Erkek aklının ucubeliği

- Asrîn Semsur
18 görüntüleme
Kafalar çarpışıyor, her çarpışma teneke gibi ses çıkarıyor. Kaosun yarattığı bir çarpışma değil bu, bilindik cahil aklın homurtusu ve gürültüsüdür. Geriliğin cisimleşmiş hali olan tepkiselliğin asık suratına çarpan başka tepkiselliklerin buzdan sesidir. Kötülüklerin çoğunluğunun kaynağı olarak düşünebiliriz.

Çok karmaşık görünür ancak oldukça yüzeysel ve bir o kadar da bunaltıcıdır. Boş kafalardan çıkan sesler rahatsızlık ve gerginlik yaratır. Boş deyip geçmemek lazım, çünkü o boş gibi görünen birçok şey yaşamın gidişatında belirleyici olmaktadır. Ya da aksiliklerin, engellerin oluşmasında oldukça rol sahibidirler. Bu sesin sahipleri yaşamı huzursuz eder, anlamsızlığı büyütür. Bazen saman altından sızan su misali sinsidir, bazen olmadık basit bir şeyde kıyamet koparıcıdırlar. Kendini var edebileceği bir anın fırsatını kollar, tuzak kurar. Tüm boşluk ve hatalardan beslenir. Faydasız ve işlevsizken, çok iş yapıyor ve işe yarıyor gibi bir yanılgı yaratır tüm bu boş ses ve kafalar.

Değişimden kasıt egemenlikten vazgeçiştir

İnsan zekâsı, ahlakı ve maneviyatıyla değerli bir varlıktır. Bunlardan yoksunsa eğer, bir ucubeden farksızdır. Binlerce yıllık erkek aklının ucubeliği ve dehşet saçan sistemi gibi. Tüm bu cehaleti ve huzursuzluğu yaratan da tam bu aklın kendisidir. İnsanı boğmuş, nefessiz bırakmıştır. Toplumu yalan dolanla sarmalamıştır. Bundan kaynaklıdır her alınan nefesin aynı zehri soluması ve durmadan kendini tekrarlaması. Afyon, içildikçe sarhoş eder kafaları ve alışkanlık yaratır. İnsan bu illetten kurtulmadıkça düşüncede ve ruhta yarattıkları görülemez, fark edilemez. Erkek sisteminin gelenekleriyle yetişen bir aklın afyon etkisini, yani geleneklerin etkisini görmesi öyle kolay olmayacaktır. İstisnalar çoktur ancak mevcut gerçeklikte değişimleri sınırlı ve dardır. Kaldı ki değişimden kasıt egemenlikten vazgeçiştir ve tahakkümsüz bir yaşamı arzulamaktır. Öyle değişmek için değişmek değildir. Kendini yeni baştan yaratmak ve tüm tasarruf haklarından vazgeçmektir. Kendine gizli iktidar alanları yaratmak değildir ya da kendini kabul gören renklere bulamak değildir.

Erkek aklının deşifre olduğu o bilinmeyen zamanlardan beri yağmur her yağdığında kirli yüzlere bulaşan güzelim boyaları söküp götürmekte ve çıplak kral misali gerçekliği gün yüzüne çıkarmaktadır. Ancak her gerçekliğin görülme ve dile gelme şansı yüksek değildir. Erkek aklının çıkarları dışındaki her gerçeklik mahkûm olmakla yüz yüzedir. Ve maalesef tarih boyunca yaşanan ve günümüzde de hâlâ devam eden durum tam olarak böyledir. Erkek sistemi yaşamın her alanını büyük bir ustalıkla kendine bağlamıştır. Kendisi dışındaki tüm canlılığı vasıfsız bırakıp kendine mahkûm etmiştir. Böylece kendini vazgeçilmez kıldığını sanmıştır, sanmaktadır.

Şartlı ve hesapçı eril akıl, saldırganlığını perdeliyor

Kadın bu sistemin dışında kendini var etme çabasına giriştikçe bu ucubeliğe çarpmakta ve birçok zaman kanla yoğrulmaktadır. Ya da herhangi bir canlı varlık kendini her an erkeğin saldırganlığından korumak durumundadır. Çünkü bu akıl müthiş bir saldırı gücüne sahiptir ve var olmasını bir başka varlığın zihinsel pasifliğine borçludur. Neredeyse tüm evren kendini erkek aklından sakınmak durumundadır.

Kadınların özsavunma gücü gelişçikte, erkek aklı sarsıntılar yaşamakta. Ancak bunun büyük toplumsal değişimlere yol açtığını söylemek pek mümkün değil. Egemen erkek korkmaya başladı ve şartlı değişime başladı. Samimi ve özlü değişim süreçleri çok az kişide yaşanmakta. Şartlı olanların sayısı çoğunluktadır. Bu gerçeklik fark edilmedikçe erkeğin binlerce yıllık sinsiliğini konuşturacağı alanlar daha da çoğalacaktır.

Hakikat ve adaletli olana doğru atılan her adım yerini bulmaz da zaman ve mekânda dağılırsa daha korkunç bir hale gelir.  Bu akıl karşısında dikkatli olmak ve her anı doğru kavramak önemli. Kadınların tüm ruhu, bedeni ve aklıyla bu ucubelikten boşanması gerekiyor. Bu aklı alt etmenin başka yolu yok. Unutmamak gerekir ki, erkek aklının kurbanı olan kadın bazen erkek kadar tehlikeli olabilir. Bu ise, kadın mücadelesini zora sokar. Böylesi kadın halleri dünya genelinde yürütülen kadın mücadelelerini geriye çekmektedir.

Biz kadınların 25 Kasım’lara ihtiyacı yoktur. Kadına ve topluma dayatılan kadın şiddetini hatırlatmanın bir günü yoktur. Çünkü her gün yaşanan tam olarak bu şiddet durumudur. Bu gerçeklik her an akılda tutulmadıkça, mücadele de edilemez. Güçlü bir mücadele için zinde bir akla ve tarih bilincine ihtiyaç var. Diğer türlüsü kendini arada bir hatırlatmak olacaktır. Ki bu da var olmak değildir. Eril sistem korkunç aklıyla her yana dehşet saçarken, tüm zaman dilimlerinde verilemeyen mücadeleler yarı yolda kalır. Kendini amansız mücadelelerin talipleri haline getirebilmek, başarıda yol aldırabilir.