Kadının zamanı 

- Savana NUR
282 görüntüleme

KADININ ZAMANIZamanın duvarlara çarptığı ve insana “özgürlük zordur, kendi zamanını yaratamazsan özgürlüğün yoktur” dediği, bunu en yakıcı haliyle duyumsattığı yerlerin başında gelir zindan. Dönüp zindan tarihimize baktığımızda dışarıdaki özgürlüksel gelişme ile kendi gelişimimiz arasına mesafenin, uçurumların girdiği dönemlerin, kendi zamanımızı yaratamadığımız dönemler olduğunu görürüz. Devrim süreçleri farklıdır. Kendi zamanını yaratma ivedileşir. Değişim hızlanır, uçurumlar hızla büyür. Bulunmamız gereken yer ile bulunduğumuz yer arasındaki mesafenin büyüklüğünü anlamaya, kendi mekanımızdaki zamanın ne kadar bizim yaratımımız olduğunu çözmeye çalışıyorum. Genelimiz için geçerli bu ama, özelde biz özgürlüğün kadınları için.

Tüm dezavantajlarına rağmen zindanda kendi zamanını yaratmanın dışındaki devrimsel akışı yakalamanın, hatta bazen aşmanın mümkün olmadığını söyleyemeyiz. Mücadele tarihimiz bunu iade eden örnekler barındırmaktadır. Mazlum’ların, Kemal’lerin temsil ettiği yaratım çizgisi böylesi mucizevi bir gerçekleştirmedir. Bütün bir toplumun karşısında ahrazlaştığı, tarihsel gerçeği ve darbeyi daracık bir hücrede çözme ve aşmadır…

Kendi zamanını yaratma iradesi

Tarihimizin bu örneklerini hatırlamak en çok da son yıllarda yaygınlaşan; – ifade edilsin veya edilmesin ki çoğunlukla edilen- “Zindanda insan başka ne yapabilir ki? Salt benimle hiçbir şey değişmez, olup olmamam, yapıp yapmamam mücadelede bir şey değiştirmez” türündeki anlayışların geçersizliğinin farkındalığı için önemlidir. Ve aslında bu anlayışları bu yıllarda zeminimizde kendi zamanımızı ne kadar yaratabildiğimizin ve zamana hangi düzeyde kendi başarı rengimizi yüklediğimizin çarpıcı verileridir. Genelin ulaştığı sonuçlardan ders çıkarmak, yararlanmak önemli olmakla beraber, kendi zemininde çözmeyenin, kendi zamanını yaratma iradesini ortaya çıkaramayacağı da bir gerçek.

Egemen kodlanmaları çözmek

Biz özgürlüğün kadınları neden kendi yaşamsal esasımızdan, bizi biz yapan anlamdan böylesi bir uzaklaşma yaşadık? Neden ilk önce ve en çok susanlar biz olduk? Bunun “Çağımızda ideolojiler, partiler, devrimler, devrimci öncülükler dönemi sona erdi” anlayışıyla bağının olduğu açıktır. Bu anlayışın genel yapılanmayı çok derinden sarstığı, halkı ve hareketi örgütsüz, ideolojisiz ve öncüsüz bırakmak istediği bilinmektedir. Kadın Kurtuluş İdeolojisi karşısındaki duruşumuz da bundan etkilenmiştir. Egemenlik tarihinin yarattığı zihniyetti, kültürü ruhsal yapılanmayı genlere kadar işleyen şekillenmeyi, kodlanmayı çözmek ve aşma anlamına gelen Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ortaya konması tarihsel ve çok büyük bir iddiadır. Ancak eril egemenliğin tarihsel yapılanması ve süregelen derinlik düzeyi göz önünde bulundurulduğunda işin başında olduğumuz daha iyi anlaşılır.

Kadın devrimciliğinin yakıcılığı

 

Çağın bilim düzeyini aşma anlamına gelen devrimcilik, kadın söz konusu olduğunda daha da yakıcılaşır. Doğal toplumun bilimine rağmen verili bilmelerin tümünün eril zihniyete dayanmasından dolayı, kadın özgürlük çizgisi çok daha ileri bir bilmeyi, farkındalığı dönüşümü gerektirmektedir. Sınırlı hatta kapsamlı bir öğrenmeyle bile genlerimize kadar işleyen eril egemen zihniyetin şekillendirdiği verili kadın etkilerini, edindiğimiz kültürü, duyguları, psikolojiyi aşmak kolay olmayacaktır. Elbette kadınlarca çok ağır bedeller verildi. Bin yıllar da geçse yüzlerce kahraman kadın kişiliği unutulmayacak, asla inkar edilmeyecek bir düzeyde tarihe damga vurdular.

Kendini yeniden tanımlamaya cesaret etmek 

Tarihin en eski toplumsal sömürüsü cins sömürüsü olduğundan ve hiçbir sınıfsal, ulusal devrimin gerçekte kendi başına özgürlüğü getiremeyeceği tespitinden dolayı paradigmamız, cinsiyet özgürlüğüne ve devrimine dayanmaktadır. Tüm eril egemen yapılanmaları aşacak ana kadın kültürünü hedeflemektedir. Özgürlük mücadelesinde ulus ve kadın konusunda öncelik, sonralık diye bir şey yoktur. Kadın kurtuluş mücadelesinin daha uzun soluklu bir mücadele olduğu da açıktır.

Kendi zamanımızı yaratmak ve duvarların sınırlayıcılığını aşmak dedik. Ancak zindanlar söz konusu olduğunda hem iç dünyaların şekillenmesinde hem de gündem oluşumunda dışarıdan yansıyanın önemli olduğu açıktır.

En çok da biz kadınların umuda ihtiyacı var. Bu anlamda bu yıllarda kendi zamanımızı kayıp veya yaşanmamış saymıyoruz. Çünkü tüm zorluklarına rağmen tutunduk, taşıdık. Bugün kadın özgürlüğüne, insanlığın kurtuluşuna dair umudumuzun içini dolduracak bilme düzeyine, ikna imkanına her zamankinden daha fazla sahibiyiz. O halde eksik ve yanlışlarımızdan korkmadan kendimizi yeniden tanımlamaya cesaret edelim.