Erkekler Erdoğanlaşıyor, isyan kadınlaşıyor

- Filiz KOÇALİ
32 görüntüleme

Sistemi sürdüren güçlerin elinde iki silah var. İlki zor aygıtı; silahı, tankı-topu, mermisi,  biber gazı, hukuku, hapishanesi, işsizleştirmesi ve baskılamasıyla dayatılıyor. İkincisi ise;  yağmaladıkları, körelttikleri, saptırdıkları, zayıflattıkları, bilinç aygıtları. Türkiye AKP’si bu her iki silahı da sonuna kadar kullanmakta.

Birincisini çok yakından biliyoruz, tanıyoruz. İkincisi ise, bazen çok açık, bazen sinsice işletilen ve orantısız olarak kullanılan bir silah. Eğitim kurumları, diyanet ve bütün devlet kurumları, devletin kaynakları, yüzlerce basın yayın organı, binlerce maaşlı sosyal medya trolü ve sabah akşam konuşan bir Erdoğan. Erdoğan da sistemi kaybettiğimiz yerden vuracağımızı biliyor. O yüzden de silahları bize doğrultuyor.

Erkekler, giderek hükümetleşiyor

Erdoğan için fazla söze gerek yok. Bırakın özgürlüğü, eşitliğe bile inanmadığını söylüyor zaten. Tersini söyleyen kadınlara kükrüyor. Bağıra, çağıra kaç çocuk doğuracağımızdan, hangi yöntemle doğuracağımıza, hatta erken yaşta evlenmemize kadar, her konuda ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Parti yöneticileri, trolleri, taraftarları, bakanları, trolleri, onun görüşlerini daha kaba, daha tehditkar dile getiriyorlar. Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, bunu “Erkeklerin Erdoğanlaşması” olarak tanımlıyor ve şöyle diyor: “Erkeklerin ‘Erdoğanlaşma’sı kadına yönelik dili de değiştirdi. Sürekli olarak kadın bedenine yönelik söz söyleme hakkını kendinde bulan bir AKP hükümeti üyelerini dinleyen erkekler, giderek hükümetleşiyor.”

Kadınların değiştirme iddiası ile ele aldığı ve ‘kadınların yüzyılı’ kılmaya çalıştığı bu yüzyılın değişmemesi için kadınları kuşatmayı sürdürüyor.

Özgürlük mücadelesi ve yeni bir yaşamı inşa çabasını engellemek için kadınların savunma pozisyonunda kalmasını istiyor.

Son zamanlarda en çok haykırdığımız sözler: “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” ya da “biat etmeyeceğiz.” Canımızı, bedenimizi, çizgimizi, örgütlülüğümüzü ve çocukları korumaya çalışıyoruz. Ya da büyük bir cinsiyetçi saldırı altında birbirimizle dayanışma gösteriyoruz. Gazeteci, siyasetçi, muhalif kadınlar, kadın mücadelesi sürdürenler aynı saldırgan tehditlere maruz kalıyor. Hemen tecavüz tehditleri, aşağılık cinsiyetçi sözler devreye giriyor. Rakip görülen erkeklerin eşleri de hedef alınıyor.

AKP kadın kazanımlarını yok etmek istiyor

AKP, tıpkı kendi faşizmini kendi çıkardığı yasalarla kurumsallaştırmaya çalıştığı gibi, toplumun bilincine zikrettiği İslamcı-cinsiyetçi zehri yasalarla kurumsallaştırmaya, Diyanet İşleri Başkanlığı’yla meşrulaştırmaya çalışıyor. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi, tecavüzcüleriyle evlendirilmesi gibi yasaları geçirmek, nafakanın kaldırılması, kürtajın yasaklanması, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması gibi kazanımları yok etmek istiyor.

Muhalefetin verdiği kadınlar lehine önergeler AKP’li ve MHP’li Meclis çoğunluğu tarafından reddediliyor. Bütün devlet kurumları bu zihniyetin emrinde çalışıyor.

Ama özellikle eğitim ve Diyanet İşleri, dinci-cinsiyetçi zehri topluma enjekte etmek için sonuna kadar kullanılıyor.

Fatmagül Berktay, “Tarihin Cinsiyeti” isimli kitabında, dinin bir meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığını anlatır: “Toplumlarda varolan katı toplumsal cinsiyet ayırımları din adına meşrulaştırılmakta, dinin buyruğu gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Böylece din ve kültür adına uygulanıp meşrulaştırılan pratikler, kadınları ikincil bir konumda tutmakta, aile içi ilişkilerde hak eşitliğini sağlayacak ve kadınların durumunu iyileştirecek yeniden yapılanmaları engelleyebilmektedir” der.

Silahların eşitsizliğine rağmen kadın mücadelesi kazanıyor

Sonuç olarak nihayi hedef; kadınların özgürleşme ve toplumu özgürleştirme mücadelesini vurmak, yavaşlatmak, cinsel bir nesne olarak görmek ve göstermek, sindirmek, erkeğe bağımlı ve tabi hale getirmek, bunu yaparken de dini kullanarak durumu meşrulaştırmak. Olan bu.  Peki işe yarıyor mu?

Bizi durdurmadığı kesin. Ama saldırılar karşısında kendimizi savunurken, yeni bir yaşamı inşa etme hızımızı yavaşlattığı da bir gerçek.

Öte yandan, silahların eşitsizliğine rağmen kadın mücadelesinin kazandığını görüyoruz.

Kadir Has Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması”nın sonuçları dikkate değer: “Aile içi şiddet boşanma için yeterli bir sebeptir” diyenlerin oranı 2019’da yüzde 74 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 79’a yükseldi.

“Bir erkek, ailesinin dirlik ve düzeni için zaman zaman şiddete başvurabilir” diyenlerin oranı ise 2016’da yüzde 14 seviyesinde iken 2020 yılına gelindiğinde yüzde 4’e geriledi.”

Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir’in sözüyle bitirelim: “Bu karanlık tabloda isyan da kadınlaşıyor. Türkiye’de AKP rejimine karşı olan direnişlerin çoğunda kadının simgeleştiğini görüyoruz.”

Yaşasın İsyanımız!