Kadınların hakikat arayışı ve Zuhal Yıldızı’na ulaşmak

- Nazan SEYHAN
250 görüntüleme

MANSETOrtadoğu gerçeğinde hakikatin dili farklıdır. Mücadelenin, yaşamın dili nev-i şahsına münhasırdır. Burada mücadele etmek, hakikate varmak ve özüne uygun bir sistem yaratmak çok büyük sınavların sonucunda gerçekleşir. Bu sırra da ancak kişi kendisi ulaşabilir. Bu yönlü mitolojide anlatılan hikâyeler gerçeğe daha yakındır.

Örneğin bu sınavlar içinde İsis tapınağı ile ilgili verilen misal dikkat çekicidir. Dizlerinde kapalı bir kitap bulunan ve yüzü örtülü olan İsis heykelinin altında yazılı olan “Yüzümdeki örtüyü hiçbir ölümlü kaldıramadı” belirlemesi çarpıcıdır. Bu aynı zamanda tarihin dışına itilen kadının durumunu da anlatmaktadır. Ve ölümsüzlük arayışını anlatan bir sınava da işaret etmektedir. Arayış içinde olan ruhun İsis’in yüzündeki örtüyü kaldırması her şeyden önce sınavın bütün zorluklarına katlanması ile mümkün olacaktır. Bilimin gücüne inanan ve özgürlük inancına dayanan ruhların hakikatin sırrına erişeceklerine dair olan inanış bu yönüyle anlamlıdır. Bu nedenle insan olma sınavında göğün yedinci katında bulunan ve ölümsüzlük yeri olarak tanımlanan Zuhal Yıldızı’na ulaşmak Ortadoğu’ya has bir arayışı anlatır.

Evrensel aklın bütün gizini taşıyan Zuhal yıldızı ölümsüzlüğü temsil eder. Işık ile bütünleşmiş olan ruhlar oradan koparak dünyaya doğru düşer. Buradaki düşüş aslında bir sınavı anlatır. Düşüş dünyaya inildikçe büyük ışıktan karanlığa doğrudur. Işık ruh, karanlık maddedir. Ruh kısa bir sınama için yeryüzüne inip maddeyle birleşir, ancak maddeye boyun eğmez. Ruhun maddeye boyun eğmesi ona yenilmesi demektir. Bu da sonsuz olarak yok olması demektir. Şayet sınav kazanılmazsa ışık sönecek ve ruh karanlıkta kalacaktır. Ruh da ışıksız kalınca karanlığın içinde eriyip tükenecektir. İşte bu nedenle kozmik boşluk; inen çıkan ve arada eriyip tükenen sayısız ruhla doludur. Sınavı kazanan ruhlar ise yedi kat göğe başarıyla yükselip geldikleri yere döner ve böylece de ölümsüzlüğe kavuşurlar. Hakikati öğrenirler. Kök ve kaynak ile birleşir bir bütün olurlar. Madde ile olan mücadelesinde ona boyun eğmeyen ve hakikat arayışına çıkmayı başaran ruh, ilk basamak olarak düşünce dehasını gerçekleştirir. Düşünce ile hayatı ve ölümü düzenler.

01_07_romanDüşüncede sağlanan bütünlük toplumsallaşmanın zeminlerinin sağlam olmasını sağlar. İkinci basamak soyluluk dehası olarak tanımlanır. Bu kata çıkmayı başaran ruhlar asaletlerini kanıtlamış olurlar. Üçüncü basamakta bulunan Zühre yıldızı aşk dehasıdır. Burada özlü sevgiye ulaşmanın toplumsallaşma ile sağlanacağı anlatılır. Güneşin egemenliği altında olan dördüncü kat ise güzellik dehasıdır. Başarılı ruhlar ölümsüzlüğe yükselebilmek için böylesi bir tüm güzellikten geçerler. Adaletin dehası olan beşinci kat doğa ve tüm canlılar arasında olan bütünlüğü ve uyumu ifade eder. Altıncı kat da bilimin dehasıdır. Bunu elinde bulundurmak büyük gücün asasını elinde bulundurmak anlamına gelir. Ölümsüzlüğe kavuşulan ve tümel aklın tüm sırrını saklayan Zuhal yıldızının katı ise son kattır. Ve ulaşılması gereken hedeftir.

Bu temelde madde ile olan mücadelede ruhları ölümsüzlüğe götüren irade ve acı ile aydınlık bir bilinç elde edilir. Bu bilince kavuşabilmek için yükselmeyi istemek yeterlidir. Yükselen ruh, aydınlık bilincine dayanarak, tüm güzellik, tüm güç, tüm akıl olacaktır. Bu ise ölümsüzlüktür. İşte ölümsüzlüğün sırrına erme arayışı bir yandan İsis’in “yüzümdeki örtüyü hiçbir ölümlü kaldıramadı” şeklindeki isyanıyla bağlantılı Zuhal yıldızına ulaşma ile sembolleştirilirken diğer yandan Gılgameş Destanı’nda uygarlık güçlerine yenilme şeklinde dile gelir. Önderliğimiz bu konuda, “Ortadoğu kültürü insanlığa cennet ve cehennem ütopyasını arma- ğan etmiş, ilk yazılı destan olan Gılgameş Destanı’yla binlerce yıl öncesinden beri ölümsüzlük otunu hep aramış bir kültürdür. Anlıyorum ki, özgür kadınla gerçekleşebilecek yaşamı iktidar hastalığıyla kaybetmiş olan Gılgameş nesli, hep peşinde olduğu bu yaşamı sadece ölümsüzlük biçiminde değil, gerçek yaşam süreci içinde de bulamayacaktır” demektedir. Gılgameş ile iktidara bulaşan bu arayış bugün ulus-devlet anlayışı temelinde en üst noktaya gelmiştir.

Roman IsisAma Zuhal yıldızına ulaşma şeklinde Ortadoğu’da süren hakikat arayışı ve bu temelde geçilen sınavlar kadın özgürlük mücadelemizde sürmektedir. Hakikate giden yolda kadınların mücadelesi belirleyicidir. Çünkü kadınların hakikat arayışı kendine has bir diyalektiğe sahiptir. Kadınlar önce düş kurar, ütopyalarını yaratır. Kurduğu düşün madde ile olan mücadelesinde ona boyun eğmeyen ve hakikat arayışına çıkmayı başaran ruh, ilk basamak olarak düşünce dehasını gerçekleştirir. Düşünce ile hayatı ve ölümü düzenler. Düşüncede sağlanan bütünlük toplumsallaşmanın zeminlerinin sağlam olmasını sağlar, gerçek olması için düşünür. Yollara düşer. Aşılması güç engelleri aşar, büyük badireler atlatır. Ama öyle bir eşiğe gelir ki düşer. Sonra yeniden kalkar. Düş kurar, düşünür, yollara düşer ve yine düşer. Günümüze kadar varlığını sürdüren değerlerin yaratıcısı olan ana tanrıça kültür Marduk ile olan mücadelesinde bunu yaşar. Laat, Menaat ve Uzza kültürünü canlı kılmak isteyen Hatice, Fatma ve Ayşe’nin inancında bu direnişin kalıntıları vardır. Semiramis’in bahçelerinde, Zenubya’ın tutkusunda, Nefertiti’nin hırsında, Mariam’ın çelişkisinde, Magdelena’nın arayışında, cadı avlarında, dokuma tezgâhlarının başında bunu yaşar. Ancak hiç pes etmez. Çünkü insanlığın bütün demokratik değerlerini yaratan, hala insanlığın manevi ve maddi dünyasına yön veren esas devrimin sahibidir ve içten içe kendine güven veren de bu köklü kültürdür.

Tarihin başlangıcında gerçekleştirdiği bu devrimin izdüşümleri hala hayatın her alanında capcanlıdır. Onlardan güç almaktadır. Kurduğu düşün üzerine hayatı inşa eden kadının, tarih sayfalarında izleri kaybedilse de ayakta kalmayı başarmıştır. Tüm zaman aralıklarından ince ince günümüze bir yeraltı nehri misali akan öz değerlerimizi temsil etmektedir. Anlamını yitirmiş kayıtlara tenezzül etmeden kendi zamanını yaratma arayışını sürekli sürdürmüştür. Hakikatin oluşuISIS-2nu anlatan zamanda kadınların izlerini aramak bu nedenle çok anlamlıdır. Çünkü bu arayışın içinde insanlığın kaybedilen hakikati saklıdır. Bu arayışın içinde hayatın kendisi vardır. Belki bu söylemler soyut gelebilir. Ama hayatın kendine ait bir dili olduğunu en iyi kadınlar bilir. “Su akar yatağını bulur” sözünün anlamını en iyi kadınlar hisseder. “Kaybedileni kaybedilen yerde arama ve bulma ilkesini” doğrularcasına Ortadoğu’da Kürt halkı şahsında “Jin Jiyan Azadi” ile bu anlamı ifşa eder. Hayata kurdukları düşleri, ütopyaları gerçekleştirme iradesi ile tutunan ve hayatın kendisi olan kadınlar en çok bu bağın sırrına erişmek için mücadele eder.

Ortadoğu’ya dair her söylemin mutlaka kadın dilinin izlerini taşıyan kozmik, felsefi ve sosyolojik bir yanı vardır. Evrensel aklın esrarını taşıyan bu söylemlerde köklü bir tarih yatmaktadır. Ve insanlığın ana değerlerini anlatan bir ana damar akmaktadır. Çünkü Ortadoğu’da kadının gizini taşıyan zamanın izleri kendine hastır. Bu nedenle Ortadoğu’da hakikat arayışı aynı zamanda kadınların etkin olduğu doğal topluma özlemi ifade eden sayısız mitolojik, felsefi, sosyolojik anlamı kendi içinde barındırmaktadır. Hakikatin dili de bununla bağlantılı olarak farklıdır, orijinaldir. Ortadoğu’nun demokratik dönüşümünde kadının rolü de son yüzyıllar da gelişen geleneksel, modernist ve feminist akımlarla ve hareketlerle tek başına açıklanamayacak ve çözümlenemeyecek Ortadoğu’ya dair her söylemin mutlaka kadın dilinin izlerini taşıyan felsefi ve sosyolojik bir yanı vardır. Evrensel aklın esrarını taşıyan bu söylemlerde köklü bir tarih yatmaktadır.

ISIS Ortadoğu tarihinde felsefi düşüncenin temellerini atan bilgeler genelde insanın sadece akıl yoluyla hakikate ulaşamayacağını söyler. Akıl her zaman hakikatten yana olmadığı gibi iyi sonuçlar doğurması da mümkün değildir. Nitekim sezgiyi, iç görüyü ve gönül gözüyle dünyaya bakmayı tümüyle öteleyen hiyerarşik devletçi zihniyetin insanlığa ve evrene yaşattıkları salt akıl ile gerçeğe varılamayacağının en temel göstergesidir. Hakikatin ilmine ulaşabilmek için her şeyden önce duygusal zekâ ile analitik zekânın bütünlüğüne ihtiyaç vardır. Yani beyin ile yürek arasında kurulacak olan köprü aynı zamanda sezgiyi, ilhamı, gönül gözünü açan ve hayatın dilini anlamayı mümkün kılan bir yöntemdir.

Özgür yaşam ütopyası olan ve bunun mücadelesini veren kadınlar olarak jineoloji ile hakikatin keşfinde bilgelik sınırlarında bir düşünce-duygu birlikteliğini sağlamak çok önemlidir. Hakikatin bilgisine ulaşmak böylesi bir aydınlanma ile mümkündür. Jineoloji bir kadın devrimi ile yaşamı yeniden kadın eksenli kurmanın bilimidir.

Tüm toplumsal alanlarda kadınların bilinçlenmesi temelinde gelişecek bir kadın devrimi aynı zamanda toplumsal bir devrim olacaktır. Bu yönüyle kadın devrimi kadın özgürlük mücadelemiz ile en köklü çı-kışları yapma potansiyelini taşımaktadır. Cinsiyetçi ideolojiye karşı yıllardır sürekli bir savaş içinde olan kadın özgürlük mücadelemiz aynı zamanda tecavüz kültürüne karşı her an ahlaki ve politik bir savaşım yürütmektedir. İktidar ve sömürüye hizmet eden çocuk doğurma olgusunu bilimsel temellerde ele aldığı gibi bu konuda kendi özgün mekânlarında yarattığı öz örgütlülüğüyle toplumu bilinçlendirme mücadelesini de sürdürmektedir.

Isis-PersephoneSistemin içinde sisteme karşı eski bilgeler düzeyinde bir hakikat savaşçılığı anlamına da gelen jineoloji, sisteme karşı sürekli bir eylem içinde olmayı ifade etmektedir. Sadece modernitenin akademik dünyasını eleştirmekle yetinmeyen, bununla birlikte alternatifini de geliştiren yeni akademik birimler oluşturma iddiasındadır. İsis’in yüzündeki örtüyü kaldırmayı; ölümsüzlüğün bir başka adı olan demokratik modernite sistemini inşa ederek gerçekleştirecektir. Hakikat devrimi ile sağlanacak yeni zihniyet ve yaşam tarzı aynı zamanda Ortadoğu kültürünün kendini yenilemesini sağlayacaktır. Yaşamın tüm alanlarında, kadınların öncülüğünde yürütülen mücadele Ortadoğu’nun demokratik dönüşümünde belirleyicidir. Nitekim bu coğrafyanın dokusuna uygun bir mücadele diyalektiği ekmek ve su kadar gereklidir. Emperyal güçlerin Ortadoğu üzerindeki entelektüel hegemonyası başta olmak üzere bütün alanlardaki egemenliğini ortadan kaldırmak böylesi bir mücadele ile mümkündür.

Bütün baskılara rağmen akışını sürdüren demokratik uygarlık güçlerinin tarih boyunca sürdürdükleri direniş ve mücadele geleneğine bağlı kalarak bilimin ışığında hakikat arayışını sürdürmek bu topraklara hastır. Erenlerin, ana kültlerinin, dervişlerin, bilgelerin “bir lokma, bir hırka” felsefesi temelinde yaşamayı bilmedikçe hakikat savaşını vermek zordur. Bu temelde ‘‘Ortadoğu’nun yenilenmiş kadın tanrıça bilgeliklerine ulaşma’’ ihtiyacı vardır. Kadın devrimi “fikri-sözü-eylemi bir olan” kültürü yeniden canlandırmak kadar demokratik modernite uygarlığının temel ilkelerini ve kapitalist modernitenin eleştirisini bu kültüre ekleyerek katkısını sunacak ve tarihsel rolünü oynayacaktır.