde boğacağız. Lanetle kınıyorum. Bugünü yaşanmamış sayacağım.

(9 Ekim 2007)

 

Rûken BİNGÖL’ün kaleminden