Ekim’in ruhu

- Raperin Munzur
1086 görüntüleme

Zamanın ruhu var mıdır? Zamana ruh kazandıran nedir? Anlara, günlere, aylara ve yıllara ruh katan, bu zaman dilimlerini bizler için anlamlı kılan o zaman içindeki oluşum ve gelişim olarak tanımlanabilir mi?

Gelişim ve varlığın oluşum hali değil midir zamanın ruhunu yaratan? Önderlik “Zamanı ancak varlık oluşumu olarak tanımlayabiliriz. Yani herhangi bir varlığın oluşumu onun zamanıdır. Başkaca da bir zaman yoktur. Böyle olunca, toplumun zamanı onun oluşumudur” demektedir.

Öyleyse varlığın, kimliğin oluşumu zamanın tanımlanmasının temel şartıdır. Var olmaya çalışmak, kendi zamanını yaratma kavgasıdır ve biz tarih diyoruz buna.

Kürtlerin oluşma ve gelişme halleri

Kürtlerin ve kadınların bir zamanından yani tarihinden bahsedeceksek bu ancak oluşma ve gelişme hali içinde olabilir. Varlık sadece fiziki bir varolmayla tanımlanamaz. Hele insan ve toplum varoluşu anlamca, zihniyet, ahlak, kültür, ahlak vb. birçok metafizik gerçekle olabilir. Kürtlerin oluşma ve gelişme halleri fiziki varlık düzeyine düşmüştü, hatta fiziki varlıkları da sürekli soykırım saldırıları altında tehlikedeydi. Toplum olarak varolmaları ise tarihte çakılı kalmak olarak tanımlanacak derecede bir durma hali içindeydi. Daha ötesi, sömürgecilik ve katliamlar, özel savaş politikaları ve asimilasyonla yok olma derecesine gelmişti.

Yok olma zamanın yitimidir. Zamanın akıp gitmesi, olması varolmayla tanımlanıyorsa, Kürtlerin bu durumu ölümdü, zamansızlıktı, tarihsizlikti. Oluşamamak, zamansızlık yani, bir ölüm halidir. Kürtler olarak ölü olmak, üzerine ölü toprağı serilmek, kadınlar olarak varolmamak, yaşamamak, oluşmamak işte böyledir. Oluşun durması insanlar tarafından ölüm olarak tanımlanmıştır. İnsan gibi toplumların ölümü de kendi oluşumlarının durmasıdır. Kesintiye uğramasıdır, fiziki sınırlara düşmesidir. Bu zaman ise sürükleyen, yaşatan ve peşinden koşulan bir zaman olamaz. Bunun toplum yaşamı açısından fazla bir anlamı yoktur. Anlamlı olan kendi gerçeği ile varolabilmektir.

PKK Kürtlere bir zaman bahşetti

Egemenler zamanı kendi edimleri üzerinden tanımlıyor, işte bu tarih oluyor. Ve tarih devletlerin, iktidarın tarihi olarak onların oluşum ve gelişimlerinin tarihi olarak yazılıyor.

Ezilenlerin ise tarihi yok. Toplumların ve kadının var olması süreci ise kendi kimlik ve varlığını ortaya koyması, geliştirmesi ile olabilir. Yani gelişimi, oluşumu durmuş bir kesimin zamanı olmaz. Salt fiziki varoluş, bir toplumsal kesimin gelişimini izah edemez. Ezilenlerin tarihinin olmaması bununla ilgilidir.

O nedenle PKK Kürtlere bir zaman bahşetti. Özgürlük ile donatılmış, direnişle anlam kazanmış zamanlar… Kürdün yeniden varoluşu, bunun kavgasıyla, amansız savaşıyla yaşanmıştır. Bu savaşa karakterini veren, alternatif ve çağın öncülüğünü yaratacak düzeye getiren ise kadının savaştaki varlığıydı. Kadının fiziki olarak bu savaşa katılmasını bile kimse kabul edemezken, kadın bu savaşta kimlik, kişilik ve kültür olarak varoldu, var etti. Yeniyi, doğruyu ve güzel olanı yani sosyalizmin özünü yaşadı, yaşattı.

Kürdistan’da kadın zamanının oluşumu

Kadınlar bin yıllardır kendi zamanlarını yaşamıyorlar. Bizler egemenlik altına alındığımızdan beri, kadın kimliğinde sürekli birdüşüş ve kriz yaşanıyor. Öyleyse kadının zamanı yoktu diyebiliriz. Taa ki kendini var etme adına, kimlik kazanma ve özgürleşme adına verilen savaş gündeme gelene kadar. Elbette kadınların binlerce yılı bulan mirası var. Ancak Kürt gerçeğinde kadın olarak varolma ve bunun da ötesinde varlığını özgürce yaşama savaşımı PKK ile başladı. Binlerce özgürlük militanlığı örneği kendini açığa çıkardı. Kürdistan’da kadın zamanı işte böyle oluştu.

Direnen, gelişen, özgürleşen kadın, zamana böylece bir ruh kazandırdı. 30 Haziran, Zilan’la yaratılan anlamlı yaşam zamanıdır. 21 Mart, Sema’nın özgürlüğü yakalayıp kadınlara şifrelerini sunduğu zamandır… Ve diğer tarihler… Bu tarihleri bizler için anlamlı yaşam zamanı haline getirenler…

Kadını diriltip ona nefes aldırtanlar

Ve Ekim, kadının direniş ve savaşla kendi varlığını yaratma, özgürleşme zamanıdır.

Devrimcilerin ölümü zamansızdır, kabullenilmesi zordur.  Ama bir de bu zamansızlıkta uyuyan bir gerçek vardır. Sonsuzlukla uyanır, bizlerin gerçeğine dönüşür. Canları ile zamana ruh katanlar, anlamın öz suyu olarak sonsuzlukta büyür. İşte Ekim böyle bir zaman dilimidir.

Ekim’in bir ruhu var o zaman. Ekim’in Beritanca, Gurbetellice, Meryemce, Arince ve Rojince, Rukence, Andreaca bir ruhu var. O kadınların kendini var kılma ve özgürleşme düzeyleriyle oluşturdukları ruh, Ekim’in ruhunu yaratıyor. Kürt özgürlük mücadelesinde şehit düşenlerin, kadın militanlığının büyük direniş kültürü ile süreklileşen ve varolmayı başaran gerçeği özgür kadın kimliğini geliştirdi. Özgür yaşam tanımını yarattı. Ekim, teslim olmayan, baş eğmeyen, Kürt varlığını, kadın varlığını geliştirmek, güçlendirmek için ve kendini yok etmek isteyen güce karşı özgürlük savaşımını veren kadın militanlığının zamanıdır. Onlar ölüme durmuş, ‘jiyan’dan kopmuş kadını diriltip nefes aldıranlardır. Bir Ekim günü toprağa düşenlerin ölümü değil, yaşamı çağrıştırması ve kimlik yaratması, yaşamı yaratması bundandır.

Ölümü ortadan kaldıranlar

“Şehitler” denilince ölüm gelir çoğunun aklına. Zamanın durması ve sonlanması, yaşamın sona ermesi gelir. Oysa onların sömürgeciliğe, düşmana karşı savaşımları ve direnişleri, özgürlük konusundaki iddiaları, ölümü ortadan kaldırmalarıdır miras olarak bize kalan. Bu, belli tarihlerde onları sadece anmak değil, onların kendi zamanında gerçekleştirdiklerini devralmaktır. Devam etmektir. Zaman ancak böyle akışkan olabilir. Tarih ancak böyle yaratılabilir.

Direnen ve var olmak için çaba harcayanların ne kadar gizlenmeye çalışılsa da tarih sayfalarında yer aldığını, toplumların hafızasında varolmaya devam ettiklerini ve yeni varoluşlara kapı açtıkları, ilham oldukları ve o yaşanmışlığın bir yerde devam ettiğini görebiliriz. Arada kopukluklar olsa da toplum bunu bir şekilde kendi zamanına ekler.

Beritan (Gülnaz Karataş), Zeynep (Gurbetelli Ersöz), Sarya (Nursen İnce), Ekin (İnci Çelik), Meryem (Meryem Hazar Çolak), Canda (Sanem Sertap Gölge) Helin Çerkez (Nermin Akkuş), Ronahi (Andrea Wolf), Bermal (Güler Otaç), Rewşen (Leyla Kaplan), Selamet Menteş, Aynur Artan, Ruken Bingöl, Rojin Gevda, Arin Mirkan Ekim Ayın’da şehit düşen onlarca isimden sadece birkaçı.

Direnen kadın şahsında ilerliyor zaman

Nerede direnen bir kadın varsa onun şahsında ilerliyor zaman. Zamanı yeniden kazanmak yeni oluşumlar ve anlamlar katarak kazanmaktır. Öyleyse Ekim yeniden yaratılıştır. Ölüm ve yok oluşla değil yaşamla anacağımız, anlamlandıracağımız bir zaman… Ekim şehitler ayı diyoruz. Şehitler önlerine koyduğu görevleri yerine getirerek tamamlayanlardır. Kendi varlıklarında, fiziki zamanlarında bunu gerçekleştirenlerdir. Gerisi bu zamanın ruhunu kendi ruhuna, kavgasına, varlığına katarak bir üst aşamaya taşırmaktır. Çünkü gelişen ve varolan her şey birbirinin devamıdır aynı zamanda.

Beritan direnişi tanımladı ve yaşattı. İhanete karşı en güçlü sözleri haykırdı, kadının ordulaşmasının sembolü oldu. Onun oluşumu buydu işte. İhaneti direnişiyle yıkmak, kadının özgürlük zeminlerinin yaratıcısı olmaktı.

Ronahi, Canda, Helin… Kürt halkının ve kadınının kavgasında insanlığın ve tüm kadınların kurtuluşunu görmüş, özgürlük mücadelesinin öncüleriydi. Onlar kadın kavgasının sınırlarının, ülkesinin olmadığını gösterdiler.

Bermal, Rewşen, Selamet, Aynur… İnsanlık onurunu temsil eden Önder Öcalan’a yönelik komploya karşı aydınlığın ve özgürlüğün savunucularıydı. 9 Ekim gibi egemenlerin kendi tarihlerini komplo ile yazma girişimini direnişle kırarak komploya karşı direniş ruhunu yaratanlardı.

Bahara duracak ülkemiz

Arin, kanlı katillere karşı bir ülkenin direnişiydi. Ve de insanlığın. Onun oluşması böyle tamamlanıyordu. Bir ülkenin kadınlarının savaşımını evrenselleştiriyordu.

Rojin bir tarihti. Kendi başına zamanı yaratan. O kadın hareketinin hafızasıydı. En ince ayrıntıları bile hatırlayan, hatırlatan ve zamanları unutturmayan bir bilgeydi.

Zeynep, Meryem, Ekin, Sarya, Ruken özgürlük sevdalısı, inançlı ve azimli Kürt kızlarıydı. Başkalarının zamanını yaşamayı reddetmiş ve kendi rüzgarının peşindeki arayışçılardı. Onlarla ruh kazanıyordu Kürdistan dağları… Ekim’de direnişe kesiliyordu dağlar.

Kadın zamanı diye Ekimi selamlıyoruz. Ekimin ruhunu özgürlük ruhu ve zamanı haline getiren direnişçi kadınları selamlıyoruz. Onların özgürlük aşklarını ve onurlu duruşlarını, bizlere devrettikleri tüm değerleri selamlıyoruz. Kadın devrimi diye Kürdistan gerillasının yarattığı anlamı selamlıyoruz.

Biz anlamla, hisle ve mücadeleyle kazanılan en manevi değerlerle yaratacağız ülkemizi. Ve her karışını direnen güzel kadınların hayalleriyle süsleyeceğiz. Onların umutlarından hayallerinden, özlemlerinden çiçekler açacak. Bahara duracak ülkemiz. Onların ruhundan bir şeyler olacak varolan ve yaratılan her şeyde.