Hakikat savaşçıları: Plaza de Mayo Anneleri ve Nineleri

- Dilan BOZGAN
32 görüntüleme

Buenos Aires’in neredeyse bütün metro hatları Plaza de Mayo’ya yani Mayıs Meydanı’na çıkar. Avenida de Mayo’dan Plaza de Mayo’ya baktığınızda; solunuzda Catedral, sağınızda AFIP (Federal Kamu Gelirleri İdaresi), tam karşınızda Casa Rosada (Pembe Saray/Başkanlık Sarayı), hemen yanı başınızda ise artık bir müzeye dönüşmüş olan Cabildo (sömürge rejiminin idare merkezi) kalır. Arjantin devletini devlet yapan tüm yapı taşları toplanmıştır Meydanın etrafına. Bu yüzden bütün yollar Plaza de Mayo’ya çıkar. Bu isim, Arjantin’in sömürgecilikten kurtulduğu gün olan 25 Mayıs’a, Mayıs Devrimine atfen verilmiştir. Bu devrimle sömürge yönetiminin yerini Arjantin’in ilk cuntası alır. Plaza de Mayo’yu dünyaya duyuran, tüm haklı hak mücadelelerinin evrensel meydanı yapan; ne Mayıs Devrimi ne de Arjantin ulusal kurtuluşudur. Onu halkların mücadele meydanına dönüştüren “Anneler”dir, kayıpların anneleri.

Cesur kadınların hafıza savaşı

Meydanı, Arjantin’in tüm mücadelelerinin merkezi yapan, Plaza de Mayo Annelerinin “24 Mart 1976, askeri, iktisadi, eklesiyastik” cuntacı darbesine karşı yılmak bilmeyen mücadelesidir. Korku ve terör rejimine aldırmadan her perşembe saat 15’te bu meydanda toplanıp, onları çevreleyen tüm güçlere karşı verdikleri savaştır. “Hakikatin savaşı”; çocuklarını tarihten silmeye, mücadelelerini tarihin karanlık dehlizlerine atmaya çalışanlara karşı verdikleri savaş. Cuntacı başkan Jorge Rafeal Videla televizyondan “meçhul, kimliği yok, burada yok, ne ölü, ne hayatta, KAYIP” dediğinde ne pahasına olursa olsun çocuklarını arayacaklarına yemin eden bu cesur kadınların hafıza savaşı… Cumartesi Anneleri ile Barış Annelerini sizlere anlatmama gerek yok. Hepsi bir ağızdan konuşurlar. Anlatmak istedikleri hikayeleri ve duyulmasını istedikleri çığlıkları hiç tükenmez. Beklentileri; anlaşılmak ve kimilerinin bilmemezlikten gelip unutturmaya çalıştıklarını cümle alemin duymasıdır. Çocuklarının yalnız bedenlerinin değil, hikayelerinin de silinmesini hedef alan despotların karşısında, anneler kendi hakikatleri ile dimdik dikilirler. Plaza de Mayo Annelerini bugün gerek Arjantin’de gerekse dünya çapında bir efsaneye dönüştüren yolun başında da aynen buna benzer bir hikaye var. Bir arada, aynı anda, hep bir ağızdan, bağırarak konuşan kadınlar…

“Binlerceyiz…”

Bir sahne var, 1 Haziran 1978’den. Anneliğin en “doğal” telaşıyla söylenmiş, ama anneliğin en “politik” duruşuyla birleşmiş ve Arjantin’in hatrına damgalanmış bir sahne:  Hollandalı bir gazeteci mikrofonu polisçe itilip kakılan, “yalancılık”la ve “toplum huzurunu bozmak”la suçlanan bu bir grup kadına uzattığında, hep bir ağızdan konuşmaya başlıyorlar. Aralarından bir tanesi “beyefendi sizden başka umudumuz kalmadı, çocuklarımız nerede bilmek istiyoruz” diye söze karışıyor. “Kaç kişisiniz sizler?” diye sorulduğunda –ki bu, ortak cevap verdikleri tek an- her birinin ağzından aynı anda aynı kelime dökülüyor: “Binlerceyiz…” Sonra, annelerden biri Arjantin’in hakikat mücadelesinin sembolü olan cümleyi sarfediyor: “Tek bilmek istediğimiz çocuklarımızın nerede olduğu; ölü ya da diri. Çok endişeliyiz. Çünkü çocuklarımızla ilgili birşey bilmiyoruz: Hastalar mı, üşüyorlar mı, karınları aç mı? Hiçbir şey bilmiyoruz”… Plaza Mayo’da, bu sahne yaşanırken aynı anda Arjantin futbol takımı Monumental stadyumunda Dünya Kupası açılış maçını oynamaktaydı. Hatırlayan var mı? Milyonların “hakikatiymiş gibi görünen o an, hafızanın dehlizlerine gömüldü. Bir grup “yalancı” olduğu iddia edilen anne ise; kendi “hakikatleri” için, bedenlerini bile bulamadıkları, mezarları bile olmayan çocuklarının “hakikatleri” için mücadeleye devam ettiler, hep hatırlayarak ve hep hatırlatarak. Varsın “deli” varsın “yalancı” olsunlardı…

Dalga dalga yayılan kötülük

Bu sahne yaşandığında henüz iki yıl geçmişti olanların üzerinden, henüz “kötülüğün sıradanlığı”nı, dalga dalga yayılışını tüm netliğiyle görmemişlerdi. Nereye gittiğini bilmedikleri bu yolun henüz başıydı, umutlar tazeydi ve bir ihtimal vardı. Aradan tam 44 yıl geçti. Bir mezarın başına oturup çocuklarının ardından ağlayamadılar, ama Plaza de Mayo’yu, Arjantin’in “devletlilik” ve “devletlûğünü” dönüştürecek kadar yerinden sarstılar. Ünlü siyahi yazar ve siyah hakları savunucusu James Baldwin’in sözlerini yaşayarak ve yaşatarak: “Tarih, geçmiş değildir. Tarihimizi yanımızda taşırız, tarih biziz”. Plaza de Mayo Anneleri “Muhtemelen” ve “galiba”lardan ibaret “paramparça” hafıza boşluklarını doldurup koskoca bir tarih yarattılar. Başlarına taktıkları beyaz eşarpları Plaza Mayo’nun taşlarına kazıttılar. Plaza Mayo’nun “resmi” ve “hakiki” sahibi oldular. Hâlâ, her Perşembe saat 15’te, aynı yerde toplanıp “ronda” yapmaya devam ediyorlar. Kayıpların isimleri bir bir megafondan okunuyor. Her bir isimden sonra “Burada” deniliyor. Sonra bir anne: “30 bin kayıp?” diye bağırıyor ve katılanlar hep bir ağızdan yanıt veriyorlar: “Buradalar”. Yine annelerden biri “Şimdi” diyor, katılımcılar: “ve daima”. Ve kapanışta “Kazanacağız” diye yumruğunu havaya kaldırıyor anne… “30 bin kadın ve erkek kayıp, buradalar, şimdi ve daima! Kazanacağız”.

Plaza de Mayo Nineleri

Arjantin’de 24 Mart’ın ulusal çapta; “Hakikat ve Adalet için Hafıza Günü” olarak kabul edilmesine uzanan, annelerin upuzun mücadele tarihini buraya sığdırmak mümkün değil elbette. Ancak, burada sizlerle paylaşmak istediğim, Plaza de Mayo Anneleri’nin mücadelesinin içerisinde yer alan başka bir mücadele: Plaza de Mayo Nineleri. Ninelerin mücadelesi, diktatörlük döneminde “çalınan çocukları” aramakla başlamış. Bugün “kayıp”lar olarak bilinen, dönemin tutsakları arasında hamile kadınlar da varmış. Kaçak işkence merkezlerinde gerçekleşen doğumlardan sonra, bu çocuklar “kimlikleri çalınarak”, askerlerin öncülüğünde, bazı doktorların ve hemşilerin de katkılarıyla evlatlık olarak verilmiş. Yaklaşık 500 civarında kimliği çalınan çocuk olduğu düşünülüyor. Nineler, bir yandan kendi çocuklarının faillerinin ortaya çıkarılmasını isterken, hiç görmedikleri ve nerede olduklarını bilmedikleri torunlarını da arıyorlar. Bu nedenle büyük bir DNA bankası oluşturulmuş. 1976 ile 1983 arasında doğup evlatlık olduğunu bilen veya bundan şüphelenen çocukların hepsini bu DNA bankalarında test yapmaya davet ediyorlar. Kayıp yakınlarının da DNA’larının bulunduğu bu bankalar yoluyla, şimdiye kadar 130 çocuk “hakiki kimliklerine” kavuştular. Plaza de Mayo Nineleri bir de “hafıza mekanı” olan ex-ESMA’da, bir arşiv oluşturdular. Bu arşivler ise kayıplarla ilgili bol bol kişisel bilgi ve aile fotoları ile dolu. Ola ki, nineler ölür ve yeni bir “kimliği çalınmış çocuk” bulunursa, “hakiki” hikayesini ve ailesini tanısın diye… Olur da ona “hakiki” hikayeyi anlatacak ailesinden kimse olmazsa diye. Bahsettiğimiz hikaye ne bir kayıp, ne bir acı hikayesi. Bahsettiğimiz hikaye, en “gündelik hayat” hikayeleri. Annesi babası kimdi, ne severdi, nerede yaşadılar, ne yer ne içerlerdi, aile hayatları nasıldı, vs. v.s.

“Plaza’nın Annesi, halkın kucaklıyor seni…”

“Sıradan kötülüğün” karşısına hayatın en gündelik halinin “hakikati” ile dikilen, dev bir “hafıza” mücadelesini yaratan ninelerden çok ama çok öğreneceklerimiz var. Üzerine bolca felsefi tartışma yapılmış “hakikat” meselesinin, kadınların bakış açısından ve kadınların politika üretme biçimiyle nasıl da bambaşka bir biçim aldığını, bu mücadeleden görebiliriz. Böylece; “hafıza çalışmalarının” sadece devlete “şikayet” etmekle sınırlı olmadığını ve devletin “hatırlamayı ve hatırlatmayı” istediği biçim dışında da hatırlanabileceğini anlayabiliriz. Kadınların en naif annelik duygularından süzerek “bizim hakikatimiz” deyip toplumsallaştırdıkları, özgün, kadınca ve en önemlisi anneliğin yaratıcı gücüne dayalı 44 yıllık siyasal birikimi buraya sığdırmak zor. Soluksuzca mücadele veren bu dev kadınların, Plaza de Mayo annelerinin ve ninelerinin, içinden geçtiğimiz ölümcül günleri atlatıp atlatmayacağını bilemiyoruz. Pencerelerinden, evlerinin içinden kameralara gülümsüyorlar ama…

“Plaza’nın Annesi, halkın kucaklıyor seni…”