Kadınların çıkarı özgürlüktedir

- Zerya GÜL
119 görüntüleme

21. yüzyıla kadın yüzyılı iddiasıyla girdik. 21. yüzyılın kadın yüzyılı olacağı tespitini yapan Önder Apo’ya karşı geliştirilen komplo, esaret ve tecrit 21 yılını geride bıraktı. Yeni yüzyıla Önderliksiz, özgürlüksüz ve soykırım kıskacında girmemizi planlayanlar, başta Kürt halkı ve kadınlarını dize getirme amacındaydı. Sahte barış görüşmeleri ve komplolarla hızla sonuç almak istediler, ama düşündükleri gibi olmadı. Olmadığı gibi, Kürdistan’ın Rojava parçasında giderek Suriye, Ortadoğu ve dünya halklarını etkileyen bir devrim, kadın devrimi olarak gerçekleşti. Özgür yaşam ve gelecek umudu taşıyan tüm insanlığın buluşma noktası ve faşizme karşı ortak direniş cephesi oldu, en çok da kadınları etkiledi.

Kadın dostu ve yoldaşı Önder Apo tecrit edilirken, dünya siyasetini yönlendiren başkanlar, devlet temsilcileri, halklara ve özellikle kadınlara düşman, tacizci ve tecavüzü meşrulaştıran erkek profillerden seçiliyor. Trump ve Erdoğan gibi devlet başkanları, koyu faşizmin temsilcileri olarak halklara kan kustururken, kadınla ilgili ağızlarından çıkan her söz ve karar aşağılama, taciz etme, tecavüze teşvik etme ve tecavüzcüleri korumaya dair. Kadınları kölelik sınırlarına çekmenin ve aile-yaşam ölçülerini belirlemenin günlük perspektifini veren erkek-diktatör rolündeler.

Biliyor olsak da tecavüzcü sistemin arka bahçelerinde yetiştirilmiş DAIŞ çetelerinin gerçek temsilcisinin erkek egemen dünya ve devletler olduğunu açıktan gördük. En çok kadından intikam almak isteyen bu devletlerin ve çetelerinin, direnen ve özgürlük ruhuyla güzelleşen kadınlara düşmanlığı; egemenlikle özgürlüğün kan uyuşmazlığından kaynaklı. Çizilen kölelik sınırlarını reddeden kadın, kim ve nerede olursa olsun katli vacip. Savaş cephesinde, siyasetin içinde, ihtiyaca cevap veren bir toplumsal özgürlük alanında, evinde… En son 2019’un 9 Ekimi’nde başlayan Serêkanî ve Girê Spî savaşı sürecinde katledilen Hevrîn Xelef, Amara ve Yadê Aqidê’ler saldırının, intikam ruhuyla dolu, tarihi bir düşmanlığı icra ettiğini gösteren nitelikte.

Erdoğan kadınları eski kafesine çağırmakta

DAIŞ’e biçilen rolle Erdoğan’a biçilen rol aynı, yöntemleri farklıdır sadece. Erdoğan gittiği her yerde yaptığı konuşmayı, halka sesleniş konuşmasına dönüştürmekte, kadına sınır çizmeye dair bir başlığa mutlaka yer vermektedir. Önder Apo’nun kadının özgürleşmesi, güzelleşmesi, gelişmesi, güçlü bir savaşçı ve direnişçi olmasına dönük emeği, günlük ilgilenme biçimini taklit etmekte, tersinden kölelik mesajlarıyla kadını çıktığı özgürlük alanlarından eski kafesine çağırmaktadır.

Önder Apo’nun özgürleştirici emeği, çabası ve perspektifine karşı, kölelik kanunları oluşturulmakta ve Erdoğan’ın ağzından tüm Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve dünyaya duyurulmakta, herkes hizaya getirilmek istenmektedir. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin direnen, özgürlük ruhuyla güzelleşen ve savaşan kadınlarının Ortadoğu ve dünyaya umut olmasının önünü almak istemekteler. Bu sınırları kabul etmeyen kadınlar “ahlaksızlık”la tabir edilmekte, en büyük ahlak düşmanları, ahlak bekçiliğine soyunmaktalar… Tarihi tekerrürden ibaret gören erkek egemen zihniyet oyunlarını, hile ve kurnazlıklarını devreye koymuş, sonucuna bel bağlamış görünüyor.

Erdoğan çocuk yapma sayısı ve biçiminden, evlilik zamanına ve yöntemine, evden okula, işyerine erkek kurallarına uyma dışında yaşam hakkı tanınmayan bir kadın profili çizmektedir. Yaptığı konuşmalara bakıldığında, Ortadoğu halklarının ve kadınlarının “koca”sı gibi konuşmaktadır. Faşizm halkları da “karı”laştırır ya, o da kadına ve halklara aynı muameleyi yapmaktadır. Bu yüzden, en çok da bu belirlemenin sahibi Hitler’e benzetilmiştir. Tüm dünya gericiliğinden aldığı gücü koyu faşizme dönüştürerek, başta Kürdistan halkı ve kadınları olmak üzere, tüm Ortadoğu halkları ve kadınlarını “karı”laştırmak istemektedir.

Özgürlük hapsedilemez

Erdoğan’ı Ortadoğu’nun lideri pozisyonunda tutmak isteyenlerin ve kendisinin imparatorluk hayallerinin çakıştığı noktada, tam desteği almış biçimde önünü kimse tutamamaktadır. Gözü kara iktidarın, gözü kara uygulayıcısı durumundadır.

Bir yandan işgal ve soykırımcı bir savaşla Kürdistan’ın dört parçasını ele geçirmek, ortaya çıkan özgürlük seçeneğini ve ruhunu yoketmek isterken, bu cepheye yaklaşmış veya yakınlaşmış kim ve neresi varsa, cezalandırma, yerle bir etmeyi amaç edinmiştir. Üçüncü Dünya Savaşı’nda Erdoğan’a biçilen rol, kadın özgürlük seçeneğini ortadan kaldırmak, halklar ve kadınlar adına tek söz söyleyenin diktatörler ve devletler olduğunu ispatlamaktır. Özgürlük ve özgürlük arayışçıları tecrit ve soykırım kıskacına alınırken, köleliğe giden bütün kapılar sonuna kadar açılmaktadır.

Tarihten çıkarmayı beceremedikleri bir ders var; özgürlük zaman ve mekanla sınırlandırılamaz, hapsedilemez. Bir akış ve oluşma halidir, devletli uygarlık zihniyeti ve sınırlarını aşarak gerçekleşir ve bu akışın tersine çevrilmesi mümkün değildir. Halklar ve direnenlerin hemfikir oldukları gerçek: Tarihi egemenler değil, direnenler yazar. Kadınların çıkarı, özgürlükten yanadır, kölelik ruhsal, düşünsel ve bedensel tükeniş halidir. Ruhsal, düşünsel ve bedensel olarak özgürlük ruhuyla donanan, yücelen kadınlar için başka bir tercih ve seçenek mümkün değildir. Yaşamı anlamlı ve özgür yaşamak esastır, uzunluğu veya kısalığı özgürlükle ilgilidir, süreyle değil.

Bu anlamda zamanı ve mekanı aşanların saflarını sıklaştırmak gerek. Kölelik üreten, soykırımcı faşizmin, döktüğü kanda boğulması yakındır…