Kadın buluşmalarının bir ritüeli: Jineolojî atölyeleri

- Ruken Aras
42 görüntüleme
Tarih boyunca yapılan ritüellere göz attığımızda o gizemi oluşturan inancın kökenlerinin insanın doğayla, toplumsallığıyla, anlamlandırma biçimiyle sıkı ilişki içinde olduğunu görüyoruz. İnancın kökenleri ile birlikte ritüeli gerçekleştirenlerin seçtiği mekân, söylediği söz ve estetik hareketler ritüelin kendisini adeta bir dans gösterisine, bir koroya, bir tiyatro sahnesine dönüştürüyor. Mağaralarda, dağ başlarında, yanan ateşin etrafında, su kenarlarında hatta yer altında gerçekleşen ritüeller binlerce yıl boyunca enerjisini nesilden nesile aktarıyor.

Kürdistan’da kadınlar adeta bu ritüellerin güncellenmiş hali olan atölye deneyimlerini yaşıyor.

Serüvenimiz, tarihin uzun dilimlerinde sömürgecilik altında yaşamaya mahkûm bırakılmak istenen bir halkın ve kadınların 21. yüzyılında başlar. Kan deryasına dönmüş bir coğrafyada her gün ölümlerin, kayıpların, sürgünlerin, gözaltı-tutuklama operasyonlarının yaşandığı kentlerden biridir burası. Halk olarak yaşamda ayakta kalabilmek, varoluşunu kabul ettirmek, özgürlük için mücadele etmek her saniye konuşulurken; kadınların özgürlüğünün toplumun özgürlüğünün ön koşuludur iddiasının toplamı olarak yaşamlara giriyor jineolojî.

Kavramın etrafında buluşmak

Gazetelerdeki bir makalede jineolojî kavramına denk gelen kadınlar, bir araya gelerek hiç soluklanmadan bir atölye kurarlar. Kavramın kendisini ve onu öneren kaynağın güçlü etkisini karşılayacak bir buluşma hayal ederler. Konuşmanın, yazmanın, kelimelerin yasaklandığı, hemen her sabah siyasi operasyonlarla uyanan bir şehirde olsalar bile bu kavramın etrafında buluşmaya karar verir kadınlar.

Kürdün ne şekilde olursa olsun bir araya gelmesinin tehlikeli görüldüğü bu karanlık çağda kadınlar toplanıyor, okuyor, tartışıyor; bir sonraki buluşmanın yerini ve saatinin planlanmasını gizem içerisinde yürütüyorlardı. Erkek egemen sistem kadınları bir arada gördüğünde çıldıracak, aile genç kadınların akşam saatlerinde dışarıda olmasından rahatsız olacak, kendini evin reisi gören eşler eve geldiğinde kadını mutfakta görmediğinde öfkelenecektir. Ve erkek egemen zihniyet için daha da kötüsü, çizilen sınırların dışına çıkma eylemi jineolojînin etkisiyle birlikte süreklileşecektir.

Atölyede buluşan kadınlar tarih, toplumsal cinsiyet, felsefe, Lilith, Âdem ile Havva, yasak meyve, vb… konuları ele almaya başlar. Zaten yıllardır kadın özgürlük mücadelesi etrafında bir araya geliniyor, okumalar, tartışmalar, araştırmalar yapılıyordu. Jineolojî ile birlikte atölyelerde nasıl bir fark olacaktı. Kimsenin şikâyeti yoktu bir araya gelmekten ancak yaratılmak istenen enerjinin ne olduğu ve hangi yol ve yöntemle bunu gerçekleştireceklerini keşfetmeye çalışıyorlardı. Sürekli kavramı karşılayacak etkili bir tanım arayışı içerisine giriliyordu. “Jineolojî nedir?” diye sorulduğu zaman, öyle bir cümle kullanılmalıydı ki hemen etkisini gösterebilmeliydi. Zaman denilen o muhteşem derman, sorunun cevabını bulmaya yardımcı olacaktı: jineolojînin kendisinin aslında büyülü bir kavram olduğu zaman aktıkça anlaşıldı. Pozitivist bilimin öğretilerinden olan tanım içerisine sıkıştırılmış kısa cevap verme alışkanlığını fark etmek zor olmamıştı.  Bir cümleye sığdırılamayacak kadar evrenin ta kendisi olan bir kavramdı jineolojî. İnsanı içine çeken, kendiyle yüzleştiren, annesinin ninesinin, binlerce yıllık kadın tarihinin köklerine götüren bir kavram… Uzaklarda değil; tam da içimizde, yanı başımızda, geçmişimizde ve geleceğimizde olan bir kavram.

Doğum yapmaya başlamıştır jineolojî

Cezaevindeki tutsak kadınların çıkardığı Jineolojî  Tartışmaları başlıklı kitap  bir parça nefes aldırır atölyeye. Kitap cezaevi savcıları tarafından yasaklanır ve toplatma kararı alınır. Ardından  Jineolojîye Giriş kitabı yayınlanınca daha bir coşkulu olur buluşmalar. Çünkü artık bir rotası vardır atölyenin. Ve tabi ki Jineolojî  Dergisi… Üç ayda bir çıkan dergiyle birlikte konu başlıkları çok daha derinlikli tartışılır olur. Ne kadar yasaklansa ne kadar toplatılsa da yoluna devam eder dergi çünkü onun özlemle bekleyen hakikat yolcularına sözü vardır.

Aynı atölye dilimi içerisinde kadınlar hem arkeolog olur;  9 bin yıllık kadın tarihini  iğne ucuyla eşeler hem sosyolog olur; intiharın eşiğindeki bir kadın arkadaşa nasıl ulaşabildiklerini aktarır hem şifacı olurlar vücutlarında çıkan iltihaplara iyi gelen otları sayarlar hem de siyasetçi olurlar ki doğduklarından beri siyaseti iyi bilmektedirler zaten. Mevcut sosyal bilimlerin disiplinler adı altında parçalanmışlığıma bir cevaptır bu.

Jineolojî atölyelerinin doğası gereği çoğalmayı bağrında taşıdığını keşfeder kadınlar. Adeta doğum yapmaya başlamıştır jineolojî. Atölyeler sürekli çoğalıyor, yaşanan heyecanlar kurumdan kuruma, şehirden şehire yayılıyordu. Mezopotamya’nın ilk tanrıçalarından Ninhursag’la  tanışır kadınlar, cennetten kovulma hikayesindeki yılanın benzerine Mısır tanrıçası İsis’te rastlanır , Medusa’nın taşlaşan gözlerindeki hüznün kökenine inilir, Musa’nın kız kardeşi Mariam neden Musa’ya itiraz etmişti, İsa Magdalenli Meryem’i neden bu kadar sevmiş ve yanından hiç ayırmamıştı, Hz. Muhammed’in peygamberlik geleneğinde Hatice’nin rolü neydi, Rojava’daki kadınlar DAİŞ’e karşı o muhteşem direnişi nasıl gerçekleştirdi… Sorular çoğalıyor, merak artıyor, bilgiler toparlanmaya başlıyor, zihinler gittikçe berraklaşıyordu.

Atölyelerdeki tartışmalar

Atölyelerde feminizmin tüm kazanımlarına rağmen yaşamdan kopuk oluşu, elit kalışı bir deneyim olarak ele alınıyor, böyle bir deneyimin yeniden yaşanmaması için ne yapmalı sorusu sık sık soruluyordu. Ve aslında kavramın tam da yaşamın kendisi olduğu bilinci çok geçmeden fark edilecektir. Bu duygu atölyeleri daha bir heyecanlandırmaya, buluşmaları hızla çoğaltmaya başlar. Mahallelerde, sendikalarda, siyasi partilerde, kurumlarda, üniversitelerde kadınlar bir araya gelerek atölyeler kurar. Sadece bir kentte on dokuz atölyenin kurulmuş olması bu enerjinin somut ifadesi olmaktadır.

Jineolojî, kadın tarihini açığa çıkarma iddiası taşırken; kavramın kendisinin de tarih yapacağını başlarda pek düşünmemişti kadınlar. Buluşmalar yaşanıyor, tartışmalar oluyor, yeni yeni tanışmalar çoğalıyordu. Atölyelerdeki paylaşımlar ve deneyimler bir başka atölyeye aktarılıyordu. Bilgiyi açığa çıkarmanın ve paylaşmanın yarattığı heyecan jineoloji atölyelerini yaşamın anlamlı bir yerine koyuyor; birkaç  kadınla başlayan atölyelerin binlerce kadını içine çekmesiyle bu enerjinin her yerde ve koşulda açığa çıkabileceğini gösteriyordu.

Kadınları karşıtlaştırmayı, parçalamayı politikalarının temeline koyan erkek egemen sisteme inat buluşmalar çoğalır.

İki düşünce yöntemi olan din ve bilimi buluşturmak için fen bilimleri atölyesindeki kadınlar teoloji atölyesine davet edilir. Evrim konusu anlatılırken teolojideki kadınlar heyecanla söz isterler: Kutsal kitaplarda da evrenin, dünyanın ve canlılığın oluşum aşamalarını anlatırlar. Orada da bir damla sudan, çamurdan yaratılma vardır. Saygıyla, ilgiyle, merakla birbirini dinler farklı düşünce biçimlerini tercih etmiş olan kadınlar…

Tarih günümüzde yaşıyor

Urfa’daki bir atölyede Göbeklitepe gündeme geldiği zaman, kadınlar heyecanla anlatırlar daha birkaç yıl öncesine kadar çocuğu olmayan kadınların gidip o bölgedeki bir ağaca adak adadıklarını ve tam da o bölgede kazılarla birlikte 12 bin yıl öncesine ait doğum yapan bir kadın figürünün ortaya çıktığını. Yerin metrelerce altında doğum yapan kadın figürü ve o figürün varlığını bilmeden binlerce yıl boyunca  oraya gelerek bir çocuğa kavuşmak için ritüeller yapmak… Çoğu zaman “Tarih günümüzde yaşıyor ve biz tarihin başlangıcında yaşıyoruz” sözünün somut haline tanık oluyordu atölyeler.

Bir atölyede tarih okumalarından yeni çıkmış genç kadınlar bir kurumun avlusundaki incir ağacının altında dinlenmektedir. Kenan mitolojisinde incir ağacının tanrıça Astarte’nin yeryüzündeki şekli olduğu bilgisi konuşulurken mahallenin yaramaz çocukları ağaca çıkmış  incir toplamaktadır. O esnada yaşlı bir kadının sesi yankılanır avluda: “Dalını kırmayın o ağacın, günahtır.” Nedenini sorar genç kadınlar yaşlı kadına: “Bilmem, büyüklerimiz eskiden beridir kutsalmış derler bu ağaç için kadarını bilirim ben.” İşte o an’ın evrenin jineolojîye gönderdiği bir mesaj olduğuna inanır genç kadınlar.

Çoğalarak sürecek bu akış

sNe muhteşem buluşmalardır jineolojî atölyeleri. Yaşamın köklerine indikçe bilginin kendisini ziyaret eder olur kadınlar. Bilgi kendi köklerine kavuşmanın mutluluğunu yansıtır kadınlara ve kadınlar bir kez daha güzelleşir.

Kim bilir bunca yasaklama, bunca aile baskısı, ekonomik zorluk yaşanmasaydı atölyeler bu derece inatla ve inanarak sürüyor olabilir miydi? Ama bildiğimiz bir şey var ki bu atölyeler 40 yıllık Kürt kadın özgürlük mücadelesinin, feminizmin kazanımlarının, Rabiaların, Magdalenli  Meryemlerin, Lilith’in, Amazonların, Medusaların,  dört bin yıllık İnanna- İştarların, altı  bin yıllık tanrıça Ninhursagların  direnişindeki  inancın yansımalarıdır.

Jineolojî atölyeleri yaşamın anlam arayışında bir damar gibi sürekli akıyor, besleniyor, yeni yeni damarlar oluşturuyor. Güneş’in aydınlığıyla buluşuncaya dek çoğalarak sürecek bu akış…