Kadın, koltuktaki karpuz ve ısırılan elma

- KAKTÜS
241 görüntüleme

Kadının örtünmesinin ne kadar ‘büyük bir öneme’ sahip olduğunu anlatan konuşmalar içinde en iğrenç olanı bana göre meyve ve sebze ile verilen örneklerdir. Hayatımda bu örnekler kadar tiksindirici bir şeye daha rastlamadım. Bir kadın olarak burada örnek veremeyeceğim bilumum meyve ve sebze resmen kabus, kabustan öte karabasan. Böylesi örnekleri duyduğumda aniden beynimde şimşekler çakıyor ve diyorum ‘ben rüyadayım, gördüğüm bir kabus’ ve kendimi çimdikliyorum. Zorlamaya gerek yok, bunlar gerçek ve güpegündüz alenen söyleniyor. Kabus olsa er ya da geç uykudan uyanma şansın olurdu. Uykunun hangi safhasında olduğunun artık bir önemi yok, uyanma ve ‘bu bir karabasan’ deme imkansızlığını yaşıyorsun şu an…. daha ne olsun!

İnsanın direk sorası geliyor: Kadın bir meyve midir ve ya da bir sebzem mi? Size kadının meyve olduğunu düşündüren nedir? Kadın ile meyve arasındaki örtünme bağını nasıl keşfettiniz?

Hangi ruh haliyle keşiflerde bulundunuz? “Örtünmenin güzelliğini” meyveye benzetirken o meyve hakkında ne düşündünüz? Meyve ile aranızda ne gibi elektriklenme oldu? İçinizden o meyveye ne yapmak geldi? Yediğiniz meyveyi düşündüğünüzde nasıl bir kadın hayal ediyorsunuz?

Şaka gibi vallahi!?!

“Baksana adama, nasıl da güzel güzel anlatıyor.”

Seyirci de hazır, tasdikleme memuru gibi… ‘Hoca’ bir şey desin mühürleyecek hemen… Ezilenin pedagojisi diye buna mı diyorlar acaba? Anlatıcıların hepsinin erkek olması da ne büyük bir tesadüf ise artık…

“Şimdi bu elmayı görüyor musunuz? Onu soyduğunuz zaman ilk anda böyle güzel görünür. Bir ısırık aldıktan sonra bakıyoruz ki, orası sararmaya ve sonra kararmaya başlıyor. Çirkin bir görüntü çıkıyor ortaya. İnsan bu elmayı yiyebilir mi? İşte bir kadının açık gezmesi de aynen böyledir. Şimdi kesilmemiş elmaya bir bakın, nasıl da güzel.” Onaylatacak tabii: “sizce de öyle değil mi? Siz söyleyin şimdi kadının hangisi makbuldür?”

 “Tabii canım adam alim, çok ince ruhlu. Baksana kırmamak için nasıl örneklendiriyor{?!?} Doğru söylüyor, kim alır çarşıdan soyulmuş elmayı? Vallahi öyle. Sağ olun hocam, çok aydınlatıcı oldunuz? Allah hepimizi cehennem ateşinden sakındırsın!”

‘Hocalar’, ‘alimler’ ve ‘ilimciler’ bir değil, iki değil. Verilen meyve örnekleri de bir değil, iki değil. Dante’nin İlahi Komedya’sının cehennemindeyiz sanki!… Birileri kadınlar adına kadının nasıl örtünmesi ve tesettüre girmesi gerektiğini meyvelerle açıklıyor.

{Bir şeye hemen açıklık getireyim; verdiğim örnekler görüntülü olarak internette mevcuttur. Uydurduğumu düşünen varsa buyursun izlesin… sitesini ve kimlerin konuşmasından alıntı yaptığımı açıklamak isterdim ama siz de taktir edersiniz ki, eleştirdiğim bir şeyin propagandasını yapacak değilim. Şahsen bana ters.}

Bir başkasının meyveli salatasının tarifine, pardon örtünme açıklamasına bakalım. Bağıra bağıra şöyle diyor:

“Kabuğu soyulmuş bir karpuzu koltuğunun altına alıp evine götürüyor musun? Kabuğu soyulmuş, o tabii ambalajı, o yeşil kabuğu soyulmuş bir karpuzu götürmüyorsun. Neden götürmüyorsun? Efendim tozlanmıştır, efendim lekelenmiştir, efendim sinek yemiştir, efendim inek yalamıştır, efendim pis olmuştur diye soyulmuş karpuzu evine götürmüyorsun da şu kızını ve karını niçin çırılçıplak soyup, utanmadan koluna takıp götürüyorsun terbiyesiz herif?” Sonrası malum az biraz küfür, orayı geçtim. Devamla; “Efendim falan hoca çok şey ediyor diyorlar. Ne şey ediyor, gerçekleri söylemeyelim mi? Ben her zaman söylüyorum; Müslümanlar, erkek olunuz, ürkek olmayınız…” Hocanın bu konuşmasından sonra “oleyy!” sesleri yükseliyor. Bu ne büyük bir mutluluk yarabbi, sanırsın hepsinin günahları o “ürkekliği” geçmiş  “erkeklik” ile dökülmüşte, “oleyyy” naraları ile rüzgara savuruluyor…

Şimdi bu düşüncenin tahlili öyle sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü “ürkekliği” atmış “erkekliğin” ısırdığı elma öyle sanıldığı gibi elma da değil: O, ‘günahkar bir kadın’, ‘günahsız erkekleri’ baştan çıkaran koyu kırmızı bir karpuz, o bir kiwi, bir elma, tatlı bir portakal, o bir ananas, bir avokado, o bilumum egzotik meyve… Ve erkek onu pazardan alıp, evde soymalıdır. O ince ruhunu devreye koyarak ince kıyım dilimlemeli, ondan sonra ısırmalıdır… Eee tabii, çarşının ortasında sapıklığın alemi yok!?!

Ah kadın, koltuktaki karpuz ve ısırılan elma, gel de saçını başını yolma…. Gel de deliliğe vurup bir kaç adam vurma…

Sanırım sapkın ve sapıkça düşüncelerin nasıl türediğini bu örnekle anlamış bulunuyoruz. Anlamayanlar için soruyorum; bir kadın olduğunuzu düşünün ve sizi bir meyve tabağına koymuşlar. Adamın biri de sulanmış ağzıyla size bakıyor… Ne hissederdiniz? İşte mesele bu. Dante’nin cehennemi bu, gazap ateşlerinde yanmak bu… Şimdi gel de matkap olup günaha girme! Neresinden deşsek acaba? Yoksa bir neşterle sadece ‘meyve sever bölümü mü söksek?’ En iyisi biz beyinin tümünü sökelim, ne de olsa bedeninde en az kullandığı bölüm… yoksa tersini mi yapalım?!?

Hakikatten merak ediyorum; bir kadını anlamak, onunla yaşamak için ne yapıyorsunuz? Koca bir hiç! Bir de pişkin pişkin kadınların anlaşılmaz varlık olduğunu söylüyorsunuz. Peki kadınlar sizi neden o kadar iyi tanıyor? Hatta siz konuşurken kaçıncı dakikada ve hangi konuda yalan söyleyeceğinizi bile biliyorlar. Hiç sırıtmayın! Uyanan ve farkına varan kadınların ayaklanmasına az kaldı. Ayaklanmaya ilişkin tezler de yazılıyor: Asi kadının isyan ve ayaklanma taktiği üzerine tezler geliyor… Tavalar hazır mı kadınlar!..