Ermeni kadınların ‘alın yazısı’

- Kayuş G. Çalıkman
237 görüntüleme

İki hafta önce gençliğimizi birlikte geçirdiğimizin arkadaşlarımızın çocukları evlendi. Çocuklarımız birlikte büyümüştü, içlerinden ikisi zamanla birbirlerini farklı bir sevgiyle arar olmuş ve sonunda bir yuva kurmaya karar vermişlerdi. Düğün tüm Ermeni düğünleri gibi kilisede gerçekleşti. Biz Ermeniler ailenin “Surp Ocax” (Kutsal Ev) olduğu şiarıyla büyümüş ve her zaman bu yuvanın kutsanma yolunun kilise nikahından geçtiğine inanmışızdır. Dini inançları kuvvetli olanlar bu merasime canı yürekten katılmış, ateistler resmi bir nihahla yetinmiş, bazıları onu bile gereksiz görmüş, bazıları da  “geleneklerimiz” diyerek ayaklarını sürte sürte kilise yolunu tutmuştur. Bu tüm dünyaya yayılan Ermeniler için böyle olsa da, Türkiye Ermenileri için biraz daha karmaşık bir durumdur. Dini inanış olmasa da, siyasi görüşleriyle örtüşmese de, Türkiye’de yaşayan Ermeniler mutlaka kilise düğünüyle evlenirler. Bu bazen “ben senden farklıyım” demenin, bazen ise kimliğine sahip çıkmanın, kısacası kendince başkaldırının Ermenicesidir. Gel gör ki kilisede gerçekleşen düğün törenlerinde de genç kadını yıllardır hala aşılmamış kimi tuzaklar bekler. Önce gelin babasının kolunda kiliseye girer ve babası kendi elleriyle genç kızını onu teslim almaya gelen damadının koluna takar. Yani genç kadın bir erkeğin egemenliğinden çıkıp bir başkasının egemenliğine adım atmaktadır böylelikle. Düğünün en heyecanlı anlarında ise, birbirlerini hayatları boyunca sevip sayacaklarına dair yemin edecekken, papaz damada döner ve sorar; “hayatının sonuna kadar eşine sadık kalacak ve onu koruyacak mısın?” Bu her ne kadar sorunlu bir tarz olsa da asıl bomba genç kadına sorduğu soruda patlar; “kocana itaat edecek misin?” İşte daha başında kadının yeri alenen belirlenir ve bu haliyle “Surp Ocax” kurulur. Artık Ermeni dünyasında kadın kocasına itaatkâr bir eş, tabii ki iyi bir anne olarak yerini almaya hazırdır. Batı dünyası Ermenilerin pratiğinde işler böyle yürümese dahi, ne yazık ki Doğu Ermenilerinde hala bu durum geçerliliğini korumaktadır. Ve daha başında bu denli sorunlu kurulan bir yuvada şiddet de kendini hissettirmektedir. Bundan önce Ermeni kadınlarının uğradığı şiddetin bir başka boyutunu anlatmaya çalışmıştım dilim döndüğünce. Bugün ise Ermeni ailesi içinde şiddet olgusunu gözlemleyebildiğim kadarıyla anlatmaya çalışacağım…

Kadına yönelik şiddet en çok, en kolay uygulanabilen ve en fazla gizlenen şiddet türüdür. Her alanda, siyasi ve sosyo-kültürel hayatta, iş hayatında, her yerde ve her an karşımıza çıkan şiddet aile içinde, özellikle Ermeni ailesinde bazen çok da normal karşılanabilmektedir. Çoğu Ermeni kadın, sesi yüksek çıkmayan, elini masaya vurup konuşmayan erkeği erkekten saymazken, o elin bir gün gelip kendi yüzünde şaklamasını ise sessizlikle sindirmeye çalışmaktadır. Hatta daha ileri gidip bunu hak ettiğini düşünen kadınlar da yok değildir. Özellikle Ermenistan’da, Sovyetlerin yıkılması yeni bir ülkenin kurulması ve hemen ardından Karabağ savaşının çıkmasıyla birlikte sarsılan aile düzeni, aile içi şiddeti körüklemiştir. Ermenistan’da yapılan araştırmalara göre aile şiddetinden etkilenen kadınların oranı %40’ı bulmaktadır. Ancak bunlar çoğunlukla geleneksel aile yapısına karşı gelmemek adına sessiz kalmaktadırlar. Hoş, ifşa edilse de değişen bir durum olmayacağı da aşikâr, çünkü “biz aileyi kutsal sayan bir halkız, bize yakışmaz” şiarı sadece ailede değil, yönetici katlarda da geçerlidir. Ancak yine de Ermeni halkının 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında yaşadıkları travmaların, yine daha önce değindiğim Karabağ savaşının aile içi şiddet konusunda dolaylı da olsa ne denli etkili olabileceğini göz ardı etmemek gerekir diye düşünmekteyim. En azından bu yönde bugüne dek yapılmamış araştırmaların artık başlaması sanırım 1915’e dair en önemli araştırma olur.

Karabağ savaşı döneminde son kez erkekler cepheye giderken, şehir ve köylerde tek başlarına evlerini ayakta tutmaya çalışan kadınlar bugüne kadar ülkede emekçi kesimi oluşturmaktadır. Üreten, evin ekonomisini sağlayan ve erkeklere kıyasla daha eğitimli olan kadınlar, tüm gün ellerinde içki kadehleri ve sigaralarıyla aylak aylak ortalıkta dolaşan erkekleri el üstünde tutmaktalar. Bu davranışın altında yatan neden ise sadece ailenin geleneksel yapısıyla, dini geleneklerle açıklanamaz. Yüzyıl boyunca katliamlarda, savaşlarda oğullarını, eşlerini kaybeden Ermeni kadınları için erkek özel bir kıymet kazanmıştır. Bir zamanlar (Sovyet döneminde) iş ve mevkii sahibi erkekler deprem, devrim ve savaş nedeniyle her şeylerini kaybetmiş ve bu şoktan sıyrılamayarak ayağa kalkamamıştır. Düştükleri bu çıkmaz ise onları aile içi şiddet uygulamasına itmiş, eşine bağırıp çağıran, onu döven, hükmeden erkek kendisini “erkek” hissederek bir nebze de olsa bu çıkmazdan kurtuluş (?) sağlamıştır. Görüldüğü gibi aile içi şiddetin yaşandığı bu evlerde ilişkiler kısır döngüye dönüşmüştür. Bu yönde herhangi bir yasanın uygulanmaması ise şimdilik kadınların “alın yazısı” olarak mühürlenmiştir.