Jineoloji der ki; karşıysan sistem dışına çık

- Newaya Jin
187 görüntüleme

Print

İlk kadın devrimi olan neolitik devrimin yeşerdiği mekanlardan son sömürgenin başkaldırısı olan feminizmin doğuşuna beşiklik eden mekânınıza en içten selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Olympe de Gouges ve Madame Rolland’ın kadın özgürlüğü için giyotine gittiği, Théroigne de Méricourt ve Claire Lacombe’ın direnişleri, Jean de Arc’ın bir halkın özgürlük savaşına komutanlık yaptığı halde Fransa devleti tarafından İngiltere’ye satıldıktan sonra cadı olarak yakıldığını unutmadık. Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelemizin önderlerinden Sakine Cansız ve yoldaşlarımız Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez de burada katledildi. Tam da bu nedenle konferansınız tarihsel ve güncel olarak özgürlük arayışındaki kadınları katleden bu sistemden hesap sormak anlamına geliyor. İlk ve son sömürgenin başkaldırısını modernitenin tuzakları ve kafeslerinden korumak, sağlam bir bilgi yapısını ve direniş çizgisini gerekli kılıyor. Rosa Lüksemburg’tan Sakine Cansız’a uzanan kadın özgürlük çizgisini yaşamsallaştırmak, ancak o çizgiyi yok etmeye çalışanlara karşı hesaplaşmakla olabilir. Bizleri katleden sistemi tanımlayıp alternatifler üretmedikçe, kadın ve toplum kırımı olan bu gerçekliği ortadan kaldıramayız. Paris’in göbeğinde de olsak, Şengal’in bir köyünde de, Nijerya’da ya da Brezilya’da da olsak bu gerçeklik bizi bulur. Bu kırımlar ancak bir kadın devrimi ile son bulur. Kadın devriminin dayanacağı sosyal bilim olarak jineoloji bu iddiayı taşıyor.

Kimin için bilim?

Onca uygarlığın kurulduğu, onca dilin, dinin, inancın, kültürün yaşadığı, çatıştığı, iç içe geçtiği zorlu bir coğrafyada yeşeriyor jineoloji. Her inkârın ardında yakın ve uzak tarihli bir toplu mezarlığın yattığını bugün kadınların, toplumun ve yaşamın karşı karşıya olduğu kırımdan biliyor. Toprağa sadece insanların değil hakikatlerin, dillerin, kültürlerin, sözcüklerin gömüldüğünün farkında. Özgür bir toplumun inşası için bilimin yeniden tanımlanmasına ihtiyacımız var. Pozitivist bilim anlayışı dünyayı insanlık ve tüm canlılar için yaşanılamaz kılmıştır. Bu gerçekliği kabul etmedikçe yaşanan savaşları ve sömürüyü anlatamayız. Bilimin iktidarlaşması bunun temel nedenidir.

Yaşamın tanımını yok eden, insanı robotlaştıran, doğayı nesneleştiren, kadını metalaştıran ve dünyanın yok oluşuna zemin hazırlayan bilimi yeniden tanımlıyoruz. Yaşamın toplum ve çevresiyle olan ilişkisini jineoloji ile yeniden kurma iddiasındayız. Bilimin kimler için ve neyin bilimi olduğu sorusuna kadınların cevap vermesi gerekiyor. Tehlikeli olan bilim değil, bilimin toplumsal bağının yok edilmesidir. Bilimin iktidarlaşmasıdır asıl tehlike. İktidar olmuş bilimin kadınlara ve yaşama ne kadar zarar verdiğidir. Yaşamdan ve toplumdan kopan bilimin Hiroşimaları, Nagazakileri, kanseri, jenosidleri, GDO’ları, hidrojen bombaları ile ekolojik ve toplumsal yaşamın ne kadar katlettiği ortadadır. Ataerkil güçlerin elinde olan ve iktidarlaşan bilimi tekrardan yaşam ve toplum ile buluşturma iddiasındayız. Doğal bilimler de dahil olmak üzere doğal ve beşeri bilimlerin hepsinin sosyal bir boyutu olduğu tespiti anlaşılmayı gerektiriyor. Sosyal bilimleri matematiğe dayandırmanın yarattığı felaketlerin adı olan pozitivizme karşı asıl devrim tüm bilimleri sosyal bilimlere dayandırmakla mümkün olabilir. Çünkü bilim sosyaldir.

‘Cadı’ diye yakılanlar kimlerdi?

Avrupa uygarlık merkezli bilim gelişirken kendisini bilge kadınları katlederek, cadı avları yaparak sistemleştirdi. Hem onların bilgisini çaldı hem de kadınlardan çaldığı bilgiyi iktidarlaştırarak topluma ve kadına karşı kullandı. Kadınların bilimle ilişkisi ilk toplumsallaşmadan bu yana oluşmuştur. Tıptan dokumaya, botanikten metereolojiye, astrolojiden fizik ve kimyaya kadar kadınların yazılmayan ama sözlü bir kültür ile taşınan değerleri bugün toplumların temel yaşam dinamiği olmaya devam ediyor. Masallarda, sembolllerde, stranlarda ve benzeri birçok sözlü kültürde buna dair veriler hala değerlendirilmeyi bekliyor. Kadınların biliminin yapısı farklıdır. Bitkiler hakkındaki bilgisi, ziraatı geliştirmesi, sağaltım ve şifacı özellikleri, kendi bedeni ile evrenin döngüleri arasında kurduğu ilişki ile ulaştıkları bilgiler kadın biliminin kadim tarihinin verileridir. Kadınlar bilimden zorla ve katledilerek koparılmışlardır. Bu da bilimin etik ve estetikten, yaşamdan ve toplumdan uzaklaşmasına yol açtı. Jineoloji ile bu bağı yeniden kurarak bilimde paradigmasal bir devrim gerçekleştirme iddiasındayız.

Jineoloji neden önemli?

Jineolojinin nasıl ve nerede durduğu çok önemli. Kapitalist modernitenin dışında alternatif bir sistemi yaratma iddiasında olduğu için önemli. Ataerk sistemin son aşaması olan kapitalist modernitenin dışında özgür bir yaşam mümkündür. Bu da ancak sistemin bilmelerinden koparak gerçekleştirilebilir. Anlamlı bir yaşam için ihtiyacımız olan her şeyin önündeki ana engelin ataerkil sistemin ve modern versiyonlarının yıkıcı projeleri olduğu bir gerçektir. Bu projeleri deşifre etmek kadar onların yerine neyi koyduğumuz önemlidir. Bu sistemin kurduğu pazarlarda satılıyoruz. Katlediliyoruz. Emeğimiz hiçleştiriliyor ve çalınıyor. Bu nedenle özgür bir toplumu kadın bilgeliği ile inşa etmenin zamanı gelmiştir. Yaşamdan kopan bilimin ortak olduğu, meşrulaştırdığı savaşları önlemek ve yol açtıkları yıkımları tamir etmek güçlü bir barış ve demokrasi hareketi ile mümkündür. Barış arayışı ve demokratik siyasetin gelişiminde de kadın biliminin rolünün belirleyici olacağına inanıyoruz. Hayatın içinden damıttığımız bilgilerimizle yaşam ile bağı kopan insanlığı yeniden toparlamak biz kadınların bilgeliği ile mümkündür.

Çünkü jineoloji, direnişi esas alan demokratik uygarlık geleneğinin ve güçlerinin bilimidir. Hypatialar’dan cadılara, dokuma işçisi kadınlardan Mirabel kardeşlere, feministlerden ekolojistlere, anarşistlerden ulusal ve sınıfsal kurtuluş hareketlerinde direnen kadınlara, Kürdistan ve Ortadoğu’nun Leyla Qasımlar’dan Zeynep Kınacılar’a kadar uzanan köklü bir geleneğin taşıyıcısıdır jineoloji. Tarihin iki ana kaynaktan aktığı tezine dayanıyor. Demokratik uygarlık kaynağından yani ahlaki politik toplumu esas alıyor. Ve bilgilerini ahlaki politik toplum gerçeği ekseninde damıtmak temel hedefi. Onun için sözlü kültür ve toplumun hafızasında birikmiş olan ve an’da devam eden canlı tarih en büyük bilgi kaynağını oluşturuyor.

Kadının ‘xwebun’ olma süreci

Önderimiz A. Öcalan’ın analiz ve yöntemleri kadın hakikatini neden açığa çıkarmamız gerektiğini ortaya koydu. Bu kadın etrafında geliştirilen yaşamın kodlarını ve onların bugünde süren yansımalarını iyi tahlil etmemizde yol açıcı oldu. Bu bilgiyi ve deneyimi radikal bir dinamik olarak sürdüren hareketimiz, Gülnaz Karataş ile mücadele etmenin kadını güzelleştirdiği, Ronahi ve Berivan şahsında yurtseverliği, Zeynep Kınacı ile anlamlı bir yaşamın mümkün olduğu, Sema Yüce ile tüm beşeri zaaflarından arınarak özgürleşmenin mümkün olduğu bilgisini bize vermiştir.

Kadının “Xwebun” olma sürecinin ne kadar sancılı olduğunu yaşayarak deneyimlemeye devam ediyoruz. Bu eksende jineoloji geçmişten günümüze süregelen bütün kadın özgürlük deneyimlerini özgürlük belleği olarak ele alan, Kürdistanlı kadınların özgürlük deneyimini bu belleğin güncellenmesi ve örgütlenmesi olarak gören kadın eksenli demokratik modernitenin bilimidir.

Karşıysan sistem dışına çık

Çağlar boyunca ortaya konan tüm çalışmaların erkek merkezli olması feminizmin çıkış noktasıdır. Ataerkilliğe ve cinsiyetçiliğe karşı yükselen isyanı kadınların örgütlü karşı çıkışına dönüştüren feminizm bugün bir duraklama dönemi yaşamaktadır. Bunun temel nedeni sistem içinde çözümler aramakla bağlantılıdır. Sistem karşıtı hareketlerin modernizm sınırlarında alternatif yaratamayacakları ve sistemi aşamayacakları açıktır. Liberalizmin ideolojik hegemonyasıyla son iki yüzyılda devrimci ve feminist hareketlerin deneyimi bize bunun derslerini vermiştir. Mevcut parçalılığı deneyimlerimizi ortaklaştırarak aşabiliriz. Toplumsal cinsiyetçiliğin toplumda bazı tamirler yaparak aşılamayacağı, bunun için daha radikal yöntem ve örgütlenmelere ihtiyaç olduğu bir hakikattir. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak sistemin dışında kendi bilmelerimizi oluşturmak, her şeyden önce bu toplumsal cinsiyetçiliğe en büyük darbedir. Hareketimiz içerisinde yürütülen mücadelenin de kazanımları değerlendirilmeyi gerektiriyor. Kadının özgürlük sorununu bir cins sorunu olarak görmenin ötesinde toplumsal bir sorun ve bir erkek sorunu olarak çözümleme gücünü gösterdik. Bugün bu konferansta dünyanın dört bir yanından kadınlar olarak jineoloji eksenli tartışmalar yürütüyorsak, bunun esas nedeni sistemden gerçekleştirdiğimiz kopuştur.

Kadın devrimine inanmak…

Daha yolun başlangıcındayız. Her tartışma ve buluşma bizlerde büyük bir heyecan ve umut yaratıyor. Jineoloji, Kürdistan’ın özgür dağlarında tartışılıyor. Dünyanın en karanlık erkek örgütüne karşı Kobanê ve Şengal’de savaşanlar bu bilme gücünün anlamına dayanıyor. Amed’de devletsiz bir yaşamı örgütleme iddiası ve çabasında olanlar bu umuda sarılıyor. Brezilya’dan Fransa’ya, Nepal’den Lübnan’a, İspanya’ya kadar dünyanın birçok farklı mekânında kadınlarla tartışılıyor. Tam da bu nedenle jineolojinin başaracağı görevler, katkı sunacağı alanlar, kadın devrimine vereceği güce inanmak için çok sebebimiz bulunuyor. Bunun için mesafeleri, engelleri aşarak kadın bilimini gerçekleştirme iddiamızı bir kez daha dile getiriyor, sizi yürekten selamlıyoruz.

*PAJK Jineoloji Komitesi’nin Paris’te gerçekleştirilen Jineoloji Konferansı’na gönderdiği mesajdır