Kadın rengi ile şekillenen bir devrim

- İlham AHMED
246 görüntüleme

2 YPJRojava Kürdistan’ı ve Kuzey Suriye halkları olarak çok önemli, tarihi ve kader tayin edici bir süreçten geçiyoruz. Ölüm ve yıkım dışında bir şey getirmeyen savaş gerçeği ise hala devam etmektedir. Tabii ki tüm bu gerçekler ışığında Suriye halklarının geleceğini tayin etmek ve bu temel de gelişen tüm sorunlara doğru yanıtlar geliştirip, buna denk bir yaklaşım sergilemek  esas görevimizdir.

Ortadoğu ve Suriye’de yaşanan kriz birçok bölgeyi cehenneme dönüştürmüştür. Yaşanan bu krize rağmen bölge halklarının bir kısmı tarihi rollerini oynamış, mücadele etmiş ve modernitenin yeni dizayn politikalarına karşı direnmiştir.

Kuzey Suriye’de farklı halkları kapsayarak siyasi, toplumsal, kültürel ve öz savunma yapıları ile demokratik özerk sistem ele alınmış ve inşa süreci başlatılmıştır. Tabii ki Rojava’da bugün hayat bulan bu yeni sistem diğer bölgeler için de örnek teşkil etmektedir.

Herkes çok iyi bilmektedir ki, bugün yaşadığımız bu coğrafyada bir savaş var ve bu savaş 3. Dünya Savaşı’dır. Birçok farklı güç, Ortadoğu’da yürütülen bu 3. Dünya Savaşı’nda bölgede at koşturmakta ve kendi çıkarlarına uygun planlarını uygulamaya çalışmaktadır. Bu savaşın bedelini ise Suriye halkları ödemektedir.

Suriye’de, sözde muhalefet adına devrim çağrısında bulunan güçler, kendilerini dış güçlere dayamış, bölgeyi de satranç tahtasına dönüştürerek tüm Suriye halklarının başına bela olmuşlardır. Bizler ise Suriye’de yaşanan bu kanlı savaş ve çatışma halinin sonlanması için çabalıyor ve demokratik birlik içerisinde tüm  halkların kucaklaştığı bir Suriye’den yana duruyoruz.

Egemen güçlerin Suriye’ye dair köklü bir çözüm projeleri bulunmamaktadır. Astana görüşmeleri Türkiye, İran ve Rusya’nın ortak çıkar ve hesapları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu üç devletin gerçekleştirdiği bu toplantı çıkar toplantısından başka bir anlam ifade etmemektedir.

Türk devleti, Astana görüşmeleri ile El-Nusra gibi çetelere resmiyet kazandırma peşindedir. Buna karşı İran ve Rusya hükümetleri ise savaşın hafiflediği bölgelerin dışında kalan bölgelere müdahalede bulunmak için zaman kazanma peşindedir. Türkiye devleti ise bu anlaşma ile Demokratik Özerk Kuzey Suriye bölgelerinin istikrar ve güvenliğini darbelemeyi amaçlamaktadır.

Son dönemlerde bazı planlar Türk devletinin hesapladığı gibi olmadı. Örneğin Türk devleti daha fazla göçlerin yaşanmasını istiyordu. Planları tutmadı, yaşanan göçleri her fırsatta Avrupa devletlerine karşı baskı aracı olarak kullanıyordu. Halen de kullanmak istemektedir. Aynı zaman da YPG’nin Doğu Fırat sınırındaki varlığından, yine YPG’nin Fırat’ın batısında savunma hattı oluşturmasından da son derece rahatsızdır. Yine YPG’nin Efrîn, Til Rifat ve diğer bölgelerdeki hakimiyetini de hazmedememektedir.

Kaybeden faşizm ve işbirlikçilik olacak

MANSETAKP-MHP faşist ittifakı ve ortakları, Minbic ve Efrîn’e saldırarak Kuzey Suriye’de ortaya çıkan iradeyi yok etme peşindedir. Şengal’de ise Türk devleti adına aynı politikayı KDP yürütmektedir. Yani Şengal’de yaşananlar, Kuzey Suriye’ye yönelik geliştirilen saldırılardan bağımsız değildir. Şengal’e yönelik saldırı ve işgal girişimi, bir anlamda Kuzey Suriye’ye dönük  sindirme ve işgal girişiminin devamıdır. Ama aynı zamanda Şengal’de gelişen özgür Êzidî iradesi ve Êzidîler öncülüğünde gelişmekte olan demokratik sistem hedeflenmiştir. Bu iki saldırı, faşist AKP ve onun işbirlikçisi KDP’nin yandaş ya da çeteci güçler ile ortak, kapsamlı, imhaya dayalı bir konsepti devreye koyduklarını göstermektedir. Ancak mevcut gerçeklik AKP-MHP faşist ittifakının ve onların en büyük destekçisi olan KDP’nin tüm işbirlikçiliğine, ihanetine rağmen kaybedeceğini göstermektedir. Bu politika kaybetmeye de mahkumdur.

Bugün bölgede gerçekleştirilen en önemli hamlelerden bir tanesi, özellikle Rojava devrimi ve Kuzey Suriye açısından yürütülen Rakka hamlesidir. Rakka hamlesi Rojava’da yaşayan tüm halklar, özellikle Suriye halkların birliği için büyük anlam ifade etmektedir. Bu hamle federasyon sisteminin birleşmesinde de önemli bir role sahiptir. Suriye’nin demokratikleştirilmesinde büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda Rakka operasyonunu doğru okumak çok önemlidir. Rakka operasyonu sadece askeri bir hamle olarak değil, siyasi ve toplumsal kazanımlar ile birlikte doğru ele alınıp doğru okunmalıdır. Dikkat edilirse Rakka operasyonunun Türkiye ve ona bağlı çeteler tarafından yürütülmesi için Türk devleti yoğun bir çaba sarfetti. Ancak, AKP iktidarının radikal islam çizgisi ve yürüttükleri İhvanist politikalar sonucu bu istekleri kabul görmedi ve bu nedenle ortak operasyona Türkiye dahil edilmedi. Çok açıktır ki, Türk devleti, Kürt kırımını tamamlanmak ve elde edilen Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla bu hamleye katılmayı kendilerince önemli görüyordu. Zaten sonradan ortaya çıktı ki; AKP iktidarı, Kürdistan Özgürlük Hareketi başta olmak üzere, Kürt kırımını gerçekleştirmek amacıyla ABD’den etkili silah talebinde bulunmuş, ancak bu talep kabul görmemiştir.

Kısacası, Türkiye’nin Rakka hamlesine katılmayacağı netlik kazanmasına rağmen, Türkiye yine de kendisine bağlı çeteleri bu hamleye dahil etmek için yoğun bir çaba sarfetmektedir. Rakka hamlesi başarıyla sonuçlanınca elbette birçok sorunun çözümü de gündeme girecektir. O zaman hem Kürt kazanımlarına karşı tehdit oluşturan hem de uluslararası alanda sorun oluşturan İran ve Türkiye gibi güçler etkisiz kılınacaktır.

6 yıllık çatışma ve kriz ortamından sonra, Demokratik Federal Suriye projesi daha fazla netlik kazanmakta ve önemi ortaya çıkmaktadır. Birçok güç, kendi çıkarlarına göre Suriye’yi parçalamak ve bölgenin demografik yapısını değiştirmek istiyor. İşgalci Türk devleti ise  aynı tarihte Dabık savaşında Kuzey Suriye’ye girmiştir. Bununla birlikte Osmanlı dönemi hayalini kurarak, o döneme geri dönme hülyalarına kapılmışlardır. İran ve benzeri güçlerin de işgal girişimleri söz konusudur.

Bu işgalci güçlere karşı pratikte en büyük cevap Kuzey Suriye’nin Demokratik Federal Sistemi’nin inşası olacaktır. Bu sistemde tüm halkların özgür toplum ve kültürünü kapsayan stratejik yaklaşım ve Suriye kimliğine saygı, özgür vatandaşlık gerçeğinin değer kazanmasını beraberinde getirmiştir.

Şunu artık çok net görmekteyiz ki; Suriye Arap Cumhuriyeti’nin adının değişmesi ve Demokratik Federal Suriye Cumhuriyeti olarak ifade edilmesi halklar açısından en gerçekçi tanımdır. Çünkü bu sistem Suriye’de yaşayan tüm halkları kapsayan bir sistemdir. Herkese, tüm inançlara ve kesimlere kucak açan bir sistemdir. Bu açıdan Suriye, Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde öncü bir role ve misyona sahiptir. O yüzden de; Suriye’nin demokratikleşme süreci doğru, tüm renkleri kapsayacak bir biçimde gelişmeli ve halkların kültürel zenginliğini açığa çıkarmalıdır.

Rojava devrimi kadın iradesi ile anlam buldu

3 YPJBütün bu gelişmelerin içerisinde en önemli gelişme ve atılan en önemli adım ise kadının aktif bir biçim de devrime katılımıdır. Suriye’de elde ettiğimiz tecrübeden yola çıkarak, ispatlanmıştır ki iradesiz kadın her türlü baskı ve teslim alınma ile karşı karşıya kalan kadındır.  Bugün görüldüğü gibi bölgenin her yerinde yüzlerce kadın, çeteci güçler tarafından rehin alınmış, ortaçağı aratmayan yöntemlerle köle pazarlarında satılmıştır. Bütün bu yaşananlara en iyi yanıt ise kadının çelikten, güçlü ve yılmayan bir iradeye sahip olmasıdır. İradesiz kadın, günlük olarak erkek egemenlikli sistem tarafından baskı ve şiddete maruz kalan kadındır. Elbette Suriyeli kadınlar çok büyük acılar yaşadı. Bütün bu acılara ve yaşanmışlıklara rağmen kendi devrimini başlattı ve çok anlamlı gelişmeler sağladı. Kürt kadını savaşın en önde mevzilerinde direndi, direnişin sesi oldu. Bugün kadınlar, Suriye’nin demokratikleşmesinde en dinamik güçtür. Kadınsız devrimin başaraya ulaşması da mümkün değildir.

Bu gerçekliğe rağmen de kadına yönelik şiddet devam etmektedir. Bu noktada kadına yönelik şiddete dikkat çekmek istiyorum.

Bugün dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddet gündelik bir olay olarak karşılanmakta ve şiddete maruz kalan kadına da bunun “normal” olduğu kanıksatılmaktadır.  Bizler ise her yerde karşılaştığımız şiddeti sıradan bir haber olarak görüp, üzerinden geçiyoruz. Toplumda sıradan bir hal alan şiddeti salt fiziki saldırı olarak algıladığımız için çoğumuz şiddete maruz kaldığımızı bile anlamıyoruz. Oysa ki şiddetin en zor ve tehlikeli boyutu, kadına yönelik düşünsel ve psikolojik şiddettir. Düşünsel ve psikolojik şiddet, fiziksel şiddetten daha az değildir. En büyük şiddet düşünsel şiddettir ve bu da bozuk bir ruh, bozuk bir beden demektir.

Düşünsel şiddet, ideolojik olarak kadını hedeflemek, toplum içerisinde adaletsizliği ve eşitsizliği beraberinde getirmektedir. Psikolojik şiddet ve onun aracı olarak kullanılan argümanlar ise iki cins arasında düşmanlığı körüklemektedir.

Özcesi; şiddet farklı boyutlarda gelişebilir. Fakat şiddet şiddettir ve ne şekilde olursa olsun sonuç bakımından birbirilerinden hiç bir farkı yoktur. Yani şiddetin her türlüsü  kadını olumsuz etkilemektedir. Kadına yönelik şiddet iki cins arasında gelişen sınıflaşmadan kaynaklanır. Ki, bu da tüm dinlerde öne çıkmakta ve şiddetin en önde gelen nedenlerinden biridir. Birçok ülke veya kişi dini, şiddetin bir aracı olarak kullanmaktadır. Dikkat edilirse içerisinde yaşadığımız bu sınıflı toplumda güçlü olan taraf diğeri üzerinde üstünlük sağlama peşindedir. Üstün taraf erkektir ve üstünlüğünü kadın üzerinden gösterir. Bunun için de her türlü şiddet aracını devreye koyar ve egemen zihniyetini kadına uyguladığı şiddet üzerinden toplumun tüm gözeneklerine sindirir. Bugün bu zihniyet kapitalist sistem olarak tüm dünyayı sarmalamaktadır. Erkek egemenlikli ve iktidarcı zihniyet yarattığı bu gerçeklik sonucunda her iki cins arasında uçurumlar oluşmuş ve bunun sonucunda kadına yönelik şiddet tırmanarak hız kazanmıştır. O yüzden de kadın olmadan toplum değişmez, kadın olmadan devrim gerçekleşmez.

Örgütlü kadın örgütlü toplumdur

4 YPJKadın olmadan toplumun yeniden inşasını düşünemeyiz. Dediğimiz gibi kapitalist sistem erkek egemen ve iktidarcı zihniyetten beslenir. Ve bu iktidarını şiddet yoluyla kadına kabullendirmek ister. Hedef her açıdan yine kadındır.

Bugün kadına yönelik tüm yasa ve politikalar değiştirilemez yasa ve politikalara dönüştürülmüş durumdadır. Toplum, kadına, kadın değerlerine karşı olan yasalarla  yönetilmektedir. Dolayısıyla kadına karşı uygulanan yasalar aynı zamanda topluma karşı da uygulanmaktadır. Bu şiddetin ortadan kalkması için dünyanın bir çok yerinde gelişen devrimlere kadınlar katılmış ama daha devrim gerçekleşmeden kadınların hakları tekrardan ellerinden alınmıştır. Elbette bu bir deneyimdir. Bu deneyimden kadınların çıkarması gereken temel ders ise örgütlenmedir. Ne olursa olsun örgütlülüğünü bozmamasıdır. Yani deneyimin bilinç ve örgütlülükle yoğrulması gerekmektedir.

Bu kuşkusuz kolay değildir. Ama imkansız da değildir. Kadınların; söz, eylem ve tarihi bir bilinç bütünlüğüne, kendi tarihlerini açığa çıkarmaya ihtiyaçları vardır. 5 bin yıllık kadın tarihini iyi irdelemeli ve anlamalıdır. Kadın kendi tarihini bilmezse, kendi özgürlüğü için doğru mücadeleyi veremez.

Kadın kendisi ile birlikte erkeği de özgürleştirmeyi hedeflemeli. Erkeğin mutlak anlamda ataerkil zihniyetten arındırılması ve gerçeği görmesi sağlanmalıdır.  Son 6 yılda Rojava Kürdistan’ında kadın özgürlük mücadelesi bir düzeye ulaştı. Savunma amaçlı birçok kurum ve örgüt oluşturdu.

Unutulmamalıdır ki, Rojava Devrimi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın devrimidir. Kürt kadınları bu devrim sayesinde bir çok kazanım sağladı, öz savunmasını geliştirdi. Kadın haklarında tutalım da çocuk haklarına kadar birçok konuda önemli adımlar attı. Yasal, anayasal düzenlemeler yaptı. Elbette toplumun bu yasaları bir bütün kabul ettiği söylenemeyeceği gibi komple hayata geçirildiği de söylenemez. Toplumda halen çok ciddi boyutlar eril, feodal ve sömürücü zihniyet hakimdir. Rojava’da buna yönelik güçlü bir mücadele yürütülmektedir.

Daha önce Suriye Kadın İnisiyatifi çerçevesinde belli bazı tartışmalarımız oldu. Kadınların demokratik Suriye’de daha eşit, söz hakkına sahip, katılımcı olması gerektiğini dile getirdik. Şimdi kadınlar toplumda kilit bir rol oynuyor. Bu rolü kadınlara erkekler ya da  Suriye rejimi vermedi. Kadınlar bunu amansız bir mücadele ile sağladı. Bunun için biz kadınlar, Suriye Kadın İnisiyatifini önemli buluyoruz. Ve Demokratik Suriye’nin inşasında da önemli katkılarımız olacağı inancındayız. Kadınların katılmadığı bir inşa sürecinden demokratik ve özgür Suriye’nin çıkması mümkün değildir. Birleşmiş Milletler (BM) ile gerçekleştirdiğimiz birçok toplantıda da defalarca kadına yönelik şiddeti gündeme getirip, DAİŞ çetelerinin kadına yönelik kırım politikasını tartıştık. Özellikle Êzidî kadınlarımızın yaşadığı vahşeti, göçmen kamplarında kadınların maruz kaldığı taciz ve tecavüzleri gündeme getirerek çözüm aradık.

Elbette ataerkil zihniyetin halen hüküm sürdüğü, savaş ve yıkım ortasında kadın rengiyle gerçekleştirilen bir devrimin yükü ağırdır. Savaşın ortasında devrimin inşasını gerçekleştirmek oldukça zordur. Fakat kadınlar olarak bu zorlukların üstesinden gelecek, devrime denk bir mücadeleyi geliştireceğiz. Rojava Devrimi, Demokratik ulus projesinin bir hayal olmadığını herkese gösterdi. Bu devrimin temel dinamiği olan kadınlar aynı zamanda  Demokratik Suriye Konfederalizmi’ne gelişimine de öncülük edecektir.