Kadın radikalizmi ve yeni manifesto ihtiyacı

- Zerya GÜL
31 görüntüleme
Devletli uygarlık sisteminin son on yılda kadına yönelik saldırılarının biçimi ve yöntemi, kadın hareketlerinin özsavunma fikri, yöntemi ve eylemini çok yönlü geliştirme ihtiyacını dayatıyor. Mafyalaşan devlet ve fideliğinde yetiştirdiği çete örgütlerin savaş, işgal, tecavüz, işkence, tutuklama, gerici yasalar düzenleme başta olmak üzere, örtük-özel ve açık savaş yöntemleri devrededir.

DAİŞ’in Ezidî kadınları sokaklarda pazarlama-satma, tecavüz, cariyeleştirme, harem oluşturma yöntemi ile TC’nin kadına karşı genel ve aile içi şiddeti engelleyen uluslararası güvenceleri-sözleşmeleri kaldırması paralel saldırılardır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme, CEDAW’dan çekilmeyi tartışmaya açma, kız çocuklarını 13 yaşında evlendirme, çok-eşliliği meşrulaştırmaya dönük yasa tartışmaları, küresel hegemonik güçlerden bağımsız yürüyen saldırı ve devlet düzenlemeleri olarak ele alınmamalıdır. Küresel hegemonik güçlerin Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’ya yayılan saldırıları, feminist hareketin içinde bulunduğu parçalılık ve queer eksenli gündem sapması, radikal kuram, program ve mücadeleyi acilen ele almayı gerekli kılıyor. Küresel-yerel sömürü ve şiddetin yoğunlaştığı coğrafyalarda süren kadın kurtuluş-özgürlük hareketlerinin bu sürece daha etkin katılmalarını dayatmaktadır. Yanyana gelme, sistemin sistematik saldırılarına karşı, stratejik mücadele yol ve yöntemlerini belirleme ve hızla harekete geçme, yüzyılımızın kadın lehine kazanımlara tanıklığını garantileyecektir.

Toplumsal kimliğe vurulan pranga

Saldırı düzeyinin ulusal, toplumsal, kültürel, cinsel kimliğe dönük bütünlüklü bir karakter taşıması, meşru ve özsavunma mücadelesinin bütünlüklü ele alınmasını zorunlu kılıyor. Kadının cinsel ve toplumsal kimliğini ayrıştırma; cinsel kimliği üzerinde derinleştirdiği iktidar temelinde, toplumsal kimliğini sınırlandırma, anlamsızlaştırma ve denetim altına alma boyutunu görünmez kılmaktadır. Oysa, devlet ve egemen erkek aklının geliştirdiği bu ikili egemenlik sistemi, devletli uygarlığın ve hiyerarşik ilişkilerin temelini oluşturur. Toplumsal kimliğe vurulan pranga; ev-aile ile dört duvar arasına kapatma ve cinsel metalaştırma ile atbaşı gelişir. Liberal bireyciliğin, öz kimliğinden boşayarak, toplumsal-kültürel-cinsel metalaştırma ile yabancılaştırmanın aracına dönüştürmeyi, özgürleşme olarak algılama, bu gerçeğin diğer yüzüdür. Kadın bedeni, emeği, toplumsallığı topyekün, sistematik bir saldırı altındadır. Kadın kırımı olarak adlandırdığımız bu sistematik saldırıdan kurtuluşun tek yolu, radikal demokrasi ve demokratik sosyalizm mücadelesini geliştirmekten geçiyor. Slavoj Zizek; Kobanê Üniversitesi’nin son aylarda örgütlediği online seminerinde, demokrasiye yaklaşımın ve radikal demokrasiden ne anlaşıldığının yeniden tartışmaya ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Bu ihtiyaç, fikir-zikir-eylem birliğinde yaşanan kopukluk ve yorumlama biçimindeki aşınmayla ilgidir. Bu ihtiyacı en çok duyan, sömürü ve şiddetin ilk ve en çok kırıma uğrattığı kadın olmak zorunda. Tek kişinin hizmetine/egemenliğine sunulma ile herkesin egemenliğine/hizmetine açılma; “özel-kamusal alan” aldatmacasını hem feminist hareket, kadın özgürlük mücadeleleri hem Önder Abdullah Öcalan’ın kadın rönesansını gerçekleştiren düşünce-mücadele, kavram-kuram-kurum-eylem diyalektiği yeterince aydınlatmıştır.

Yeni manifestolarla yeni mücadeleye koyulmak

Bu anlamda köleliğe kapı aralayan özel-kamu-genel kadını olmanın, devletli kadın olma, iktidarı, egemenliği yaymanın en kullanışlı aracına dönüşme gerçeğini bir kez daha görmek ve sahte çözüm-özgürlük arayışlarından vazgeçmek hayati önemde… Liberal özgürlük anlayışı, ekonomik-siyasi krizini aşamayan devletli sistem tarafından sonuna kadar pompalanırken, bununla ömrünü uzatmak isteyen devlet-erkek sistemine karşı, hakikat arayışını toplumsal özgürlük mücadelesinde somutlaştırmak kader tayin edici önemde… Hukuksal eşitlik ve devletli sistem tarafından korunma arayışı ve mücadelesinin sonuna geldiğimiz, yetmediği, özünde bir aldatmaca ve kadını kendi sınırlarında tutma, iktidarını derinleştirme olduğu gerçeği, günlük faşizan uygulamalardan daha net anlaşılıyor. Kaybettiren, hep başa döndüren ve inançsızlık yaratan, irade kıran yol-yöntemleri iyi sorgulayan-aşan, öz bilinç, öz irade ve öz örgütlülüğe dayanan radikal özgürlük mücadelelerine yönelmek dışında, kadınların kurtuluşu mümkün değil. İktidarcı, devletli sistemle görünür ve görünmez bağlarımızı çözen, sorgulayan, düşünsel, yaşamsal, eylemsel radikalizmi, militanlığı göze alan bir kurtuluş umudu taşıyıcılığına soyunmak, tarihsel bir zorunluluk… Beynimize, yüreğimize ve bedenimize kazınan iktidar sınırlarını aşan, anlamlaşma, büyüme, güzelleşme temelinde sınırsız özgürlüklere açılan kapıları sonuna kadar zorlama zamanı… Yeni kadın manifestosuna duyulan ihtiyacın, dünya demokratik kadın konfederalizmine duyulan ihtiyaçla bağını kurabilmeliyiz. Yeni manifestolarla yeni mücadele yol ve yöntemlerine birlikte koyulmak; Doğu-Batı, Kuzey-Güney karşıtlığı ve kopukluğunu aşmanın zenginleştiren, büyüten ve güçlendiren sentezine inanmakla, anlamaya koyulmakla mümkün. Bu manifesto; radikal militanlıkla cinsel, kültürel, toplumsal kimliğe sahiplenmenin ve kadın kırımına ‘dur’ demenin yolunu aydınlatacaktır.