Faşizmin ilk gösteri toplum deneyimi

- Abdullah ÖCALAN
62 görüntüleme
“Güçlü adam” karşısında ilk kurban kadın olmuştur. Yaşamla bağının daha güçlü olması kadında doğal duygusal zekayı daha gelişkin kılar. Çocukların anası olarak acıyla yoğrulan bir emekle toplumsal yaşamın esas sorumlusudur. Yaşamın farkında olması kadar nasıl sürdürüldüğünü de daha çok bilmektedir. Toplayıcıdır. Toplayıcılığı hem duygusal zekasının bir sonucu hem de doğadan öğrenmiş olmasının bir gereğidir.

Toplumsal birikimin uzun bir tarihi boyunca ana-kadın etrafında gerçekleştirildiği bir nevi zenginlik, değer merkezi rolü oynadığı antropolojik verilerdendir. Artık-değerlerin de anası olduğu kestirilebilir. Esas rolünü avcılık olarak belirleyen “güçlü erkek adam”ın bu birikime göz koyması anlaşılırdır. Hakimiyet kurması halinde yüklü avantajlar sağlayabilecek durumdadır. Kadının cinsel obje durumundan tutalım çocukların babalığına, bir nevi efendiliğine geçiş, diğer maddi, manevi kültürel birikimler üzerinde söz sahibi olması hayli iştah kabartıcıdır. Avcılıkla kazandığı gücün örgütlülüğü ona egemen olma, ilk toplumsal hiyerarşiyi kurma şansını tanımaktadır. Analitik zekanın toplumsal bünyede ilk kötücül amaçla kullanımını ve sistematik hale gelmesini bu tip olgu ve olaysal gelişmelerde gözlemleyebiliriz. Kutsal ana kültünden baba kültüne geçiş kurgusal zekanın kutsallık zırhına bürünmesini de sağlar. Ataerkil sistemin bu biçimde kök bağladığı güçlü bir varsayım olarak ileri sürülebilir. Ataerkil zihniyeti olanca görkemli çıkışıyla Dicle-Fırat havzasında güçlü kanıtlarıyla tarihen de tespit edebiliyoruz.

***

Toplumsal sorunun ilk defa ciddi boyutlarda güçlü erkek adamın etrafında giderek kültleşen ataerkil topluluklarda boy gösterdiğini söylemek mümkündür. Kadın köleliğinin bu başlangıcı çocuklardan başlamak üzere erkeğin de köleliğine zemin hazırlar. Kadın ve erkek köleler ne kadar başta artık-ürün olmak üzere değer biriktirme tecrübesi kazanırsa o denli kontrol ve hakimiyet altına alınırlar. İktidar ve otorite giderek önem kazanır. Ayrıcalık bir kesim olarak güçlü adam+tecrübeli yaşlı erkek+şamanın işbirliği, karşı konulması zor bir iktidar odağı oluşturur. Bu odakta kurgusal zeka, zihni hakimiyeti için olağanüstü mitolojik bir anlatım geliştirir. Sümer toplumunda, tarihen de tanıdığımız bu mitolojik dünya tanrılaştırılan erkek etrafında yeri-göğü yaratanlığa kadar yüceltilir. Kadın tanrısallığı ve kutsallığı alabildiğine alçaltılır ve silinirken, erkek egemen, mutlak güç sahibi olarak belletilir ve muazzam bir mitolojik efsane ağıyla her şey hükmeden-hükmedilen, yaratan-yaratılan ilişkisine bürünür. Tüm topluma ezici bir biçimde özümsetilen bu mitolojik dünya, temel anlatım değeri kazanarak giderek dinselleşirler.

Devlet hiyerarşik yapıların kalıcı kurumlaşmasıdır

Artık sınır tanımayan bir kurgusal ve kurumsallaşmış zihniyet biçimiyle karşı karşıyayız. Ataerkil kökenli mitolojik zekanın ve ondan kaynaklanan zihniyet kalıplarının  tam bir meşruiyet kazandırarak başardığı ilk sömürü, baskı ve kurumsal otorite düzenidir. Çeşitli aşamalarda birçok toplulukta bu gelişmeye tanık oluyoruz. Baskı ve sömürüyü mümkün kılan zeka duygusal olamaz. Şüphesiz kurgusal zekanın duygusal zekayla iç içe çok olumlu düşünce gelenekleri ve kurumsallığını da söylemek mümkündür. Tüm zihniyet dünyasını hiyerarşik iktidarlara atfetmek doğru olmaz. Bu nedenledir ki çıplak kavgalar kadar amansız bir zihniyet kalıpları ve düşünce savaşlarını da bu süreçlerde yoğunca gözlemleyebilmekteyiz. İdeolojik savaş dediğimiz ve karşımıza dini, felsefi, etik, sanatsal birçok biçimde karşımıza çıkan olgu ve olayların kökenine böyle varabiliriz. Mitoloji ve dinlerde bolca rastladığımız çatışmalar özünde bir ekonomik ve politik mücadeledir. Kapitalist zihniyete kadar ekonomik ve siyasi iktidar savaşları hep mitolojik ve dini görüngüler örtüsü içinde kendilerini yansıtırlar. Devlet hiyerarşik yapıların kalıcı kurumlaşmasını temsil eder. İktidar yapılarının bireysel temsilinin kurumsal temsile dönüşümü tarihte uygarlık dediğimiz kentleşmeyle gelişen sınıfsal toplumla bağlantılıdır.

***

Cinselliğin endüstrileştirilmesi

Kapitalist sistem hegemonyacılığında siyasi ve askeri zorun yeri önemli olmakla birlikte, esas ayakta tutanı toplumun kültür endüstrisiyle teslim alması, hatta felçli hale getirmesidir. Nasıl hayvanat bahçesindeki hayvanlar seyirlikse (gösteri unsurları) toplumun da bir gösteri toplumuna dönüştüğü birçok filozofça tespit edilmiş ve dillendirilmektedir. Başta üç (S)’ler seks endüstrisi peşi sıra ve iç içe spor ve sanat-kültür endüstrileri geniş bir medyatik reklam kampanyasıyla yoğun ve sürekli olarak duygusal ve analitik zekayı bombalayarak tamamen işlevsizleştirerek gösteri (temaşa eden) toplumun zihniyet fethi tamamlanmıştır. Bu toplum teslim alınmaktan da daha kötü dilediği gibi sistemin sevk ve idare ettiği toplumdur. Aslında faşizmin ilk gösteri toplum deneyimi yenilmedi. Ele başları tasfiye edildi, fakat sistem soğuk savaş ve sonrasında tüm topluluklara ulus-devletle ve küresel finans şirketleriyle egemen kılındı. Kapitalizmin imparatorluk aşaması hegemonyasının zirvesi olup, her ne kadar objektif olarak kaotik ve çürüme belirtilerini yoğunca yaşasa da bu gerçekliği, sistemi toplumla çok oynayarak, yani zihni hegemonyayı içinden çıkılamaz hale getirerek telafi etmek istediğini çok iyi anlaşılmak durumdadır. Bu noktaya gelinmesinde değinildiği gibi cinselliğin (seksin) endüstrileşerek sunulması belirleyici etkenlerdendir. İnsanlar başarıyı seks gücünde arar hale sokulmuştur. Halbuki cinsellik tüm canlılarda yaşamı fark etmede ve onu sonsuzlaştırmada öğretici bir etkin işlevindedir. Tek hücreli canlılardan tutalım insan türüne kadar işlevini bu biçimde tanımlamak mümkündür. Dolayısıyla anlamlı ve hatta kutsaldır. İnsan toplulukları da tarih boyunca bu tarz bir yorumu esas almışlardır. Eğer metalaştırılmayacak bir ilişki veya ilişkiler varsa başta geleni cinsel ilişki olmak durumundadır. Çünkü o yaşamın kutsallığıyla, yüceliğiyle, sürekliliğiyle ilgilidir. Daha çok da saptırılıp diğer yaşamları tehdit etmeme sorumluluğuyla bezelidir.

Erkek egemen cinsiyetçilik dini

Cinsel istismar, sistemin en temel hegemonik araçlarındandır. Sadece metalaştırılarak dev bir endüstriye dönüştürülmemiştir. Toplumda Hint falkus tanrısallığını hem yozlaştırıp hem kırk kat geride bırakan bir erkek egemen cinsiyetçilik dini haline getirmiştir. Özellikle her erkekte bu yeni dini gösterge başta edebiyat olmak üzere sanatın baş köşesine oturtularak tam bir uyuşturucu araca dönüştürülmüştür. Kimyasal uyuşturucular bu yeni cinsellik dini karşısında solda sıfır gibi kalmıştır. Tüm toplum bireyleri medyatik reklam (sadece alelade reklam değil) kampanyaları bir cinsel sapık haline getirilmiştir. Genç, yaşlı, hatta çocuk fark etmiyor, herkes kullanılıyor. Kadın en gelişkin seks nesnesine dönüştürülmüştür. Her zerresi seks çağrıştırmazsa sanki para etmeyecekmiş gibi bir zihniyete mahkum edilmiştir. Kutsal aile ocağı bir seks dergahına dönüştürülmüştür. Kutsal ana ve tanrıçalıktan geriye ise yaramaz, bir köşeye atılan “kocakarılar” kalmıştır. Çok hazin ve acı verici bir durum. Suni döllenmeyle kadının tam bir seks aracı olma süreci zirveye tırmandırılmıştır. Tersi bir konum da sistem gereği varlığını dayanılmaz boyutlara taşımıştır. Özünde bir ataerkil toplum geleneği olan, başta erkek olmak üzere çok çocuklu olma sağlık tekniklerinin devreye sokulmasıyla alt tabaka kadınlarında çocuk doğum makinesi rolüne indirgenmiştir. Böylelikle zor olan çocuk yetiştirilmesi de yoksullara yüklenerek bir yandan genç işçi ihtiyacı gideriliyor, diğer yandan içinden çıkılmaz bir aile yozlaşması yaratılıyor. Bir taşla birkaç kuş vuruluyor.

Sonuç; altından çıkılamaz anlamsız bir nüfus, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir işsizlik ve çevre bunalımının insan yükü taşımaz bir konuma getirilmiş bulunmasıdır.