Kadının ve toplumun kendini inşa etme hamlesi: “Değişim ve özgürlük için sen de ayağa kalk”

- Gönül Kaya
277 görüntüleme

İçinden geçtiğimiz süreç insanlık ve özelde kadınlar açısından değişim ve dönüşüm fırsatlarının yakalandığı bir karaktere sahip. Siyasal, toplumsal, ekolojik, kültürel, düşünsel ve ruhsal alanlarda kapitalist modernite saldırılarının faşizm uygulamalarıyla kendini dayatması kadar, özgürlük, eşitlik, demokrasi arayışı ve ihtiyacını çok derin yaşayan halklar, kadınlar, kimlikler açısından da kendini yeniden inşa etme olanağının yakalandığı bir eşikteyiz. 

Ortadoğu başta olmak üzere Avrupa’dan Afrika’ya, Asya’dan Amerika’ya kadar mevcut erkek egemenlikli sistemin tüm maddi ve manevi kurumlaşmaları, kapitalist sistemin modernitesi, bunların yaşam alışkanlıkları ve biçimi toplumsal gerçekliğe karşı topyekün bir savaş ilanını yapmış bulunmaktadır. Devreye konulan sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel plan ve programlar ne dünyayı, ne doğayı, ne de toplumu yaşanabilir hale getirmişlerdir. Tam tersine günümüzde ‘sürdürülebilir bir yaşam ve ilişkiler sistemi ve düzeni’ kalmamıştır. Siyasal alandan ekonomik alana kadar bu sürdürülemez sistemde kadın kırımı, doğa kırımı, insan kırımı ve toplum kırımı çok yoğunca yaşanmaktadır. Durumun vahametini anlatmak için günlük yayınlanan haberlere bir göz atmak yeterli. 

Anne karnındayken öldürülüyorlar

Erkek egemenlikli zihniyet, onun inşa ettiği bilinç ve kurumlar her gün kadın katliamını dayatmaktadır. Geçen ay çıkan bir haberde, Hindistan’ın bir köyünde son 3 aydır doğan bebeklerden bir tanesinin bile kız olmaması dikkatleri çekmiş ve yapılan araştırma sonucunda bebeğin cinsiyeti kız olduğu için, daha anne karnındayken öldürüldüğü tespit edilmiş. Yine 9 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenmenin ‘dinen’ uygun olduğu safsataları “din adamları”nca televizyonlarda ve sosyal medyada utanmazca yayınlandı. Ekolojideki tahribatlarla ilgili haberler de gündemdeki yerini koruyor. Binlerce canlı türü son 50 yıl içinde yok olmuş, ormanlar sistematik bir şekilde kesilerek maden yataklarına kurban edilmiş. 270’i aşkın endemik türler olmak üzere yüzlerce bitkinin yetiştiği Dersim’deki Munzur dağları ve doğa parkı alanlarının bir bütünen maden aramacılığına açılması diğer  somut bir örnektir. Türk devletinin neoliberal politikaları, faşizm, işgal, talan ve savaş yoluyla devreye koymasına dönük örnekleri çoğaltabiliriz. 

Kadının, doğanın ve toplumun karşı karşıya kaldığı saldırılar çok yönlüdür. Kültürel yozlaşma, güdüselliğe hapsedilen ilişkiler, bireyi düşünmekten, soru sormaktan alıkoyan eğitim sistemi, salt para kazanmaya indirgenen yaşam, emek sömürüsünün zirveye vurması, kadının her türlü saldırıya karşı savunmasız bırakılması yüzyılımızın temel toplumsal sorunlarını ifade etmekte. Erkek, iktidar, insan (kapitalist modernite bağımlısı insan) merkezli düşünce yapısının ürettiği yaşam tarzı, kendi kendini yiyen, bitiren bir tabloyu ortaya çıkartmaktadır. Giyim-kuşama, cinselliğe, yeme-içmeye indirgenen yaşamın anlamı ve hedefi, sonuçta kendi kendini kırıma uğratan bir toplumsal gerçekliği yaratmaktadır. ‘İnsan nasıl insan oldu’ sorusu artık yerini ‘insan nasıl insan olmaktan çıkartıldı’ya dönüştü. 

Kapitalist yaşamın sürdürülemezliği

Üçüncü dünya savaşı bu anlamda sadece ulus devletler arasında yürütülmemekte, asıl olarak sömürgeci sistem güçleriyle demokratik-özgürlükçü toplum güçleri arasında yürütülmektedir. En temelde de ideolojik-kültürel-siyasal-ekonomik bir savaş olmaktadır. Bu savaşta direnmek, varlığını korumak kadar; özgürlüğünü sağlamak, mevcut bu sistemin tüm öğretilmiş olan zihniyetsel-yaşamsal ölçülerini-kurallarını reddederek, yeni, alternatif sistemi yaratmak için harekete geçmek vazgeçemeyeceğimiz bir görev olmaktadır.

Bireyin iktidarla bu denli haşır neşir olduğu başka bir dönem olmamıştır. Erkek egemenlikçi kapitalist sistemin bu denli toplumun ve bireyin hücrelerine kadar sızdığı, bilim ve tekniğin hiç bu kadar insana, kadına, doğaya karşı canavarlaştığı bir süreç olmamıştır. Kadının ve erkeğin hem kendisine, hem de birbirine bu kadar yabancılaştığı, salt güdüsel tatmin üzerinden buluştuğu bir dönem olmamıştır. Bunlar ve daha verebileceğimiz birçok örnek göstermektedir ki, erkek egemenlikli sistem ve kapitalizmin yarattığı bu krizli ve sorunlu gerçeklik sürdürülemez bir yaşamı ortaya çıkartmıştır. 

‘Ne yapmalı?’, ‘nasıl yaşamalı?’ soruları hala yanıt beklemekte. Mevcut iktidarcı, devletçi, erkek egemenlikli; dinciliğe, cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe ve bilimciliğe, özcesi faşizme dayalı sistemle artık yaşanamaz. Bu sistemin yarattığı tüm ölçüleri, alışkanlıkları, yasaları, gelenekleri, kuralları ve kurumları aşma zamanı gelmiştir. Özgür kadın, özgür birey ve özgür toplumun kendini, özgürlük ahlakına ve politikasına dayalı olarak yeniden inşa etmesi şarttır. Toplum kendini kendi öz değerleriyle inşa etmezse, geri dönüşü ve düzeltilmesi mümkün olmayan bir sonuca doğru gitmektedir. İnsanlık işte buna ‘kıyamet’ demiştir. 

‘Köle kadın-efendi erkek’ algısına karşı hamle

Avrupa Kürt Kadın Hareketi TJK-E bu tehlikeli gidişata ‘dur’ demek için bir hamle süreci başlattı. “DEĞİŞİM VE ÖZGÜRLÜK İÇİN SEN DE AYAĞA KALK’’ hamlesi toplumsal inşa hamlesi olarak başlatıldı. Egemenlikçi sistemin bir toplumsal mühendislikle inşa ettiği toplumsal cinsiyetçiliği, ‘köle kadın-efendi erkek’ sahtekarlığını, anti demokratik tüm uygulamaları, gelenek diye dayatılan tüm sömürü ve ayrımcılıkları aşmak, yine kadın ve erkeğin köleleşme merkezleri haline gelen ‘aile’ vb kurumları özgürlük ahlakı temelinde demokratikleştirmek bu hamlede öne çıkan amaçlar olmaktadır. Bunun için erkek egemenlikçi sistemin bizlere öğrettiği tüm ‘kadın ve erkek’ kişiliklerini masaya yatırmak, kölelik kodlarını çözmek ve aşmak önemli. Yine sahte özgürlük anlayışını içimize sızdıran ‘kapitalist sistemin’ kadın ve erkekte yarattığı ‘tüketici, bencil, bireyci, sadece kendini düşünen, toplumsallıktan ve onun ahlakından kopmuş, maddiyatçı, kültüründen uzak, özentili’ kişilikleri çözmek de hedeflenmektedir. Herkes içindeki, bilincindeki, ruhundaki, hatta fiziğine yansıyan kapitalist yaşam tarzını sorgulamalıdır. 

‘Sonsuz boşanma’ 

Erkek egemenlikli ve kapitalist sistem alışkanlıklarından ‘sonsuz boşanma’ hamlesi olarak da değerlendirebileceğimiz TJK-E hamlesi, kadın öncülüğünde, toplum olarak yaşamımıza, kültürümüze karşı ne kadar sorumluluk duyduğumuzu ortaya koyacaktır. Yine çevre sorunlarına, sosyal-toplumsal ve ekonomik sorunlara karşı aktif bir çözüm gücü olarak kadının, gençlerin, erkeğin bilinçli, örgütlü ve mücadeleci duruşunu açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda toplumumuzdaki her kadın, her birey bu hamlesel inşa sürecine katılmalıdır. 

SONY DSC

21. yüzyılı kadın mücadelesi ve özgürlüğü çağı olarak tanımlıyoruz. Bu hamle boyunca kadın kurtuluş ideolojisi, erkeği dönüştürme projesi, ailenin demokratikleşmesi, kadın ve erkeğin geriliklerden-iktidar ilişkilerinden kopuş projesi, özgür eş yaşam projesi yoğunca işlenecektir. Toplum olarak bu gündemlerle yoğunca tartışacağız. Herkes bir başkasından önce kendinden başlayarak inşaya katılacaktır. Kendimizle ve çevremizle, yine eşimizle, çocuklarımızla kurduğumuz ilişkiler maddiyatçı mıdır, bireyci midir, özgürlük ahlakına uygun mudur, vicdanlı mıdır, yoksa ezmeye-tekleştirmeye mi dayalıdır, özgür eş yaşam ilkelerine göre midir? Bu sorulardan başlayacağız. Değişim ve özgürlük için içimizdeki, zihniyetimizdeki, yüreğimizdeki, vidanımızdaki işgalci düşmanın karakollarını bir bir yıkacağız. Yerine yeni yaşam ilkelerimizi, demokratik, özgür ve eşitliğe, paylaşıma, ortaklaşmaya, birbirini tamamlamaya dayalı yaşam ahlakını ve kurumlarını inşa edeceğiz. Kominal yaşamı yeni aile modelinden başlatacağız.

Bu anlamda bu hamlenin en temel çalışması ideolojik çalışmalar olacaktır. Bunun etrafında Kürt toplumu olarak çevremizdeki diğer anti-kapitalist, anti-ataerkil, anti-sömürgeci kesimlerle, çevrelerle, dostlarımızla buluşmayı esas alacağız. Ülkemiz Kürdistan’ı işgal edenlere, talan edenlere karşı olduğu kadar, bu işgal ve talana göz yuman, ‘ortak olan’ kapitalist güçlere karşı kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojist Kürdistan Özgürlük Hareketini güçlü temsil etmek için gereken mücadeleyi vereceğiz. Evet şimdi ‘değişim ve özgürlük için’ ayağa kalkma, harekete geçme zamanı.