Kadınların gücü faşizmi yenecek

- Zerin RUKEN
282 görüntüleme

1883595-o66LMl24 Haziran 2018 seçimlerini AKP’nin 16 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı faşizmin kurumsallaştırma sisteminin son halkası olarak ele almak gerekir. AKP-MHP faşist ittifakı 1 Kasım seçimleri ile buna start verdi. OHAL darbesi, 16 Nisan referandumu ile devam eden bu faşist sistemin inşasında 2019’da gerçekleşmesi öngörülen yerel seçimler son halka olarak planlanıyor. AKP-MHP faşist ittifakı 24 Haziran seçimleriyle üç yıldır yoğun olarak yürüttülen soykırımcı politikalar ve savaşa meşruiyet kazandırmak istedi. OHAL koşullarında mutlaka kazanacakları düşüncesiyle bu seçim kararı alındı.

Bu seçim OHAL koşulları, baskılar, yüzlerce Kürt siyasetçi ve demokratik kurumun kapatıldığı bir dönemde gerçekleşti. AKP-MHP faşist ittifakı, HDP’nin baraj altında bırakılması planları üzerinde çok açık şekilde çalıştı. Devreye konulan tüm hile ve senaryolara rağmen HDP’nin seçim barajını geçmesi, kadınların ve halkların mücadelesiyle gerçekleşti. HDP Türkiye cephesinde hem vekil sayısını hem de oy oranını arttırarak, halkların partisi ve mecliste üçüncü büyük bir parti olduğunu ortaya koydu. 7 Haziran seçimlerinden farklı olarak gergin savaş ortamlarında çetelerin faşizme oy verdikleri de inkara edilemez bir gerçek olarak gördük. Seçimlerin her aşaması anormal ve gayri meşrudur. Bu nedenle AKP eliyle geliştirilen özel savaş politikalarını yeni hükümet döneminde de boşa çıkarabilmeliyiz. AKP-MHP faşizmi bir bütün olarak devletin yapısını değiştirmektedir. Buna bağlı olarak karşısında direnen tek parti ve kesim Kürtler değildir. Bu çerçevede açığa çıkmış, referandumda hayır cephesi olarak somutlaşan dinamik ve ciddi bir kadın cephesi ve demokrasi kavgası veren halklar vardır. Yine AKP-MHP faşizminin Kürt soykırımını tamamlamak için tüm imkanlarını seferber ettikleri de bilinen bir gerçektir. Açığa çıkan seçim sonuçlarına göre savaşın karakteri ve yürütülmesinde farklılıklar ve yeni boyutlar da görülebilecektir. Kadınlar ve demokratik güçlerin bu iki olasılık için de mücadele taktik ve tarzlarını iyi belirlemeleri ve mücadeleyi yükseltmeleri gerekmektedir. Türkiye’de kadınların demokrasi cephesi ekseninde mücadeleyi ve örgütlülüğü geliştirmeleri, Kürdistan ve Ortadoğu’da da kadın özgürlük hareketinin öncülüğünde demokratik devrimin yaygınlaştırılıp, derinleştirilerek inşanın sürdürülmesi temel hedeflerdendir. 3. Dünya Savaşı sonrasında oluşacak statükolar bu mücadele temelinde belirlenecektir.

Faşist iktidar kurumlaştı

ank-22-05-2018-kadin-adaylar-tanitim7AKP’nin seçim hileleriyle kazandığı 24 Haziran seçimleri, her şeye rağmen faşizme karşı ortak mücadele platformu ve demokrasi blokunu ortaya çıkardı. Özellikle kadınların seçim çalışmalarında sergiledikleri performans ve emek faşizme karşı mücadeleki rollerini bir kez daha ortaya koydu. 24 Haziran seçimleri aynı zamanda Kürt kadınları, Kürt halkı ve Türkiye halklarına öncülük edildiğinde, son yıllarda yaşatılan acılar ve verilen bedellerle birlikte mücadele etmeye hazır olduğunu gösterdi.

Bu sonuçların yanısıra, AKP-MHP faşist ittifakıyla birlikte eril, soykırımcı zihniyet yapılanması kurumsallaştı. 24 Haziran seçimleriyle birlikte faşist yönetim kendisini yeniden yapılandırdı. Aynı faşist ve milliyetçi zihniyeti taşıyor olmalarına rağmen AKP’nin seçimleri kazanmak için MHP’ye tutunması, Erdoğan’ın hükümranlığını sürdürmek ve savaş politikalarını devreye koymak dışında başka manevra alanın kalmadığını gösteriyor. AKP politikasını, halkın önemli oranda destek verdiği, argümanına dayandırıp, meşruluğunu artırmaya dönük bir yaklaşım geliştirse de, uluslararası alandaki tecrit pozisyonunu aşamayacaktır.

Seçimden hemen sonra, HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’a yönelik mafyavari tehdit, bundan sonra da bu ve benzeri girişimlerin yaşanacağını ifade ediyor. Önümüzdeki süreçte birçok kesimi etkisizleştirme girişimleri de yaşanabilir. Buna karşı sessiz kalındığı takdirde AKP iktidarının karakteri olarak belirginleşen erkek hegamon ve faşizan politika Kürt halkına, kadınlara ve halklara yönelik soykırımcı saldırılarını daha da artıracaktır.

HDP farkını ortaya koydu

24 Haziran seçimleri ardından 27. dönemde parlamentoya giren 600 vekilden 103’ü kadın. Bu rakamla birlikte kadın vekillerin oranı yüzde 17.45  düzeyinde kaldı. Ne yazık ki HDP dışındaki siyasi partiler eşit temsiliyetin yakalanması konusunda çaba sahibi olmadı. HDP bu konuda bir kez daha farkını ortaya koydu. HDP’nin 67 milletvekilinden 26’sı kadın. Seçimler sonucunda 290 vekili bulunan AKP’den sadece 53 kadın olurken, 144 vekil sayısı bulunan CHP’den 18’i kadın vekilden oluşuyor. 49 milletvekili olan MHP’den 4 kadın vekil, 42 milletvekili bulunan İYİ partiden ise sadece 3 kadın vekil seçildi. Erkeklerin meclisteki temsil oranı da istatistiklere 82,55 biçiminde yansıdı.

Diğer partilere oranla HDP’nin kadın vekil sayısı yüksek olsa da şüphesiz bu yeterli görülmemeli. Eşit temsilin sadece parlamentoda değil, yaşamın her alanında sağlanması için de güçlü ve istikrarlı bir mücadele verilmeli. AKP’nin kadına dönük ikiyüzlü politikasına en fazla etkide bulunacak ve bunu deşifre edip boşa çıkaracak olan HDP’li kadın vekillerdir. Bu nedenle yeni dönemde parlamentodaki HDP’li kadın vekiller, kadın iradesi ve özgürlük çizgisinin sesi ve rengi olabilmelidir. Yine tüm bunların ön koşullu kadın ve çocuk katliamları ve tecavüzlerini durdurmanın tarihi hesaplaşması ve toplumcu siyasetini geliştirmek olmalıdır. AKP’nin ceberut devletiyle mücadele, ideolojik ve özgürlük duruşu temelinde geliştirildiği oranda sonuç verebilir. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgür bir Türkiye’nin inşası kadınların ortak örgütlülüğü ve birlikteliğiyle mümkündür.

Ortak mücadele büyütülmeli

KADINLARÖrgütlü kadın mücadelesi AKP’nin kadın düşmanı politikalarına dur diyebilir, faşizmi yenilgiye uğratabilir. Türkiyeli kadın örgütleri ve muhalif partilerin de güçlü ve alternatif bir duruş sergilemesi bu dönem açısından oldukça gerekli. Türkiyeli kadınlar 24 Haziran’da gösterdikleri kararlı ve aktif duruşu bundan sonraki süreçte de somut adımlar ve planlamalarla sürderek, seçimlerde kadınlarda yaratılan umudu büyütebilir.

HDP’nin meclisteki kadın milletvekillerinin sayısının parlamentoyla sınırlı kalmayıp, demokratik toplumsal mücadeleye yansıması da oldukça önem taşıyor. Yeni mücadele perspektifi oluşturulurken kadın vekillerin erkek egemenliği ve cinsiyetçi politikalarına karşı güçlü bir duruş ortaya koyarak, yaratıcı, alternatif bir çizgi geliştirmeleri en temel adımlardan biri olarak kendisini hissettiriyor.

Erkek zihniyetini en açık bir biçimde ifşa etmek gerekiyor. AKP’nin zorba erkek zihniyet gerçekliği ile kıran kırana bir mücadelenin geliştirilmesi temel öncelik olarak ortaya çıkıyor. AKP iktidarının en büyük korkusu olan bu mücadele tarzı, AKP’de kendisini kurumsallaştıran faşist, kadın düşmanı eril erkek zihniyetini sarsacaktır. Bu yönüyle “AKP iktidarı seçimle değil, kadının örgütlü mücadelesiyle gidecektir” tespiti oldukça yerinde.

AKP’nin kadın düşmanlığı 

Tüm bunlarla birlikte, AKP’nin kadın düşmanı iktidar gerçeği ve politikalarına rağmen halen kadınlardan destek alıyor olmasının nedenlerini de sorgulayabilmeliyiz. Aç ve muhtaç bırakılan kadının, devlete muhtaç hale getirilerek, maaş üzerinden iktidara bağımlı kılınması kadın özgürlRESIM 6üğüne en büyük saldırılardan biri değil midir? AKP diktatörlüğü politikalarıyla toplumda yaydığı kötülüğü sadece sıradanlaştırmamış, kitleselleştirmiş ve iktidar mücadelesini bu kirli amaçlar temelinde yürütmüştür. AKP diktatörlüğünün en belirgin karekteri de kadın, çocuk, halk düşmanı politikaları devreye koyması, erkek egemenliği ve cinsiyetçiliği derinleştirmesidir.

AKP’nin kadına yönelik politikaları erkek egemen zihniyete cesaret verip, kadına şiddeti normalleştirdikçe, öldürülen kadın sayısı artıyor. AKP iktidarı döneminde kadına şiddet olaylarının % 87‘sinde erkeklere “iyi hal” indirimi uygulandı. AKP iktidarı döneminde çocuk istismarının % 700, kadın cinayetlerinin % bin 400 artması, AKP’nin normalleştirdiği erkek egemen ve cinsiyetçiyetçi yaklaşımların da bir sonucu olup, bunlara politik olarak zemin hazırlandığını gösteriyor. AKP’nin bilinçli ve sistemli olarak yürüttüğü bu politikalar, son dönemde çocuk ölümleriyle sonuçlanan olaylarda da görüldüğü gibi bundan sonra da artacağını gösteriyor. 2012 yılında getirilen yeni eğitim sisteminin de özellikle kız çocuklarının okula devamlılığını sağlamadığı için istismarın artmasında etkide bulunduğu görülüyor. Aralık 2017’de müftülüklere nikah yetkisi veren yasanın resmi gazetede yayınlanması ise çocuk istismarının rakamsal olarak oldukça yüksek düzeylere çıkmasını sağladı. Diyanet İşleri Başkanlığının buluğ tanımı ve evlilik yaşı tanımı da bu yasal etki ile birleştiğinde yüzde 700 düzeyinde artan çocuk istismarının edenleri daha net görülüyor.

Her alanda eşit temsiliyet 

Kadına ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar önümüzdeki dönemde en öncelikli mücadele konuları arasında yer alıyor. Toplumun tüm kesimlerine, kadınlara ve halklara bu iktidar gelecek vadetmiyor diyebilmemiz için yüzlerce sebebimiz var. Bunun mücadelesi güçlü verilemediği takdirde siyasete endeksli dincilik, faşizm ve milliyetçilik cenderesinde toplumda yaratılan yozlaşma daha da boyutlandırılacaktır.

Faşizmin en karanlık halini yaşadığımız bu dönemde,  buna karşı mücadele cephesini de güçlü biçimde örgütleyecek imkanlara da sahibiz. Bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde mevcut koşullar kadın öncülüğünde yeni şafaklara yol almamıza da imkan sunuyor.

HDP’li kadınların yüzde 37’lik bir oranla meclise girmiş olması, tüm Türkiyeli kadınların sesi olacakları yönündeki beklentileri büyütüyor. Eşit temsiliyet, toplumsal siyasetin etkin tarzını yakalayarak pratikleşmektir. Halkın gerçek vekilleri olabilmeyi başarmaktır. Bu katılım toplumsal demokrasi mücadelesidir, faşizmi geriletilecek, kadınların örgütlü kimliğidir ve örgütlülüğüdür.