Kadınlara ait bir televizyon… Ama nasıl? 

- Nil GÜN
408 görüntüleme

Televizyon ekranlarında yayınlanan programların bir çoğunun kadınlara yönelik üretildiği bilinen bir gerçek. Kadınları ev içi emek olarak gören zihniyet, gündüz kuşağı programlarını da bu kadınlar için üretiyor. Akşam kuşağında yayınlanan dizilerde de yine en çok kadın izleyiciler hesaba katılıyor. Haber, ekonomi ve spor gibi konular erkeklere, magazin, dizi, sağlık gibi konular da kadınlara yönelik gibi bir algı yaratılarak cinsiyet ayrımı pekiştiriliyor. En son yayınlanan Kalkınma Göç ve Sosyal Politikalar Merkezi Derneği (DEMIS) raporu da bunu doğrular nitelikte. Özellikle tartışma programlarında kanaat savuran adamların arasında neredeyse hiç kadınların sesine yer verilmiyor.

Türk televizyon kanallarının, en çok izlenen, dolayısıyla en çok para kazanan olmak ve devlet ideolojisini en iyi yansıtan kanal olmak dışında pek bir amaçları yok gibi. Bu amaçlar doğrultusunda belli formatlar icat edilerek kadınların önüne sunuluyor, böylelikle “tüketici” ve “devlet geleneklerine uygun” kadınlık halleri belirginleştiriliyor. Nasıl mı? Birkaç başlıkla örnekleyelim! 

Havuz medyası ekranları kadınlara ne mesaj veriyor

Örneğin, bir zamanlar çok tutulan ve haftanın her günü farklı bir yarışmacının yemek pişirdiği ve diğer yarışmacıların da ona puan verdiği program formatı, siyasi iktidarın evlilik programlarını yasaklaması ile birlikte gelin-kaynana konsepti ile birleştirilmiş. Farklı kanallarda ufak farklarla yayınlanan bu programlar, gelin ve kaynanaların takım olarak yarıştığı, gelinlerin yemek yaptığı, kaynanaların ise bu yemekleri tadarak puan verdiği bir içerikte. Sonunda ise para ödülü var. Bu programlarda kadınların sadece kendi evli oldukları erkeklerin annelerine değil, diğer yarışmacıların evli oldukları erkeklerin annelerine de itaat etmeleri bekleniyor. Genç kadınlar sofraya oturtulmuyor, sadece hizmet etmekle yükümlü bırakılıyor ve üstelik de en ağır eleştirilerin hedefi oluyor. Sonunda kazanılan para ödülüne de çoğu zaman yemekleri yapan kadınların evli olduğu erkeklerin anneleri el koyuyor. Bu derin hiyerarşi yeniden yeniden üretilerek her evdeki sözde gelin-kaynana ilişkilerine açıkça müdahale ediliyor. Evlilik yoluyla kadınların erkeğin ailesine ev içi ücretsiz bakım emekçisi olarak istihdam edildiği anlaşılıyor. Belki de en kötü yanı, gelin kaynanaya, yarışmacı gelinler birbirine, kısaca kadın kadına kırdırılıyor. Bu sonsuz laf sokma yarışının tek kazananı ise kadınların yok sayıldığı geleneksel Türk aile yapısı ile kanallar oluyor. Bunu izleyen kadınlar oğullarının evli oldukları kadınlara hangi şekillerde davranma hakkını kendilerinde görüyor bilemiyoruz, ancak tahmin edilmesi bile ürkütücü.

Acıları suistismar eden programlar

Bu programlar sadece bir örnek. Özellikle sabah kuşaklarında magazin, ünlü insanların hayatlarına dair bulunulan cinsiyetçi yargılar, kadınlara belli beden formlarına girmelerini öğütleyen diyet programları, evlerindeki mobilyaları inceleyip yorum yapmalar ekranlarda kol geziyor. Tabi bir de kolluk kuvvetleri ile doğrudan birlikte çalışan ve kadınların yaşadıkları mağduriyetleri, acıları, kayıpları alıp vahşice didik didik eden, günlerce uzatan, ağlatan programlar var. Özellikle Van’da yaşanan deprem sırasında hayatını kaybedenlere ırkçı gerekçelerle sevinmesinden hatırladığımız sunucu (Müge Anlı/ATV) bu programların mafyatik lideri haline gelmiş vaziyette. Kaybolan çocuklar, öldürülen kadınlar ve türlü çeşit aile dramaları bu programlarda siyasi bağlamından kopartılarak kadınlara korku vermeye hizmet edecek şekilde kullanılıyor. Yıllardır her gün aynı vakalara bakmasına rağmen nedense her bir olay münferit olarak ele alınıp; çocuk istismarcıları, kadın katilleri yargılanmaz ve cezalandırılmazken, her ne hikmetse bu program olaya el attığında kolluk kuvvetleri bir anda ellerinde sihirli değnek varmışcasına sorunu çözüyor. 

WOMAN TV mi?

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de nur topu gibi bir WOMAN TV’miz oldu. Türkiye’nin tek kadın televizyon kanalı olma iddiası ile geçtiğimiz 24 Aralık’ta  yayın hayatına başlayan bu televizyon kanalının en dikkat çeken özelliği ise bir erkek tarafından yönetilmesi ve yayın çizgisinin erkek aklıyla belirlenmesi. İktidarın yanı sıra, özel sektör ve girişimciler çevresince desteklendiği belli olan bu kanalın şu ana kadar yaptığı yayınlara bakarak nerede durduğunu söylemek mümkün. 

Woman TV, gerek dünyada ve gerek Türkiye’de kadınların uzun yıllar boyunca verdikleri zorlu mücadeleler sonucunda ancak kendisini mümkün edebilirdi, yani bu görünürlük ve kadınları ilgilendiren siyasi meselelerin bu kadar yüksek sesle konuşulabilmesi kimsenin kimseye verdiği bir lütuf değil. Peki Woman TV bu kadın mücadelesinin neresinde ve bu mücadelenin ne kadarını ekranlarına taşıyor? Bunun sadece bir kısmını ekrana taşımasının bile kendisini eleştirilerden azade tutacağını düşünüyor olmalı, yani kadınların haklılığını kendine siper etme durumu. Ancak bu yeterli olmayacak çünkü Woman TV’ye yönelteceğimiz eleştirilerin çoğu neyi gösterdiğine değil neyi göstermediğine, göstermemeyi tercih ettiğine dair olacak. 

Woman TV’de neden Flormar işçileri yok?

Bir hafta boyunca günün üç farklı saatinde yarımşar saat Woman TV izleyerek yayın politikasına dair bir veri derlemeye çalıştım. Ortaya çıkan tablonun ilginç yanlarına gelirsek, yeni yıl öncesi nasıl bir yılbaşı saçı ve makyajı ile dışarı çıkmalıyız temasından bahsetmek isterim. Kadınların hepsi olmasa da bir kısmı bu temayla ilgilenebilir, derdim de bununla ilgili değil zaten. Bu kanalın neyi göstermediğiyle daha çok ilgileniyorum. Ve uzun süredir sendikal hakları için mücadele eden Flormar işçileri aklıma geliyor. Woman TV bir kadın televizyonu, ama aylardır birçok engellemeye rağmen direnen “Flormar değil direniş güzelleştirir” ve “Flormar ürünlerine boykot” diyen kadınlar kendilerine yer bulamıyor. Acaba kadın işçilerine yönelik hak ihlallerinde bulunan bir şirketin ismini bu şekilde telaffuz etmek Woman TV için neden mümkün değil?

Benzer bir örneği de yine Aydın’ın Kızılcaköy ilçesinde yapılması planlanan Jeotermal Santrale karşı direnen köylüler oluşturuyor. Bahsi geçen santrali yapmaya çalışan GÜR-İŞ şirketine karşı gece gündüz çadırda nöbet tutan, topraklarını, hasatlarını ve hayvanlarını korumaya çalışan kadınlar da Woman TV’de yok.  “Doğal ve sağlıklı beslenmek, formumuzu korumak için nelere dikkat etmeliyiz” sorusunun cevabı ile “santralden dolayı toprağımız, suyumuz ve havamız zehirleniyor, ürünlerimizi hasat edemiyoruz” sorunsalının cevabı ne kadar da birbirine yakın aslında. 

Woman TV’de siyaset de yok

2019 yılına girerken ve yılın ilk haftalarında en çok tartışılan konulardan birisi de ekonomik kriz olabilir mi acaba? Burçlara göre 2019’da sizleri neler bekliyor? Ben söyleyeyim, iki yol görünüyor, biri uzun. Biri baskı, gözaltı, şiddet, işsizlik ve güvencesizlik, öbürü de direniş ve mücadele. Ama Woman TV’nin astroloji uzmanları geleceği farklı okuyor olacak ki bunları öngöremedi.

Bunların yanısıra Woman TV’de siyaset de yok. Kadın olma halinin, kadınların yaşadıklarının siyasi partilerden, hükümetten ve hatta devletin kendisinden bağımsız ele alınması mümkünmüş gibi. Örneğin, “ilk defa mecliste bu kadar çok kadın vekil var” cümlesi kurulabiliyor ama o kadın vekillerin oraya hangi siyasi parti, hangi toplumsal hareketler içerisinde verdikleri bedeller sonucu girdikleri, girdikten sonra ne gibi politikalar yürüttükleri Woman TV’nin konuları arasında yer almıyor.

Son olarak, Türk devletinin politikalarına ve diğer kanalların yayınlarına paralel olarak bu kadın televizyonunda aslında ülkedeki kadınların birçoğunun adı bile geçmiyor aslında: Kürt kadınlarının mesela. Şaşırmamakla birlikte üzerinden de atlayamayacağımız bu gerçek, Türkiye’deki kadın mücadelesinin aktif özneleri olan Kürt kadınlarının dilleri, kimlikleri, yaşadıkları baskılar ve bu baskılar karşısında ilerlettikleri direniş çizgisi olmadan çizilen bir “kadın portresi”nin nereye varabileceğini sorgulatıyor bize. 

Bütün kadınların JIN TV’si var

Halbuki, Ocak ayı başında gerçekleşen Türkiye Kadın Buluşması’na İstanbul’dan, Mersin’den, Amed’den katılan Türkiyeli ve Kürdistanlı kadınlar birlikte mücadele ettiklerini, birbirlerinin kızkardeşi olmayı istediklerini gösterdiler çoktan. Herkesin derdi baskılara rağmen bu birlikteliği nasıl daha da ilerletebiliriz noktasına gelmişken, meseleyi “yok sayma” noktasına kadar geri götüren bir medya projesi Türkiye’de kadınların sesi olabilir mi gerçekten?

Farklı bedenlere, farklı yaşlara, farklı dil, kültür ve inanışlara sahip kadınlar, LGBTİ bireyler olarak yukarıda anlattığımız tablodan ötürü çok da üzülmemize gerek yok aslında. Çünkü Woman TV’den çok önce bizim televizyonumuz, yani kadınların kanalı çoktan yayına başladı aslında: Feministlerin, direnenlerin, Kürt kadınlarının, aslında bütün kadınların JIN TV’si var. 

8 Mart 2018’de test yayın formatı ile yayın hayatına başlayan JIN TV, 30 Haziran 2018’de normal yayına ve 14 Ocak tarihinden itibaren de canlı yayına geçti. Arapça, Türkçe ve Kürtçe haberler canlı olarak izlenebilirken, gün içerisinde de bu dillerde tartışma programları, röportajlar, kısaca kadına ve hayatın birçok alanına dair pek çok şey bulmak mümkün. Bunun daha da zenginleşmesi ve “kadına dair her şeyi bulmak mümkün” noktasına gelmesi ise bizlerin elinde. 

Tıpkı varolan eril devlet sistemine rağmen kadın özgürlüğünü kendi demokratik toplumsal yapılarımızın içerisinde örgütlemenin, pratiğe geçirmenin, yaşatmanın ve savunmanın bizlerin elinde olması gibi.