Bir sıfır var sıfırdan öte

- KAKTÜS
39 görüntüleme
Prensip olarak kapitalist sistemin yedeğine düşen, onun sürdürücüsü konumunda olan, kimliksiz ve kişiliksiz hale dönüştürülen, köklerinden, inancından edilmiş ve üzerinde bolca oynanmış, reklam malzemesi haline dönüştürülmüş kadını yazmama kararım vardı. AKP yüzünden ikidir bu prensibimi çiğniyorum.

Çiğnememe neden olan kurum da öncekiyle aynı; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve ondan sorumlu olan bakanlar. Hakikatten tam ismine uygun bir durum: “bakan.” Olaylar yaşansın, olsun bitsin, sen anca “bakan” ol. Hatta sadece bakan olma, yaşananları, yaşatılanları mazur gösterecek bir çaba içerisine gir ve karşıdan “bak”. Utanmazlar! Ar perdeleri de yok ki dikesin. Hele bakın, kadın dediğiniz hiç böyle olur? Kadın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’nda bir sunum yapıyor. Tabi “bakan” ya, bilir kişi olarak gitmiş, bakmış, olaya şahit olmuş ve 2020 yılı kadına yönelik şiddetin verilerini açıklıyor. Konuşmasında, “Ocak 2020 itibarıyla 19.582 olan sayı, Şubat ve Mart’ta bir parça hani tolere edilebilir sayılarda artarken Nisan 2020’de bir düşüş, ciddi bir düşüş gösteriyor, sonra tekrar artmaya başladığını görüyoruz” diyor.

“Tolere edilebilir şiddet”

Verileri bir tarafa koyarsak, -ki veriler oldukça önemli- Kadın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın yaptığı konuşmada sunduğu verilere aslında kimse dikkat etmiyor. Ta ki, kadına yönelik erkek şiddetinin “tolere edilebileceği” lafını söyleyinceye kadar. Bu laf erkek şiddetinin  “tolere” edilebileceğinin de ötesinde, verilen rakamları da görünür kılıyor. Tabi garip olan eleştirilerin sadece şiddetin “tolere” edilmesi üzerinden gelmesi. Hele anam-bacım, “tolere” bir tarafa, bu rakamları ne edeceğiz? Hele onu da bir açıklayın. Ya da deyin ki, “devlet ve erkek olarak kadınlara karşı bir savaş ilan ettik. O yüzden kesin sesinizi!” Bunu deyin, deyin ki kadınlar neyle karşı karşıya kaldıklarını bilsin. Sizin gizli, üstü örtük hile ve dolanlarınızla uğraşamayacağız artık. Bu ne ya! Konuştuğu komisyona bak; ‘Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’. Eee, anasız-bacısız kalasın, madem böyle bir komisyonda konuşuyorsun sorunları doğru-düzgün izah etsene. Rakamları verirken “şiddetin ana kaynağı devlettir. Devlet erkeğin babasıdır, erkek de devletin emniyet supabıdır” desene. Sebep-sonuç ilişkisini açsana! Ne diye o kadar rakamın üzerine erkeğin şiddetini ‘tolere’ ediyorsun. Bu dünyada bir tek kadına yapılacak şiddet dahi tolere edilemez, bir kadın olarak bunu anlayamıyor musun? Ya da orada kadın kılığında duran bir erkek misin? Şimdi orada bir erkek olsa bir balya dolusu laf atışında bulunacağım. Belki bir-iki mızrak fırlatacağım ANALARIMDAN kalan. Star aşkına, insan kızını deli ediyorlar. Kadın Bakanlığı yerine kurulan Kadın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın uydurukluğu bir kenara, bu kuruma Bakan olanın uydurukluğu başka bir kenara. Hele söyle AKP’lilerin bacısı, ne tolere edilebilir? Tolere etmek nedir ha? Ne diye insan kızını, Star’ın evladını çileden çıkarıyorsun.

Gafletin dibini görmek

Şimdi sevgili okuyucu, tolere etmek; müsamaha etmektir, tesamuh göstermektir, alttan almaktır, hoş görmektir, katlanmaktır, dayanmaktır vs. vs… Peki, müsamaha etmek nedir? Hoşgörüyle davranmaktır. Bir diğer değişle; görmezlikten gelmek, göz yummaktır. Tesamuh ise devamla; birbirine kolaylık göstermektir. Kayıtsız olmaktır. Gafletin dibini görmektir. Tanım böyle diyor. Yani, karşıdaki sana ne yaparsa yapsın ona izin vereceksin, aldırmayacaksın, sana ne yaparsa yapsın, “helal û hoş olsun” diyeceksin. Bir başka deyişle karşıdaki seni isteyerek ya da istemeyerek döverse, görmezden gelip, karşılık vermeyeceksin. Gerekirse kendinden ödün verip, diğer yanağını da uzatacaksın. Kısacası tahammül edeceksin manasına da gelmektedir. De hayde şimdi gel bulandırılan suyu dinginleştirin ki dibi görünsün!?! Hele hanımın eleştirelere cevabı, tolereden beter.

Diyor ki, “Salgın stresinden kaynaklanan, pandeminin yol açtığı gerginlikle doğru orantılı bir artış olmadığı anlamında kullandığım tolere edilebilir ifadesinin çarpıtılması kötü niyetli bir yaklaşımdır. Bir kadın ve bir hukukçu olarak şiddete karşı geçmişte verdiğim mücadele ortada olduğu gibi, bugün de Kadın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olarak şiddete karşı sıfır tolerans ilkesiyle çalışıyorum.” İslami deyimle, “Buyrun cenaze namazına!”

Ortalığı kadın katili götürüyor

Aslında sevgili okuyucu, benim burada tartışmaya açtığım şey Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı değil. Evet bu kurumda her yönüyle tartışmalık, hatta varlığı halka, kadınlara hakaret. Lakin ondan önce bu kuruma getirilen bütün kadınların zihniyetidir benim tartışmaya açtığım. Başka bir ifadeyle AKP’nin yarattığı ucube kadın tipi yani. Hani bu, “kıçının kılı olurum” diyen kadın. “Reis, bana kocandan boşan seni alırım derse hemen boşanırım” diyen tip… Şimdi bunların en siyasi olan tipleri de bu bakanlığa getirdikleri kadınlar. Yani demem o ki, zihniyet bu. Bu zihniyete sahip olmazsa o kuruma bakan da olmaz. Baksanıza, “Kadın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olarak şiddete karşı sıfır tolerans ilkesiyle çalışıyorum” diyor. Bunların reisi de başa geldiğinde “tüm komşularla sıfır sorun” politikasıyla gelmişti. Şimdi bütün komşuları ilhak etmiş. Şiddete sıfır toleransla çalışıyormuş bakan da, ortalığı kadın katili götürüyor. Zaten ben bunların “sıfır” olgusunu da pek anlamıyorum. Acaba “sıfır”dan kasıt “sıfır komşu”, “sıfır kadın” mı? Yani ruhu, fikri, rengi alınmış“sıfır” kadın mı? Yani bir sıfır mı var sıfırdan öteye… Ya da “görmezsen yoktur” gibi bir şey mi? Ama olmuyor, hiçbir şeyin üstü örtülemiyor. Çünkü sorun o kadar büyük ki üstünü örtecek o büyüklükte bez bulamıyorlar. Minare kılıfına uymuyor. Kafa o kadar büyük ki, takke kafaya geçmiyor. Akıl kafaya az geliyor. Yani millet kendinden cahili artık kafasının üstünde taşıyamıyor. Zaten siz artık o kafadan inmeyin. Kalın orada, gerek yok inmeye, millet sizi atacak. Hemi de çem û çem!..