Gençleşen siyasete ihtiyaç var

- Ruken AYDIN
120 görüntüleme

Almanya’nın Hamburg Eyaleti’nde 23 Şubat’ta gerçekleştirilen seçimlerde Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti oy artışı sağlarken, CDU gibi en köklü gelenekçi partiler ise ciddi oy kaybına maruz kaldı.

Genç Kürt kadın siyasetçi Cansu Özdemir, Die Linke’nin liste başı ismi olarak seçim yarışına katıldı. Böylece Hamburg tarihinde ilk defa göçmen kökenli bir kadın ve Almanya genelinde ise ilk defa Kürdistanlı bir kadın birinci sıra adaylığında yarışmış oldu. Anketlere göre Hamburg’un en sevilen siyasetçileri arasında üçüncü sırada yer alan Cansu’yu Alman basını muhalefetin yüzü olarak tanımlıyor.

Cansu Özdemir 2011’de ilk kez Hamburg Parlamentosu’na seçildiğinde henüz 22 yaşındaydı. Türk istihbaratı tarafından takibe alındı, ölümle tehdit edildi. Alman istihbaratı ise ona karşı karalama kampanyası başlattı ve hakkında davalar açılmasına neden oldu. Tüm bu saldırılara karşı mücadele etmeyi elden bırakmayan Cansu Özdemir, Kürt kitlesi başta olmak üzere seçmenlerinin de desteği ile zorlu bir sürecin üstesinden gelmeyi başardı.

Federal hükümetin dış politikasını ikiyüzlü ve korkakça olarak tanımlayan Özdemir, Sol Parti olarak Almanya’da sosyal adaletin sesi olmaya devam edeceklerini vurguladı. Genç kuşağın sistemsel bir değişim istediğine dikkat çeken Cansu, ‘Parlamentolar gençleşmeli’ diyor.

Kadınların siyasette engellendiğini, kriminalize edildiğini anımsatan genç siyasetçi Cansu Özdemir ile seçim kampanyalarını, siyasette kadın ve gençlerin rolünü, Almanya’nın iç ve dış politikasını konuştuk.

1,3 Milyon seçmenin bulunduğu Hamburg Eyaleti’nde gerçekleştirilen seçimlerde Die Linke’nin liste başı adayıydınız? Devlet geleneğinden gelen kimi partilere nazaran kişi ve parti olarak seçimlerden başarı elde ederek çıktınız? Seçmenin bu tercihini belirleyen motivasyon neydi?

Sol Parti (Die Linke), Hamburg’taki en iyi sonucunu elde etti. Partimiz, özellikle yeni seçmenlerin tercihi ve SPD’den kaydırılan oylarla yaklaşık 70.000 oy alarak yüzde 0,6’lık bir artışla yüzde 9,1’e ulaştı. Oylarını daha çok göçmen, işçi ve merkez sakinlerinden alan Sol Parti, 12 yıllık Parlamento çalışmalarının ardından Hamburg’da kurulu olan devlet politikasında temel bir güç konumunda.

Fikirlerinin fizibilitesi ve finansal fizibilitesi hakkında hala çekinceler yaşamakla beraber Sol Parti, kendini Hamburg’da sosyal politik aktör olarak tanımlıyor. Hamburg halkının yarısı Sol Parti’nin sosyal eşitlik için mücadele eden en güçlü parti olduğu düşüncesinde olmakla birlikte, kentteki sosyal farklılıkların karşısında Partimizin eşitlikçi fikirlerinin öneminin de farkında. Hamburg tarihinde ilk defa göçmen kökenli bir kadın ve Almanya genelinde ilk defa Kürdistanlı bir kadın birinci sıra adaylığını üstlenerek belediye başkan adayları ile yarıştı. Rojava devrimiyle dayanışma içinde olan Alman toplumunun da önemli bir kesimi bana oy vererek dayanışmasını ifade etti. Bu Kürdistan kadın mücadelesinin etkisidir.

Sosyal adaletin sesi olmaya devam edeceğiz

Seçim kampanyanızı hangi vaatler veya projeler üzerinden yürüttünüz?

Hamburg sakinleri için en önemli konu artan kiralardır. Bu nedenle, Berlin’de olduğu gibi kiralık bir teminat talep ediyoruz (‘Kira üst sınır yasası’). Bu, kiraların önümüzdeki beş yıl içinde artmaması anlamına geliyor. Buna ek olarak, Hamburg sakinlerinin neredeyse yarısı sosyal yardımlı bir daireye bağımlıdır. Hükümet çok paha biçilmez konut inşa etmeyi bırakmalı. Yeni binanın%50’si sosyal konut olmalıdır. Hamburg halkı için önemli bir konu, artan kiralar.

Sağlık da bir lüks haline geldi. Hasta ve hastaneye gidenler bilir; sağlık hizmeti derhal iyileştirilmeli. Akut vakalarda dahi, insanlar saatlerce bekleyebiliyor ve çoğu zaman ağrı kesici verilip geri gönderiliyorlar. Personel eksikliği, personele daha fazla stres oluyor ve hastalar için de bir tehlike teşkil ediyor. Kentin yoksul bölgelerinde bu durum daha da ağır. Bu nedenle, kentin her bölgesindeki sağlık merkezlerinde hastalara uzun bekleme süreleri olmadan gereken tıbbi hizmetin verilmesini talep ediyoruz.

Yine, herkesin yaşayabileceği bir iklim değişikliği istiyoruz. Kişisel araçların yoğunca kullanılmaması için, uzun vadede insanların toplu taşıma araçlarının genişletilmesi ve ücretsiz olması gerekiyor. Bu, hem cüzdanı hem de iklimi koruyacaktır. Kentteki yoksulluğu yok etmek

için yoksullukla mücadelede kapsamlı bir stratejiye ihtiyacımız var. Ülke vatandaşlarının tüm hakları temin edilmeli ve onlardan menfaat/çıkar elde edilmemeli. Barınma ve iyi bir sağlık hizmeti hakkı ve onurlu bir yaşama hakkı güvence altına alınmalıdır.

Hamburg’un diğer başat sorunlarından biri de; Hamburg limanında her yıl, binden fazla bomba, tüfek ve diğer savaş ekipmanlarıyla dolu konteyner gemisine karayolu trafiği için yükleme işlemi gerçekleştirilmekte. Aileleri savaş bölgelerinde yaşayan Hamburg vatandaşları bundan endişe duyuyor. Dolayısıyla Hamburg limanının silah ihracatı için kapatılması, başlıca taleplerimiz arasında.

Parlamento fraksiyonları/partileri zenginleri daha zengin etmek isterken, bizler toplumsal adalet için mücadele ediyoruz. Çocuk ve yaşlıların yoksulluğunu sürekli görmezden geliyorlar. Asgari ücretin 14 euroya çıkartılmasını ve Sosyal Yardım (Hartz-4) yaptırımlarının ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

Bizler yıllardır bu sorunları ortadan kaldırmak ve düzeltmelere gitmek için savaşıyoruz ve bunun için Parlamento’da sosyal adaletin sesi olmaya devam edeceğiz. Kişi olarak da bugüne kadar birçok insanın duygu ve düşüncelerinin sesi olduğumu düşünüyorum. Kürdistanlılar’dan tutun da diğer birçok etnik kimliklerden toplumsal kesimlerin beni tercih etmelerinin sebebi bu kanımca.

Yakın tarihte Türkiye’deki AKP iktidarının çabaları ve hedef gösterilmesi sonucu şahsınızı kriminalize edici kampanyalar yürütüldü. Yine kimi gündemlerden dolayı hakkınızda davalar açıldı. Bunun seçime yansıması oldu mu?

Milletvekili seçildikten iki gün sonra Alman istihbaratı bana karşı karalama kampanyası başlattı. Milletvekili olmadan önce bir dönem Yeni Özgür Politika’da muhabir olarak ve yine Hamburg’taki Kürt Kadın Meclisi’nin eş sözcüsü olarak çalıştım. Kadın Konseyi ile “namus cinayetleri”, “zorla evlendirilme”ler ve “başlık parası”na karşı kampanyalar düzenledik. Aynı zamanda, Türkiye’de insan hakları ve savaş ihlallerine karşı kimi eylemlerin organizesinde yer aldım.

Anayasayı Koruma Dairesi’nin beni tehlikeli bir insan olarak sunması ve hedef haline getirmesi, beni gözetim altına almak/izlemek için yeterli bir nedendi. Hemen ardından Türk faşistleri tarafından ölümle tehdit edildim. Tam o sıralarda Anayasayı Koruma Dairesi, artık beni izlemeyeceklerini ve verilerimi sildiklerini bildirdi. Tabii bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Söz konusu kurum, her durumda görmezden gelmeyi seçiyor ve tehlikenin olmadığı yerlere öncelik vermeyi tercih ediyor, çünkü diktatör Erdoğan’ın isteği bu yönde. Klasik bir milletvekili hayatım hiç olmadı. Bir yandan Türk faşistlerinin ölüm tehditleri, MİT’in çevremdeki faaliyetleri, öte yandan Alman hükümetinin bana uyguladığı baskılar var. Düşünün; Alman Parlamentosu’nun seçilmiş bir üyesiyim, iki MİT ajanının gözetimi altında kaldım ve bilgilerim Türk devletine sızdırılıyor, babamı işyerinde, beni de ofisimde ziyaret ediyorlar. Ama ne bunlar ne de şahsıma dönük iki defa açılan soruşturmalar beni susturamadı. Kimliğimin ve inandığım doğruların arkasındayım.

Öte yandan “PKK Yasağı”nın kaldırılmasını isteyen ve Alman hükümeti ile Erdoğan’ın silah kardeşliğini eleştiren bir partiyiz. Bu da hoşlarına gitmiyor. Federal hükümetin ekonomik ve jeostratejik çıkarları, AKP’nin skandallarıyla ayaklanan toplumun baskısıyla tehdit altına giriyor.

Birçok kez beni sindirmeye çalıştılar. İki kez savcılığın isteği doğrultusunda hakkımda dava açıldı. Sosyal medya platformu Twitter üzerinden yaptığım paylaşımlarda YPG ve PKK bayrağı göründüğü gerekçesiyle yargılandım. İtiraz dilekçemi verdim. Hukuki tüm haklarımı kullanacağım ve bu davanın peşini bırakmayacağım. Çünkü bu davalar sadece Cansu Özdemir’e açılmamıştır, şahsımda fikirlerini, duygularını, isteklerini temsil ettiğim herkese açılmıştır.

Parlamentolar gençleşmeli

Bir önceki dönem Eyalet Parlamentosu’nun en genç kadın üyesiydiniz. Siyasete yeni atılmış bir genç olarak merkezi devlet politikasının üzerinde şekillendiği kodlamalara dair neler söyleyebilirsiniz? Yine Kadın siyasetçilerin Eyalet ve Federal Meclis aritmetiğindeki temsiliyet oranını yeterli görüyor musunuz?

Hamburg Parlamentosu’nda kadın vekil oranı %46. İstatistiklere göre genel Parlamentolarda ağırlıklı orta yaş üstü erkekler yer alıyor.

Dünya çapında sürdürülen “Fridays for Future” adlı iklim hareketinin eylemlerinden de anlaşıldığı üzere gençler bir değişim istiyor ve yeni bir sistem için mücadeleye öncülük ediyor. Parlamentolar gençleşmeli, çeşitliliği artmalı ve ağırlıklı kadın parlamenterlerin olduğu bir yer olmalı. Almanya, bir kadın tarafından yönetilmesine rağmen, siyaset içindeki gençler, özellikle genç kadınlar ve göçmenler üç kat daha fazla çalışmak zorunda. Üç çocuğu olan bir anne için, Hamburg Parlamentosu’nda çalışmak neredeyse imkansız. Çünkü Parlamento oturumları geç saatlere kadar sürebiliyor ve farklı bir çocuk bakımı imkanı da yok; hatta bazı Parlamentolara çocukların girmesi yasak. Bu şekilde kadınlar aslında kriminalize ediliyor ve siyasette bir rol oynamaları engelleniyor. Daha da ilginç bir örnek; Avrupa Parlamentolar Arası Birlik (PAB) ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından yapılan ortak araştırma, Avrupa Parlamentoları’nda kadın milletvekilleri ve kadın görevlilere yönelik cinsel taciz vakalarının oranının oldukça yüksek olduğunu ortaya koydu. 45 ülkede 81 kadın milletvekili ile 42 kadın çalışanla yapılan araştırma, cinsel taciz ve şiddet ile ilgili çarpıcı sonuçları ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, kadın parlamenterlerin yüzde 85’i psikolojik şiddetten mağduriyet çekiyor. Özellikle 40 yaş altı kadın parlamenterler bu baskıyı daha fazla hissediyor. Bunlar ataerkil zihniyeti sonucu olarak yaşanan çok ciddi sorunlar.

Sağ terörizm görmezden gelindi, “Sol” odak noktası oldu

 Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi yükselen sağ popülist/ırkçı eğilimler Almanya’da da başlıca sorunlar arasında. Bunun en son ve somut örneğini geçtiğimiz Şubat ayında Hanau’da gerçekleşen ırkçı saldırıda gördük. Merkezi hükümetin veya partinizin buna karşı önleyici girişimleri var mı?

Hanau katliamı bizi derinden sarstı. Almanya’daki aşırı sağcı yapıların yıllarca hafife alındığı bir kez daha kanıtlandı. Hayatını kaybedenlerden Ferhat Ünvar’in babası, “Oğlum boş yere ölmüş olmamalı” dedi. Ve haklı. Ferhat ve diğer kurbanların yakınları, Almanya’daki faşistlere karşı daha tutarlı bir tavır ve katliama ilişkin gerekli tüm açıklılığı hak ediyor. Sağ terörist yapıların yok edilmesinin zamanı geldi. Almanya’da meydana gelen ırkçı cinayetlerin yıllarca dikkate alınmaması, neo nazi yapıların güçlenmesine ve bu cinayetlerin sürdürülmesine yol açtı. Güvenlik makamları, güvenliğin içerisinde nazi hücrelerinin bulunmasının karşısında duyarsız kalmamalı. NSU (aşırı sağcı ve ırkçı görüşe sahip neonazi grubu) dosyalarına 120 yıl boyunca gizlilik kararı getirildi- neden? Devlet neyi saklıyor? Bu yeni dönemde, NSU soruşturmasını yakından takip edecek bir komitenin kurulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. NSU cinayetlerinin meydana geldiği ancak bir soruşturma komitesinin olmadığı tek eyalet Hamburg’tur. Sağ terörizm görmezden gelinirken, Sol bir tehlike olarak hep odak noktası oldu. Bu dehşet ve tehlikeli durum derhal sonlandırılmalı. Bizim bu konudaki duruşumuz baştan beri nettir; Örneğin AfD (Almanya için Alternatif) ile Parlamento içinde veya dışında ortaklaşmamız, yan yana gelmemiz söz konusu olamaz. Başından beri mesafemizi koyduk. AfD’nin seçim yoluyla gelmiş olması, demokratik değerleri taşıdığı anlamına gelmez. Diğer partilerden de faşist ve sağcı partiye karşı mesafelerini daha net belirlemelerini istedik. Ancak bizimle hemfikir olmamış olmalılar ki, Thüringen’de FDP ve CDU faşistlerle faaliyet yürütebileceklerini düşündüler. Bu da onları büyük kayba uğrattı.

Federal hükümetin politikası ikiyüzlü ve korkakça

 Belçika gibi kimi ülkeler Kürt Özgürlük Hareketi’ni “Terörist” tanımından çıkartırken Almanya ise Kürtler’in, anayasanın tanıdığı haklar çerçevesinde yürüttüğü en küçük çalışmaları bile kriminalize etmekte. Halen kurum, ev ve dernek baskınları devam etmekte, Kürt sembolleri yasaklanmakta ve Kürt siyasetçileri cezalandırılmakta. Bu yasakçı ve terörize eden politikaya dair neler söylemek mümkün?

Şahsıma dönük açılan davaların duruşmaları esnasında mahkemede konuya dair ayrıntılı bir savunma yaptım. Federal hükümet bir diktatöre mahal veriyor ve Kürt aktivistleri kriminalize ediyor. Mir Multimedia ve Mezopotamya Yayınevi kapatıldığı esnada binlerce kitap, CD ve belgelere el konuldu. Federal İçişleri Bakanlığı, Ortadoğu’nun en kadim ve önemli bayramı olan Newroz’un bile yasaklanması taraftarı. Federal hükümetin bu yaklaşımı, bana Türk devletinin Kürt diline ve kültürüne yönelik politikalarını anımsatıyor. Federal hükümetin Türk devletine yönelik politikası ikiyüzlü ve korkakça.

Bir siyasetçi olarak, dış politikanın her zaman çıkarlar doğrultusunda olduğunun farkındayım, ancak, şu anda federal hükümet, ahlak ve değerleri yok saymış vaziyette; yapmış olduğu açıklamalarda bu net görülmekte ve bu, Alman dış politikası için bir utanç kanyağı. İç politika açısından da; Almanya’da yaşayanların temel haklarına ciddi bir kısıtlama uygulanmakta. Gazetecileri, milletvekillerini, belediye başkanlarını ve diğer muhalifleri tutuklayan, onlara zulmeden, hatta onları ölümle tehdit eden diktatör Erdoğan’ı destekleyen, islamcı terör ortağının da güçlenmesine sebep olmuş oluyor. Böylesi bir diktatörlüğü destekleyen, çok sayıda insanın hayatına mal olacak ikiyüzlü bir politika izlemiş oluyor. Hükümet olarak böyle bir diktatörün yanında duran; demokrasiye, barışa ve kadın özgürlüğü mücadelesine karşıttır ve radikal İslamcı örgütlere karşı mücadeleyi de zayıflatmış olur. Böyle bir diktatörü destekleyen, tehcire yol açmış olur.

Yine bir önceki soruyla ilintili olarak; Kürdistanlılar Merkel Hükümeti’nin soykırımcı Erdoğan Hükümeti ile işbirliği ve ittifakından rahatsız. Merkel’in Kuzeydoğu Suriye’de insanlık suçları işlenen ve işgal edilen birçok bölgesini ‘Güvenli Bölge’ olarak tanımlaması büyük tepkilere neden oldu. Bu işbirliğinin altında yatan temel çıkarlar neler? Askeri ve politik olarak verilen destek Alman devletini de suç ortağı yapmaz mı?

Askeri ve politik olarak verilen destek Alman devletini de suç ortağı yapıyor. Almanya ve Türkiye arasındaki ilişki her zaman jeostratejik ve maddi çıkarlara dayalıydı. Almanya’nın bu yaklaşımı beni şaşırtmıyor. Almanya da diğer birçok kapitalist ülke gibi Ortadoğu ve birçok farklı coğrafyada hegemonya oluşturma çabasında. Bundan dolayı özellikle de Kürtler’in güçlenmesine karşı her zaman Türk devlet politikasını desteklemiştir.

‘Gençlerden oluşan bir ağım var’

Die Linke bir önceki dönemde meclis’te önemli proje ve çalışmalara imza attı. Önümüzdeki süreçte önceleyeceğiniz konular neler?  

İlk olarak milletvekili seçildiğimde 22 yaşındaydım. Öncelikli hedefim göçmen kökenli gençleri siyasete teşvik ve motive etmekti. Genç bir Kürt kadını olarak bunu başardığıma inanıyorum. İkinci hedefim ise; çalışmalarımla evrensel feminizmin güçlenmesine katkı sağlamaktı. Geride bıraktığımız yıllarda politik çalışmalarıma çok sayıda genci, özellikle de öğrencileri dahil ettim. Birçoğu benim yanımda staj yaptı. Hala birçok genç siyasete giriş yapmak için veya üniversitedeki akademik çalışmalarında onlara destek sunmam için talepte bulunuyor. Ben de severek yardımcı oluyorum. Yılda iki kez Berlin’de bulunan Federal Meclis’e 50 genç ile beraber siyasi geziler düzenledim. Bazen aileleriyle sorun yaşayan ve destek veya tavsiye isteyen genç kadınlar da ziyaretime gelir. Bu bana güvendiklerinin ve bir çözüm gücü olarak gördüklerinin ifadesidir, bu açıdan çok önemsiyorum. Artık gençlerden oluşan bir ağım var ve onlardan çok şey öğreniyorum. Beni kendi dünyalarına alıyorlar ve bu benim için büyük bir zenginlik. Ben her zaman farklı düşünceleri birleştirmeye çalıştım.

Öte yandan Rojava kadın devrimi ile Kürt kadınları öncülüğünde gelişen kadın bilimi Jineoloji’yi tanıtmak ve diğer feminist düşüncelerle birleştirmek de önemli hedeflerim arasında olmuştur. Bunun için Parlamento’da çeşitli etkinlikler düzenledim. Bundan sonra da bu çalışmalarımı sürdürmek istiyorum.