Gençlik ve zehirli bir öğrenmişlik

- Süreyya ALTAN
225 görüntüleme

2Toplumsal cinsiyet rolleri taa küçük yaşlardan itibaren bireylere aşılanan zehirli bir zihniyettir. Küçük çocuklara nasıl “erkek” olunması gerektiği, nasıl “hanımefendi” edasıyla davranması gerektiği kodlanır. Oyunlar belirlenir, renkler seçilir, kelimeler ayrıştırılır. Birinin bir diğerini “eksik etek” olarak görmesi, birinin bir diğerine erkek olduğu için sonsuz hizmet etmesi ve sadık kalması gerektiği sıkı sıkıya tembihlenir. Bu zehirli öğrenmişlikle bir neslin zihinsel dünyasına haksızlık, şiddet, ayrımcılık, küçümseme, aşağılama yerleştirilir. Gençlik yıllarına doğru artık “er kişinin” de “hatun kişinin” de rolleri iyice belirginleşir. Toplumun al aşağı edilmesi böyle başlar.

5000 yıllık hikayenin her doğum ile kendisini yeniden tekrarlamasıdır bu. Çağlar evrilse de, dönemler değişse de bu cinsiyetçi rollerin belirlediği zihniyet kendisini yaşatmaya ve daha fazla kök salmaya devam etmiştir. Özellikle kapitalist sistemde inceltilmiş biçimiyle topluma daha fazla içerilmiştir.

Bilindiği gibi uygarlık cinsel kırılmaların kadın aleyhinde gerçekleştirilmesinin bir ürünüdür. Bu cinsiyetçi yaklaşım kapitalizmde zirveye çıkarılmıştır. Erkek daha fazla özne konumuna gelirken, kadın nesneleştirilmiş ve en ucuz metaya dönüştürülmüştür. Yazımızın ana konusuna yani “gençlik ve cinsiyetçilik” ilişkisine dönecek olursak; ataerkil sistemler erkekliğin devamlılığı için en fazla gençliğe yönelmiştir. Çünkü toplumun hamuru onlardır. Nasıl yoğurursan, öyle bir toplum yaratırsın. Sistem bu gerçeği çok iyi bildiği için önce gençliğe el atar, kendi zihniyetine göre şekil verir ve üzerinden kendisini yaşatacağı toplum düşünü gerçekleştirir. Genç nesil bu açıdan kapitalizmin özel olarak odaklandığı bir kesimdir. Düşünmemesi, sorgulamaması, iyiye, güzele ve doğru olana doğru koşmaması için bütün araçlarını devreye koyar. Süslü dünyasını ona sunar, cinselliği şahlandırır. Tarihin hiçbir döneminde cinsellik kapitalist dönemde olduğu kadar sektör haline getirilip satışa çıkarılmamıştır. Gençliğin dinamizmi, akışkanlığı cinsellikle köreltilmiştir. Deyim yerindeyse duygular güdüleştirilmiştir. Oluşturulan bu güdü cinselliğin hizmetine konulmuştur. Kuşkusuz cinselliğin seks pazarına dönüştürülüp kullanılmasında, insan aklı ve duyguları üzerinde yaratılmış olan tahribatlar bir neden olmaktadır. Kapitalist sistemde akıl çıkarcı ve bencildir. Sadece kendisini düşünür. “Benden sonrası tufan” diyen akıl kapitalist akıldır. Bu akılda yüce duygulara yer olmaz. Duygular yerine tahrik edilmiş güdüler vardır. Bundandır ki eskinin destanlara konu olan aşkları, sevgileri bu sistemde yaşanmaz. İnsandaki cinselliğin iki cins arasında yaşanması muhtemel sevgi ve aşk ile terbiye edilmesi olanağı kalmayınca, ortam çığırından çıkarılmış ve hayvani düzeye indirgenmiş kontrolsüz güdülere kalmıştır. Bu duruma getirilmiş bir gençliğin kendi sorunlarını düşünmesi, kendi iradesiyle çözüme yönelmesi asla beklenemez. Böyle bir gençlik güdülen bir gençlik olarak hâkim sistemin kullanma metasına dönüştürülmüştür. Arayışçı, merak eden, sorgulayan, düşünen bir gençlik karakteri bu biçimiyle örgütsüz ve eylemsiz kılınmıştır, sağlıklı düşünemez hale getirilmiştir. Hayalleri demir kafese alınmış ve bu kafes içerisine ufku, düşünceyi daraltan simgeler yerleştirilmiştir.

“Düşünme, tribünlere koş”

3Kapitalist sistemin, gençliği en kolay kullandığı ve dizginlediği alandır spor. Kapitalist sistemde spor adeta altın yumurtlayan sahipsiz tavuk gibidir. Bu alanda kazanmak, yenmek, alkış almak ve kâr etmek temel gaye haline getirilmiştir. Bu nedenledir ki spor günümüzde bir sosyalleşme ya da bedenen güçlenme aracı değil, toplumsallığı ve bireyselliği tükenişe götüren seyirlik bir oyuna, yani ideolojiden kopartılmış, içi boş kişiliklerin tatmin alanına dönüştürülmüştür. Bu yönüyle spor esas olarak kitleleri, özelde ise gençliği kontrol etme ve baştan çıkarma aracıdır.

Spor, gençliğin kendi yaşam sorunlarını düşünüp tartışmaya, çözüm bulmaya başlayacağı vakitleri dolduran, gündem saptıran bir alan haline getirilmiştir. Bu amaçla spor müsabakaları gençliğin ve toplumun zamanını kontrol altında tutmak için ayarlanır vaziyettedir. Genç neslin toplumsal sorunlara kafa yormaması, bu sorunlara eğilmemesi, bu sorunlar hakkında düşünmemesi ve tartışmaması için elden gelen her şey yapılır. Hiçbir şey bizim düşündüğümüz kadar tesadüfi ve masum değildir. Her şey boş zihinler elde etmeye göre kurgulanmıştır. Yayın akışları, saatleri, mekanları toplumu dizginlemeye göre programlanmıştır. Dikkat ettiyseniz, tribünler erkek alanlarına dönüşmüştür. Özellikle cinsiyetçi damarları daha belirgin olan toplumlarda seyirciler tam bir erkek güruhuna dönüşür. Kadınlara yönelik aşağılamanın, hakaretin, şiddetin en fazla körüklendiği yerdir tribünler. Burada tam bir maço dalgalanmasına hep birlikte tanık oluruz. Erkeklik bin yıllardır canını acıttığı toplumsal değerlere burada tek ağız küfür eder. Erkekliğin temel mayası olan faşizm burada doruk noktasına ulaşır. Farklı olan kötüdür, başka kültürden olan aşağıdır, kadın zaten bütün hakaretlerin merkez noktasıdır. Tecavüz söylemleri burada hep birlikte dile getirilir, yenilen taraf “tecavüze uğrayan” taraftır. “Irz”ına geçilmiştir. Gol atmak keza öyledir. Dolayısıyla bu alanlara yönlendirilen gençlik böylesi bir atmosferde “en sert erkek, adamın dibi” haline getirilir. Toplumun zehirlenmesi derken, vurgulanmak istenen noktalardan biri de budur. Mevcut spor alanları bu zehirlenmenin gerçekleştiği ana mekanlardandır.

Tarihsel kapitalizm, toplumu kontrol altında tutmak ve beslendiği erkekliği her daim canlı tutmak için akla hayale gelmeyen hesaplar yapar. “O kadar da değildir” demeyelim, tam da öyledir. Renkleri, zevkleri, arayışları, tutkuları, hayalleri kendi varlığına göre şekillendirir. Ve de bunları öyle ince yapar ki fark etmeyiz bile. Düşüncesi alınmış, sadece bir bedenden ibaret bir yaşamdır bize sunulan. Teslim mi olalım, biat mı edelim? Tabii ki hayır, itirazlarımız ve karşı koyuşlarımız mutlaka olmalı, özellikle de gençlerin olmalı. Ama bu itiraz için evvela düşünce gücüne, sorgulayan bir zihne ve öfkeye ihtiyacımız var. Biz gençlere karşı kurulan tuzakları fark etmemiz için daha güçlü bir toplumsallığa ve maneviyata gereksinim var. Tarihe dönüp baktığımızda bütün karşı koyuşların ve devrimlerin genç bireylerin bilgi, birikim, cesaretleri ile kıvılcım aldığı hakikatini görebiliriz. Bu hakikati yol bilirsek sistemin hileli rüzgarından sakınmak daha kolay olacaktır. Unutmayalım, gençlik ruhu isyan ruhudur. İsyan etmek için ise çook gerekçemiz var.