Kadına yönelik her şiddet bir politikanın ürünüdür

- Ceren Şimşek
242 görüntüleme

Erkekler 2016 yılında 175 kadını öldürdü, 83 kadına tecavüz etti, 279 kadın ve kız çocuğunu taciz etti, 242 kadına şiddet uyguladı.

1Ayşegül Terzi, erkek şiddetine maruz kalan kadınlardan birisiydi. Bindiği otobüste bulunan Abdullah Çakıroğlu tarafından “şort giyenler ölmeli” diyerek şort giydiği için tekmeli saldırısına uğramış ve yaralanmıştı. Daha sonra yakalanan Çakıroğlu, savcılıktan serbest bırakılmış ve emniyetten çıkarken “islam hukukuna uygun davrandığını” söylemişti. Daha sonra yaratılan kamuoyunun baskısı ile yeniden yakalanan Çakıroğlu, “halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek” suç isnadıyla tutuklandı. Bunun üzerine günler boyunca süren tartışmalara şahit olduk. Ve bu tartışmalarla beraber maruz kaldığımız iktidarın yoğun eril söylemleri…

Nasıl mı?

Yıllar boyu AKP iktidarının cinsiyetçi politikasının bir ürünü olan eril söylemleri gibi;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “kadınla erkeği eşit konuma getirmek fıtrata terstir” demesi,

Bülent Arınç’ın meclis kürsüsünden HDP milletvekili Nursel Aydoğan’a “bir kadın olarak sus” demesi,

Yine Bülent Arınç’ın “kadın iffetli olacak, kahkaha atmayacak” demesi,

Son olarak Binali Yıldırım’ın “itaat et rahat et” demesi ve Ayşegül Terzi’nin maruz kaldığı şiddet olayından sonra yine Binali Yıldırım’ın, erkeğe “hoşuna gitmeyebilir, mırıldanırsın” diye tavsiye vermesi…

MIRILDANAMAZSIN

2Toplumdaki yaygın eşitsizlik söylemleri tüm bu şiddetin yükselmesine neden olmakta, yargısı, medyası, devleti her bir koldan kadınları şiddete ve nefret söylemlerine maruz bırakmakta ve böylece bu mekanizmalar aracılığı ile şiddet meşrulaştırılmaktadır. Toplumsal yapının erkek egemen zihniyeti nedeniyle kadınlar aşağılanmakta ve ikinci sınıf insan muamelesi görmektedir. Ne yazık ki bu zihniyet devletin ve iktidarın yansımasıdır.

AKP iktidarı sürecinde yaşanan erkek şiddetinin hiçbiri tesadüf değildir. Erkek şiddeti, kökünü binlerce yıllık erkek egemen sistemden almaktadır, bugün ise en büyük motivasyonlarından biri olan islamcı gericilik, AKP iktidarının toplumsal düzene dönüştürmek istediği sistematik bir sorundur. Bu iktidar kadınları kamusal alandan dışlamaya ve “ne giydiğine, nereye gittiğine, ne istediğine” kullandığı eril söylemlerle baskı yaratmaya çalışmaktadır.

İktidarın, sistematik bir şekilde kullandığı ve dayattığı eril söylemlerin hepsi politika ürünüdür. Kadınların değil de yine erkeklerin mağdur olması üzerine kurulmuş politikalar. Bir kadının yaşadığı cinsel saldırı sonrası bir çok zorluğu göğüsleyerek şikayetçi olması durumunda ve ya bir kadının boşanmak isteyerek kendi hayatı hakkında karar vermek istemesi üzerine öldürülmesi durumunda belki erkeklik gururunu (!) zedeleyici (!) beyanlarda bulunduğu (!) için erkeğin haksız tahrik ya da iyi hal indirimi alması çok büyük ihtimaldir. Bunun sebebi AKP’nin cinsiyetçi politikaları ve eril söylemleridir.

Kadın düşmanlığının cesaretlendirilmesi…

Düşünün, bir toplum kendisine sistematik işkence uygulayacağı bir “cins” seçmiş, bu işkence kimse tarafından sorgulanmıyor ve cins kıyım yaşatılıyor. Bunun adı her yerde kadın katliamıdır. Bunu kabul etmek için toplu kadın katliamları gerekmemektedir. Her gün bir kadın şiddete maruz kalıyor ama öylesine kanıksanmış ki iktidar sahipleri “peki de ve sus” diye kadına akıl verirken erkeğe “mırıldan, geç” diyor. Yargı, bu politikalar ışığında kadına karşı şiddet davalarında ya toplum vicdanını tatmin edici cezalar vermiyor ya da cezasız bırakıyor.3

Şimdi kadının giderek yoğunlaşan bir şiddete nasıl maruz kaldığı çok net değil mi? İktidarın ve devlet aktörlerinin verdiği cesaret ile. Bu cesaretin topluma geçmesi üzerine her kesim hunharca kadın düşmanlığını sergileyebiliyor.

Nasıl mı?

Türkücü İzzet Yıldızhan bir röportajında “tokadı da şimdi şiddetten mi sayalım?” diyerek,

Çanakkale’de Boşanmış Mağdur Babalar Derneği Başkanı Muhammet Özen “ömür boyu hapse mahkum olacak babalar devlet eliyle cinayete zorlanıyor” diyerek,

Kuvayi Milliye teknik direktörü İzzet Kızgın, kadın hakeme “evinize gidip bulaşık yıkayın” diyerek,

İskendurun’da sevgilisinin taciz ve ölüm tehditlerine maruz kalan bir kadına, savcı “niye ilişkiye giriyorsun? Sonra bizi uğraştırıyorsun” diyerek.

İktidar şiddeti körüklüyor

İktida4rın sahip olduğu eril söylemler topluma öylesine sirayet etmiş olacak ki mahkemelerde, karakollarda, devlet kurumlarında, iş yerlerinde, otobüslerde vs. kadınların en temel hakkı olan yaşam hakkı tehlikededir. Bir ülke yönetiminin görevi kadını sömüren, ikinci sınıf vatandaş addeden, kadın olduğu için onun bedenine ve hayatına hükmetme hakkı veren politika ve söylemleri yaygınlaştırma değil, kadının eşit varlık ve haklarını inşa edecek politikalar düzenlemektir. Başbakan Binali Yıldırım’ın “mırıldanın” şeklinde erkeğe akıl vermesi kadının yaşam ve özgürlük alanlarına müdahalede bulunması demektir, şiddetin önünün açılması demektir. Ayşegül’ü tekmeleyen erkeğin gülerek ifade vermesi iktidardan aldığı cesarettir.

Sadece 2016 yılının Eylül ayına kadar 175 kadını öldürüldü, 83 kadına tecavüz edildi, 279 kadın ve kız çocuğu taciz edildi, 242 kadına şiddet uygulandı ve bu vahşet giderek yükselen bir ivme ile artmaktadır. Bu şiddetin ve eşitsizliğin artmasındaki en büyük sebep iktidarın şiddeti körükleyen açıklamaları ve kadın düşmanı politikalarıdır. Bugün eğer kadınların yaşadığı şiddetin karşısında bir nebze de olsa adalet sağlanabiliyorsa bu kadın mücadelesinin zaferidir.

İktidarın sistematik olarak sürdürdüğü ve politika haline getirdiği eril söylemlerinden uzak durması toplumsal dönüşümün sağlanması için bir adımdır. Bu adım ile uzun vadede toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu süreçte kadınlar, bu faşizan ve şiddet meraklısı iktidar zihniyeti ile mücadelesine devam edecektir.

Çünkü kadını bu mücadele özgürleştirecektir.