Girê Keçikan’dan Hasankeyf’e

- Zerya GÜL
390 görüntüleme

Kadın düşmanı politikaların doğa ve tarihten intikam alma biçimi, nüans farkı olmakla birlikte bütün devletlerde aynı izi sürüyor. Nerede kadın ve toplum, kadın ve üretim, kadın ve tarih, kadın ve yaşam, doğa bağını kuran bir iz varsa, bu izi silmeyi varlık biçimine dönüştürmüş, egemen erkek aklıyla katliamıyla karşı karşıyayız.

Doğu Kürdistan’da bulunan ve İran’ın en büyük göllerinden biri olan Urmiye’yi kurumakla yüzyüze bırakan, Dersim’de bir ayı geçen orman yangınlarıyla tüm canlı yaşamını silip süpürmek isteyen aynı zihniyet. Yine Hasankeyf’te kadın aklı ve sezgiselliğiyle varlığını korumanın en zengin örneklerinden birini oluşturan binlerce yıllık bilincimizi sular altına gömmek isteyen zihniyetle, Fırat nehri kenarlarının her adımının kadın aklı, bilinci, duyarlılığı ve yaşam aşkıyla örüldüğü neolitik köyleri Tabqa, Tişrîn barajlarının altında bırakan zihniyet aynı zihniyet.

Barajlara kurban edilen tarih 

Kürt kadını ve Kuzey Suriye kadınlarına ilişkin yürüttüğümüz sosyolojik araştırmalarda, Rojava’da gerçekleşen ikinci kadın devriminin tarihsel temellerini, yine jineolojinin temel dayanağı olan doğal toplum ve neolitik kadın kültürünü irdelerken, Tişrîn ve Tabqa barajının altında büyük bir neolitik köy ve kent olduğunu yeniden gördük. Fırat kenarlarında binlerce yıllık yaşam yerleri, köyleri kuran kadınların izleri hala canlı. Tişrîn barajının suları altında kalan Girê Keçikan (Kadınlar Tepesi), bu bölgeye yerleştirilmiş Araplar tarafından Til el Bened olarak biliniyor. Su altında kalan tepe, etrafında örülü surlar ve yanyana dizili, birbirini tamamlayan onlarca tepecikle birlikte var. Bu tepelerden hemen Girê Keçikan’ın kıyısından yükselen Bezi’de en yüzeyde yapılan kazılardan çıkan tarihi eserlere bakıldığında, tüm tepenin incelenmesiyle veya sular altında bırakılan tarihin neleri anlattığı konusunda önemli sonuçlara ulaşmak mümkün.

Amerikalı, Kanadalı arkeologlar daha önce buralarda kazılar yapmış, neolitik anaların, ana-tanrıçaların minik heykellerini, yaptıkları sanat eserlerini, yaşam malzemelerini, bilgilerini Halep’te müzeye taşımışlar. Esas ve önemli bir kısmının, bütün Mezopotamya ve Kürdistan kazılarında olduğu gibi, hırsız Enki’ler tarafından, Batı merkezlerine taşındığını tahmin etmek için müneccim olmak gerekmiyor. Yine çok önemli kadın yaşam bilgilerinin saklı olduğu, toplu eserlere ulaşma imkanı olmasına rağmen, Suriye Devleti arkeologları engelleyerek, baraj sularını kadının bilimi, tarihi, yaşamı ve hafızasının üzerine salmış. Kadına dair tarih bilinmemeli, insanlığa yaşam enerjisi, morali, gücü veren tarihsel hafıza silinmeli, sular ve karanlıklar altında bırakılmalı! Binlerce yıllık erkek egemen aklın ve devletli zihniyetin özeti bu. Halkları ve kadınları hatırlatan ne varsa, üstü örtülmeli, kapatılmalı ve bir daha ortaya çıkmamalı.

Girê Keçikan’da kadın eli

Girê Keçikan’ın yedi yüz elli kadın tarafından yapıldığı, etrafının surlarla örülü bir yaşam yeri olduğunu yaşlı bir Arap amcadan dinliyor, birlikte adım adım dolaşıyor ve tarihin izini sürüyoruz. Uzun dönem burada kazı yapanlarla çalışmış olan bu amca, hala Batılılardan arta kalan kırık çömlek parçalarını, başı kopuk, gövdesinin bir kısmı sağlam kalan ana-tanrıça heykellerini saklıyor. Küçük hayvan heykelcikleriyle, yaşamın sürdürülmesine katkı sunan ne keşfedilmişse, nakış nakış işlenen sanat eserlerinin parçalarını bir yerlere gizlemiş, gözü gibi koruyor. Korumak isteyenleri dört gözle bekleyen bir hassasiyetle, kadının, tarihin ve toplumların başına neler getirildiğini bilemeyen, ama bu zenginliğin kendisine kattığı moral ve heyecanla yaşamaya devam ediyor. Sular altında kalan, esas yaşam alanını anlatırken, hüzünlü bir bilgeliğin dile gelişini canlandırıyor.

Her bir tepenin ayrı bir ismi var. En yüksek olanın tepesine çıktığımızda, taşlardan, kerpiçten örülü oldukça yüzeyde ve kazılmış olan bir bölgeyle karşılaşıyoruz. Birkaç kat olduğu yüksekliğinden ve eteklerinde çöken kimi odacıklardan anlaşılan bu köy, muhteşem. Fırat’a sıfır bu köyün uzantısı sular altında ve zaman zaman suyun kenara vurduğu tarihi eserlerle, çömlek parçalarıyla kendini hatırlatan Girê Keçikan. Tıpkı Necm  -yıldız anlamına geliyor- kalesinin eteklerinde Fırat’ın kenarına oturulduğunda veya kısa bir yolculuk yapıldığında bulunan çömlek veya neolitik taş parçalarının kendini hatırlatması, suları aşarak karaya ulaşması gibi.

Tarihi bilmek kendini bilmektir

Kadınlar köyler yaptılar, yanıbaşına tarımsal ürünleri keşfederek ektiler, bahçeler yaptılar. Hayvanları evcilleştirdiler, otları tanıdılar, şifacı kadınlar olarak, hastalıkları bu otlarla iyileştirdiler, ilk doktorluk bilgisini biriktirmeye başladılar. Sirin köylerinde ve şehir merkezinde konuştuğumuz şifacı kadınlar, bu binlerce yıllık bilginin canlı bilgeleri olarak, bu bilgileri derin bir mütevazılıkla bizimle paylaşıyorlar. Bütün tarihi mekanların etrafında mutlaka bir tutam ya da bir tarla gibi her yıl yeşeren binlerce yılın hafızasını koruyan hermil bitkisinin birçok derde deva olduğunu anlattılar. Tüm neolitik yerlerin işareti gibi kadın bilgisinin gizini saklayan hermil bitkisi ve bu bitkiden yapılan üzerlik, şimdi Dirbesiyê’de inşa edilen kadın köyü Jinwar’ın sembolü ve yaşayan canlı tarihin bilgesi. Hermilden yapılan üzerlik tüm evleri süslemekte, kötülükten korumakta, kadın bilgisini, yaşam gücünü, enerjisini canlı tutmanın sihirli formülünü saklar gibi durmakta. Kürdistan’ın birçok yerinde en çok bulunan ortak sembollerden biri Şahmaran ve onu takip eden hermilden örülen üzerliktir. Doğal, üretime, paylaşıma, morale ve ahlaki değerlere bağlı ana toplumsallığının yaşayan izleri.

Su kenarlarında, dağ başlarında yaşam ve kadının yarattığı toplumsal değerleri korumanın, hakikate ulaşmanın, özgür yaşamı adım adım örmenin mücadelesi hiç bitmedi, bitmeyecek. Tarihin şimdi olduğunu söyleyen bilgelik, şimdinin sorumluluklarını üstlenen bilinç ve eylemle özgür yaşam alanlarını örmeye devam ediyor. Kadın devriminin, tarihsel köklerinin yaşayan bilgeliğini keşfetmek, yaşama ve varlığımıza anlam katmak, anlamlı yaşamın dayanağına dönüştürmek, nerede olursak olalım biz kadınların elinde.

Tüm kadınlar jineolojik bakışla, bu direnişin bilimsel temellerini örmenin, yaşam gücüne dönüştürmenin ve korumanın keşfine koyularak, varlığına özgürlük anlamı katma heyecanıyla kendimize, tarihimize ve gerçekliğimize dönmeliyiz. Erkek aklını, yıkımını, tüm uygarlık aşamalarında kadının varlığına ve bilincine yönelen intikam biçimlerini, yok etme politikalarını boşa çıkarmanın, kendimizi yeniden yaratmanın ve toplumu yaşatmanın eylemi içinde etik ve estetik yaşam gücü kazanmalıyız. Yakılan doğamıza, sular altında bırakılan tarihimize, karanlığa gömülmek istenen bilincimize ve bedenimize sahip çıkmalıyız. Devletli sisteme ve erkek aklının yıkımına karşı ancak böyle ayakta kalabilir, özgür yaşam alanları yaratabiliriz. Kendini bilmenin tarihi bilmek, tarihi bilmenin kendini bilmek olduğu bilinciyle özbenliğimize kavuşabilir, koruyabiliriz.