“Kader bozucu” devrimci kadın…

- Site varsayılanı
255 görüntüleme

SAKINE ARK33Tüm güzellikleri yüklenip insan yaşamına gelip yerleşen, yönünü değiştiren “kader bozucu” insanlar vardır. O’nun geçtiği yolların tozunu bir kez soludu mu insan, bir daha asla eskisi gibi olamaz. Perilerin sihirli pınarlarından içmiş gibi başında halesi ama sırtında dikenleriyle dolaşır durur. Çember yıkılmış, duvarlar çatırdamış; çarpılmışsındır bir kere… Sunulu gri renginin aksine yaşamın gökkuşağı renginde olduğunu göz ucuyla da olsa görmüşsündür. Artık gri renge dönmek için harcanan tüm çabalar nafile. Yitik cennetin yollarında –ki beş bin yıl önce yitirilen özgürlüğün kendisidir bu- acıyı mutluluğa kardeş kılar, öyle yol alırsın. Kim bilir belki bir kez olsun bile sesini duymamış, görmemiş, hiç dokunmamışsındır bile. Bunun hiçbir önemi yok. Köleliğin yaşam diye sunulduğu yerde, ölümü yere çalan çığlığı havada asılı kalmış, sana ulaşmıştır. 12 Eylül cellatlarının “başının gölgesini bile eğdiremediği”  direnişçiliğiyle tüm ezilenlerin ve özellikle kadınların umuduna dönüştüğünü görmüş, tanıklık etmişsin, ardılı olmayı kendine yol edinmişsindir. Artık mümkün mü eskisi gibi durmak! Özgürlüğün kavga tohumu olup ekilmiştir içine, gidilen her yerde biraz daha gelişip, boy verecek; bir yanın kanarken bir yanın çiçeklenip ürün verecektir artık.

Sakine Cansız’ın Kürt kadınları için böyle bir anlamı ve yaşamlarında böyle bir yeri vardır. Özgürlüğe yönünü dönen her kadının umut ve arzularında, hayallerinde, yaşam ve kavga biçiminde onun ektiği ilk mücadele tohumları var. Yüzünü görmediği her yaştan, sınıftan, kesimden kadınların özgürlük umudu ve özlemlerinin bileşkesidir. O her şeyden önce bir kadın ve devrimcidir. Ezilen tüm kimliklerin deneyimini yaşamış; oradan özgür bireye, özgür topluma ulaşmanın yolunu aralamıştır. Anlamlı olana, güzel olana ulaşmanın arayışı ve kavgasıdır yaşamının özeti. Bugün Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin ordulaşmadan, partileşmeye kadar her alanda örgütlenmesi ve yaşanan Ortadoğu kaosunda tüm insanlığın umut hareketine dönüşmesinde Sakine yoldaşın tırnakla, dişle başlangıcını yaptığı bu devrimci gelenek vardır.

Kendini tanımlayıp, dünyayı anlamlandırmaya başladığı andan itibaren yaşamla kavgaya girişmiştir. Kendi deyimiyle “hep kavgadır” yaşamı. Pesetmek, istemediği bir yaşama mahkum olmak O’nun literatüründe yoktur. Değişime güç getiremediği noktada “kader” deyip boyun eğmektense firar etmiştir. İlk firarı aileden kaçarak yapmıştır. Bu aynı zamanda siyasete aktif katılımında başlangıcıdır. Büyük bir heyecan ve aşkla devrimci çalışmaları yürütürken 7 mayıs 1979’da Elazığ’da tutuklanır. Tutuklandığı günden tahliye edildiği güne kadar firar fikrinden bir an olsun vazgeçmez. Bir yandan gelen tutuklu arkadaşlarla ilgilenip yaşamı örgütlemeye çalışırken, diğer yandan firar planları yapar.1980’de Malatya cezaevinde bu fikri pratikleştirir. Tek başına aylarca hazırlık yaparak, asker ve gardiyanları atlatacak kadar kendine güveni ve özgürlüğe olan özleminin gücüyle firar edip dışarıya ulaşır. Ancak dışarıda onu karşılayacak olanların kendilerini örgütleyememesi ve zamanında gelmemesi nedeniyle zindandan fazla uzaklaşamadan tekrar yakalanır. Kendisine “neden firar ettin” diye sorulur, en doğal yaşam hakkını savunuyor olmanın özgüveniyle savcıya dönüp; “firar etmek her tutuklunun en doğal hakkıdır” der. Ve zindanda kaldığı süreç boyunca firar fikrinden asla vazgeçmez. Firarı düşmana karşı direnmenin bir parçası olarak ele alır.

Sakine Cansız için direniş yaşam biçimidir. “Nerede olursam olayım, ne pahasına olursa olsun direnişin her biçimi benim yaşam tarzım olacaktır” demiştir. Tutsak düştüğünde yoğun işkencelerden geçirilirken “ser verip sır vermeyen” devrimci geleneği esas alır. Partiye dair tek bir bilgi vermez. En ağır işkenceler karşısında dahi bir çığlık, feryat ağzından dökülmez.

12 Eylül faşizmi birSAKINE CEZAEVI 5 halkın özgürlük mücadelesini zindanlarında yok etmeyi hedeflerken insanlık dışı işkencelerle direnişi kırmayı, özgürlük savaşçılarını salt bedenen değil ruhen de teslim almayı amaçlamıştır. Bu amaçla Amed zindanı adeta bir laboratuvar gibi kullanılmış ve aklın alamayacağı işkence biçimleri uygulanmıştır. İhanettin derinleşen çirkin yüzü karşısında “yaşamı uğrunda ölecek kadar sevenlerin” yükselttiği direniş çizgisi zafer kazanmıştır. ‘Kendini inkar’ en çirkin ölüm biçimi olarak dayatıldığı yerde; kendin olmanın kararlılığıyla ölümün üzerine yürüyüp ölümde yaşamı yaratma geleneği bu koşullarda geliştirildi.

Bu geleneğin önde gelen temsilcilerinden biri de Sakine Cansız’dır. Amed zindanına ilk getirildiği sırada Esat Oktay Yıldıran’ın “sen Türk müsün?” sorusuna, “ben Kürdüm. Eğer Türk olsaydım Türk’üm derdim. Ama her şeyden önce ben bir devrimciyim” der. O bir Kürt, bir kadın; bir Alevi ama her şeyden önce tüm ezilen kimliklerin özgürlük kavgasını veren bir devrimcidir. Faşizmi en çok ürküten kadınların korku duvarlarını yerle bir eden başkaldırısıdır.  Sömürünün ilk ve son halkası olarak kabul edilen kadınların başkaldırısının, sömürü sisteminin temelden sarsılması anlamına geldiğini iyi bilirler. Hele kadın direnişinin geleneksel değerleri alt üst edip tüm toplumu harekete geçirme özelliğinden dolayı daha bir tehlikeli olarak algılanır. Bu nedenle Esat Oktay Yıldıran, kadın koğuşundan itirafçı çıkarmayı kafasına koymuştur. “Erkekliğin” bir bir kırıldığı zindan zemininde kadınların bu meydan okuması da ne oluyordu! Bu nedenle bin bir türlü işkence ve hile yöntemine başvurur. Ama Sakine yoldaş “bu koğuştan hiçbir kadın itirafçı çıkmayacak” diye aht etmiştir. Kadın koğuşunda yürüttüğü çalışmalar ve düşman karşısında taviz vermeyen yaşam duruşuyla kadın tutsaklarda böyle tutarlı ve onurlu bir duruşun açığa çıkmasını sağlar. En zorlu işkenceler altında bile tek bir fire vermeden ortak birSAKINE CEZAEVI 34 devrimci ruh sergilerler.

Zindanın yanı başında bulunan arkadaşlarından, duvarların ötesindeki hayattan yalıtılmış, yalnızlaştırılmış ortamında aklın sınırlarını zorlayan ve yıllara yaydırılan işkence uygulamalarına karşı tutsak kadınlar birbirinin yaralarını sararak, birbirine güç ve destek sunarak bu zorlu süreci atlatırlar. Bu konuda Sakine Cansız’ın her tutsak kadında yoğun bir emeği var. Emekle, sabırla her kadınla tek tek ilgilenir. Onların kendi gerçeklikleriyle buluşturmaya ve mücadeleci kılmaya çalışır.

Sakine Cansız yüreği yüz aynasında görülen ender insanlardan biridir.  Neyse odur. Yalan, hile, aldatma ve olduğundan farklı görünme derdi yoktur. Duru bir su gibidir… Yanında olan insanları da duruluğa davet eder gibidir. Bu nedenle hem sevilen hem çekinilen kadındır. Devrimci ölçülerden asla taviz vermeyen uzlaşmaz, boşvermez bir duruşa sahiptir.

Zindanlarda kadınların kaldığı bölümler bir deryanın kıyısında oluşturulan küçücük bir göl gibidir. Dalgası da fırtınası da kendi kıyılarında kırılır. Çoğunlukla zindanın diğer bölümlerinden tecrit edilmiş konumdadır. 12 eylül koşullarında bu durum çok daha belirgindir. Erkek yapısı mahkemeler aracılığıyla yaşadıklarını bir şekliyle kamuoyuna yansıtma olanağı bulurlar. Ama kadınlar aynı şeyi yapamazlar. “Genelde yaşanan işkenceler SAKINE CEZAEVI 6mahkemelere yansıtıldı. Ama kadın arkadaşların yaşadıkları ayrıntılandırılamadı” diye anlatır Sakine yoldaş o günleri kaleme aldığı güncesinde. Hala pek çok kişi onca mücadele yılı ve zindan deneyimine rağmen 12 eylül faşizmi karşısında kadınların neler yaşadığını, nasıl direndiğini ve nasıl ayakta kaldığını pek bilmez. Zindan tarihinin kadın yüzü anlatılmadı. 12 Eylül’ün karanlık zindanlarında kadınlar çığlıklarını duyuramadı. Oysa yüzlercesi en ağır işkencelerden geçti, zindanlarda yattı. Bunu kısmen Sakine yoldaşın son yıllarda yayınlanan kitaplarındaki anlatımlardan ancak öğrenebiliyoruz.

Sakine Cansız, Kürt Kadın Hareketi için zindanda da nasıl yaşanması, örgütlenmesi ve mücadele etmesi gerektiğine dair bir gelenek yarattı. Her şeyin ilki ardıllarının karakterini belirler. Ama bunun için tarihini bilmek, yaşam geleneğiyle köklü bağ kurmak, belleği canlı tutarak kaynaktan beslenmek gerekir. Bu gün sömürgecilerin zindanlarında Sakine yoldaşın ayak izinde yürüyen yüzlerce kadın var. Mücadele ile tanışıp, yolu bir şekilde zindana düşmeyen kadın sayısı çok az. Zindan duvarlarına dokunan her kadın Sakine yoldaşın yarattığı devrimci yaşam geleneğiyle tanışır. Firarın, direnmenin, örgütlenmenin, mücadeleci olmanın gerekliliğini derinden duyumsar. “Kader bozucu” kadının izinden yürüyerek, özgür yaşamı adım adım örerek yol alırlar.